B. şöyleee bir dışarıya baktıktan ve saatte 90 km hızla esen rüzgara eşlik eden sağanak yağmuru ve tüm bu esrarcengiz havaolaylarının penceresini, dandik bir demirden yapılma sokak lambasını ve kanalın suyunu nasıl da bir o yana bir bu yana savurduğunu gördükten sonra evde oturmaya karar verdi. Yapılacak yığınla iş olsa da - zira artık akşamları da odasında çalışacak göööyaa - önce o gün ikinci elciden pek de ucuza aldigi ve adını Osman koyduğu tahta kuklanın fotoğraflarını çekti. Siyah beyazlar istediği gibi olmayınca bir küfür savurdu orta yere. Nasılsa odada ondan ve Osman'dan başka kimse yok. Sonra sıkıldı fotoğraf çekmekten, eve gelirken aldığı çiçekleri - ki biri kırmızı tomurlu biri beyaz biri de sarı ince uzun çiçekli üç demet almıştı gözü doymayasıca B. - vazolara yerleştirdi. Beyaz çiçek pek bi sevimli göründü gözüne tuttu bu sefer bunun fotoğafını çekti. Ama yine yine hemencecik sıkıldı. Kitabını aldı eline, üç sayfa, beş sayfa..."yok ben bi çay yapayım önce" dedi, kalktı. Teeee homlendlerden süperinden çaydanlık getirmiş olsa da üşendi tabii ki, kupaya sallayıverdi dandik poşeti. Olsun. Çayla bir on sayfa daha okudu, iki sigara daha içti. Yine düşündü bu aralar hep düşündüğü gibi "sigarayı bırakmak lazım".
B. neden sonra pencereyi açıp bir daha baktı şöyle bir dışarı. Böyle akşamlarda biz ne yapardık ki Ankara'da diye geçirdi içinden.
a) kestane
b) patlamış mısır ve film
c) hepsi aynı anda
d) hiçbiri
"Cevap veriyorum: hatırlamıyorum" dedi. Hatırlayamaz tabii, zira böyle akşamlarda da böyle olmayan akşamlarda da evde hep bir ses...hep bir hikaye..."Demek ki bana bir hikaye lazım. Şimdi, hemen" dedi ve eski öyküleri okumaya başladı. Bu da hadi desek bi yarım saat oyaladı onu. En sonunda "ehhhhh, çok sıkıldım çok" dedi Osman'a, ve düti friii'den 22 öyraya aldigi ekstra aged tek-i-ala'yı bir hışım açıp, üç shot attı arka arkaya...Tekila da öyle bi yumuşakmış ki böyle hani atsan üç tane daha atarsın... dediyse de durdu. Kendini bilir bir insandır bizim B.
Peki şimdi n'apacak?
Saat on. Bir kilisenin çın çınnnn çınlayan çanlarından belli.
Bence B. hafiften bastıran ve sabah hatırlanmayacak olan bol rüyalı bir uykuya direnemeyecek. Aklında Ozanla Akyaka'da pufidik armut koltuklara gömülüp kitap okudukları, bira içtikleri, arada başlarını kaldırıp birbirlerine şöyle bir gülümsedikleri bir akşamüstünün huzurlu imgesi...
B. neden sonra pencereyi açıp bir daha baktı şöyle bir dışarı. Böyle akşamlarda biz ne yapardık ki Ankara'da diye geçirdi içinden.
a) kestane
b) patlamış mısır ve film
c) hepsi aynı anda
d) hiçbiri
"Cevap veriyorum: hatırlamıyorum" dedi. Hatırlayamaz tabii, zira böyle akşamlarda da böyle olmayan akşamlarda da evde hep bir ses...hep bir hikaye..."Demek ki bana bir hikaye lazım. Şimdi, hemen" dedi ve eski öyküleri okumaya başladı. Bu da hadi desek bi yarım saat oyaladı onu. En sonunda "ehhhhh, çok sıkıldım çok" dedi Osman'a, ve düti friii'den 22 öyraya aldigi ekstra aged tek-i-ala'yı bir hışım açıp, üç shot attı arka arkaya...Tekila da öyle bi yumuşakmış ki böyle hani atsan üç tane daha atarsın... dediyse de durdu. Kendini bilir bir insandır bizim B.
Peki şimdi n'apacak?
Saat on. Bir kilisenin çın çınnnn çınlayan çanlarından belli.
Bence B. hafiften bastıran ve sabah hatırlanmayacak olan bol rüyalı bir uykuya direnemeyecek. Aklında Ozanla Akyaka'da pufidik armut koltuklara gömülüp kitap okudukları, bira içtikleri, arada başlarını kaldırıp birbirlerine şöyle bir gülümsedikleri bir akşamüstünün huzurlu imgesi...
