28 Eylül 2010 Salı

Psikolocik gibi bir yazi


Gecen senemi adadigim 'emotion' mevzusu neticesinde deneylerim elimde patlamis olsa da bazen okudugum makalerden kupleler geliyor aklima. Yanima kar kalmis gibi. Bir tanesi 'sadness' ile ilgiliydi. Uzgun olmanin nasil bir hal oldugunu uc cumleyle aciklamis bilim insani. Oyle de guzel aciklamis ki icin parcalanir. Bir gun yazarim buraya. Baska bir tanesi sucluluk (feelings of guilt) ile utanci (feelings of shame) karsilastirmis ve bu duygularin evrimsel faydalarini siralayarak hangisinin ileriye yonelik daha faideli bir duygu oldugunu gostermis. Acaba hangisi diyen merakli okura cevap veriyorum: feelings of guilt.

Ama bu yazimizin konusu bambaska bir sey: beklenen hissiyat - ki maalesef her zamanki gibi tanimin ingilizcesi turkcesinden daha guzel geliyor kulaga (ya da benim kulagima) = anticipatory affect.

Bir olayin, bir kararin neticesinde yasanmasi beklenen hisler. 'Halet-i ruhiyeme ayar vericem soyle yaparsam ve cicek gibi olacagim' demek ya da 'aman soyle yapmayayim, hafazanallah gunlerce mal gibi hissederim' demek. Evrimsel psikolojiye gore beklenen hissiyat'a gore hareket etmenin survival degeri cok yuksek. Turumuzu turlu tehlikelerden koruyan, saglikli bir kafayla yasama sansini arttiran, olur olmaz kararlar vermemizi engelleyen bir mekanizma diyelim. Allah zeval vermesin.

Ama is bu kadar basit olsa? Degil. Yasantilara kabaca tek sabitli ve cok bilinmeyenli denklem diyebilsek ve oradaki tek sabit kendimiz olsak belki yine de bir nebze kolay olurdu. Ama biz bile tek sabit olamiyoruz kendi denklemimizde arkadas. Insan davranisinin, isteklerinin, hayallerinin kestirilemez degiskenligi. Dolayisiyla bir secim sonucunda istedigin kadar bekleyedur belli bir hissiyatla dolmayi, bazen olmuyor. Yani neticesinde cok iyi hissedecegini dusundugun konularda kotu, cok kotu hissedecegini dusundugun konularda da cok iyi hissedebiliyorsun. Sindi ananem olsa 'Eee yavrim hayat, mukadderat, surada ne yazildiysa o' derdi.

O zaman ne yapmali? Ne bileyim ne yapmali?
Hepinize nese dolu gunler, mis gibi duygular dilerim.



Resim: Hallice
Muzik: Gonzales- Gogol

21 Eylül 2010 Salı

Parliament Sinema Kusagi'nda Bu Hafta


Hayirdir isallah, insanlarin son zamanlarin en iyi filmi diye diye beynimi yedikleri Inception'i da sevmedim. Avatar'da da boyle olmustu. Birileri bir kisim film icin son zamanlarin en iyi filmi diyorsa zaten orda bir killanican sevgili okur. Hatta kendilerine tam olarak soyle diycen: 'ulan hangi son zamanlar len, hangi son zamanlar cemcuk agizli? '

Inception'in ruya icinde ruya ve hatta onlarin icinde yuvalanmis bir iki ruya daha temali konusunu hos bulmakla beraber, kadin oldugumdan midir nedir, butun o patlama-patlatma, kovalamaca, oldurmeye calismaca sahneleri bana supersonik siradan ve sikici geldi. Bununla birlikte arka planda surekli cocuklarina kavusmaya calisan baba (ki Di Caprio filmlerde baba rollerine burunmeye basladiysa bence yaslanmis demektir) hikayesi...Tipik holivud numarasi. Yemez bunlari anadolu cocugu. Yine de en dokunakli anlar Di Caprio'nun karisiyla ruyalarda konustugu sahnelerdi. Bir duygu durumu ile empati kurabildigim sahneleri/anlari sevdigimi fark ettim.
Fekat sen bunu yapmaktan cok uzaksin gudik holivud. O nedenle Inception'in beynimde ve keyfimde yarattigi sikintilari silmek adina bir sure damardan festival filmleri izleyeyim diyorum. Hani su bir bok anlasilmayan, ama sanatsal oldugu icin hepimizin hayran kaldigi filmler var ya, onlardan. Notrlendikten sonra ise sadece Ezel gibi memleketimin bagrindan kopup gelmis dizileri izlemeyi dusunuyorum. Aksiyonsa aksiyon! Hem sonra sehvet, tutku, intikam, katliam, arada dovus, itis-kakis valla hepsi Ezel'de de var. Hem kafan da rahat eder sevgili okur, benden demesi.

Son olarak, allah kimsenin coluguna cocuguna inception vermesin. Amin.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Kiymetlimsss''lere uzucu gibi degil gibi sarkilar


Bugunun musikisi tam da Hollanda'nin kul rengi sabahina uygun. Ikinci sarkida otur agla. Ya da E.'nin dedigi gibi 'otur bilekleri dik kes'. Oyle bir hissiyat.

Bu arada calisirken neden boyle sarkilar dinliyorum, mazosist miyim, manyak miyim, gudik miyim neyim? Bunun cevabini da her seyden kiymetli siz okurlara birakiyorum.

Blonde Redhead- Misery is a Butterfly




Blonde Redhead - For the Damaged


17 Eylül 2010 Cuma

Turkce Pop Tarihinde En Tuhafima Giden Sarki Sozleri- Madde 3


'Benim ahimi aldin
Ahim da seni alsin
Iyi gunde kotu gunde
Yerde kalir mi sandin
Yandin yandin yandin

Artik devir degisti
Ee tabi Celik de degisti
Kisa kes artik bitti
Senin modan gecti
Simdi o kadin moda
Bay bay'

Celik - Aman Aman

Sindi sevgili okur, allasen goz var nizam var, yani bu sozlerin neresi falso diye dusunen varsa rica ediyorum kendine bir baktirsin. Ha 90'larda bu sarkiya orada burada eslik etmedik mi, ettik. O ayri. Ama bizimkisi malumunuz retrospective bir sorgulama, bir kisisel bilinclenme operasyonu, adeta bilincaltini sap samandan temizleme ugrasi.

Bu uzuuuun grizgahtan sonra dikkatlerinizi 'benim ahimi aldin, ahim da seni alsin' dizelerine cekiyorum. Fekat burda oyalanmak gibi bir niyetim yok. Zaten 'ahim da seni alsin' sozu uzerine soylenecek bir sey yok. Sacmalik ortada. O nedenle direk ikinci kitaya gecelim hep beraber. Onden buyrun.

Celik, guzel abim, naptin sen?

Bu sefer soru-cevap yapmiyorum cunku bence cevap net. Biri bana boyle dese, bir elimde tuttugum et bicagini da munasip bir sekilde kullanarak kendisine Elif Karli'dan 'Bizim oranin adetleri, meshurdur cinayetleri' sarkisini soylerim. Artik mesaji aldi aldi, almadi o zaman baska bisi dusunulecek-ki icinde yine et bicagi olabilir.

Reca ediyorum sevgili okur, altta kalma. Devir degisti, akabinde Celik degisti ama unutma sen de degistin yavv. Modan falan gecmedi. Operim.

16 Eylül 2010 Perşembe

Ege Kayacan sesiyle: 'Iyi Kalpli Insanlar Gunaydin'


Kasvetli bir gune seker pembesi ojeler ve asagidaki sarkiyla renk vermeye calisan B.'yi hep beraber takdir ediyoruz.




Muzik: Camera Obscura -French Navy
Oje: Golden Rose Nr.14 - Pespembemsi
Resim: Google Beyefendi - 'Dunyanin ilk kamerasi/ kurmasi kolay / dunyayi tersten ve tepetaklak gormek isteyenler icin birebir'

14 Eylül 2010 Salı

Dellendim de Duruldum / Yazdim da Kurtuldum


Facebook'ta malumunuz pazar gunune kadar surekli bir referandum post'lari gitti geldi. Ulkenin gudiklik ve sebeleklik nabzini tutan ve nabza gore serbet vermek gibi bir arzusu da kesinlikle (ve neyse ki) olmayan Zaytung da gecenlerde iste su yukariya yapistirdigim son dakika haberlerinden ikincisini yayinladi. Fakat bugun itibariyle goruyorum ki masallah benim facebook 13 Eylul'den sonra daha da sapitti. Benim facebook derken, dilim varmiyor ama diyecegim, aslinda benim arkadaslarim sapitti.

Biktim usandim iki gundur 'bu halk aptal, bu oylari verenler cahil, egitimsiz' gibi yorumlar okumaktan. Daraliyorum, cinleniyorum, afakanlar basiyor. Zamaninda Aziz Nesin'den korkanlar tutmus onun 'bu milletin yuzde bilmem kaci aptal' lafini profillerinden cigiriyorlar. Bak simdi actim feysbuk'u, ilk karsima cikan post Amerika'da doktorasini tamamlamak uzere olan bir arkadasimdan. Mesleklere gore evet- hayir diyenlerin dagilimini paylasip ev hanimlarinin cogu 'evet' demis oldugu icin 'allah belanizi versin calismayan kadinlar' yazma curetini kendinde bulmus. Sen birak doktora yapmayi artik nobel alsan bos.

Evet diyen herkes cahil cuhela, ev hanimi, yobaz, dalkavuk. Illa ki buna inanmak istiyor - hayir'cilarin hepsi degil gerci ama- en azindan hayir'cilarin icindeki elitistlerimiz. Ve dertleniyorlar, anlayamiyorlar, surekli sorarlar: 'Sahi bizim de bir oy hakkimiz var, onlarin da. Bu nasil mumkun olabilir? Dagdaki coban ve ben? Evdeki kadin ve ben? Halbuse aramizda dunya kadar fark, en az iki dil ve dort diploma var'.

Bence biraz sakinlesmemiz lazim. Hep beraber. Kendimizle digeri arasina ucurum koymadan. Ben oy veremedim, o nedenle bu konuda konusurken de kendimi biraz kotu hissediyorum ama son olarak bu yaziyi okuyan hayir'ci dostlarim: siz de bana sinirlenmeyin n'olur. Gozlerinizden opuyorum.
Edit: Tam da bu konuyla ilgili simdi sunu okudum. Ahmet Insel- Radikal

9 Eylül 2010 Perşembe

Paskalya Halloween ve Ramazan'i harmanladim da iyi mi ettim?

Hayirdir isallah iki gundur gordugum tuhaf ruyanin haddi hesabi yok.

Birinde yedi tane tavsan kulakli cocuk odaya dalip ellerinde paintball silahi gibi seylerle her tarafa paskalya yumurtasi firlatip yanimdaki arkadastan bahsis istediler. O da bahsis vermem, evimi yimirtaylan doldurdunuz diye yaygara cikartinca izbandut gibi olan babalarini cagirip bizi dovdurtmekle tehdit ettiler. Ikincisinde yeni tasindigim eve biri Cinli biri Hollandali olmak uzere iki hirsiz girdi. Onlardan kurtulmak icin sokak kapisini actigimda bu sefer karsima Cadilar Bayrami kostumu giymis uc tane cocuk cikti. Ellerindeki keseleri uzatip benden seker meker istediler, ben de arkamdan kosturmakta olan hirsizlari unutup cocuklara seker verdim. Cocuklardan birinin 'Hmm, orumcek seklinde seker, tam da Halloween'e uygun. Bunu yemeyeyim de ne yapayim?' demesi hala kulaklarimda. Ve dahi cocuk o orumcek gorunumlu sekeri bacaklarindan ginam gunum diye yerken bir kez daha 'hasiktir, ne bicim ortama dustuk' diye tirsmam ve arkamda hirsizlar, onumde korkunc cocuklar araya sikisip kalmam...Aman sabahlar olmasin dedirtecek cinsten ruyalar degil dogrusu.

Ustelik de mubarek ramazan bayraminin ilk gununde nedir bu allasen? Isterdim ki baklava goreyim, tel kadayif goreyim, hatta annemin biz cok seviyoruz diye ozellikle yaptigi bal gibi cevizli kabak tatlisi goreyim. Paskalya davsani, cadi supurgesi derken ben boyle bilincaltinin taaaaaa...

Sabah sabah terbiyemi bozmak suretiyle bir rahatladim. Kusura bakmayin. Bayraminizi mubarekliyor, buyuklerin ellerinden, kucuklerin gozlerinden, yasitlarimin yanaklarindan opuyor, davsanlarin kulaklarini cekip 'akilli ol, senin aklini alirim' demek istiyorum. Bu kadar:)

7 Eylül 2010 Salı

Hiçbir şey diil aslında

Dün kötü, çok kötü bir gece!

Kötü gecelerde ben bazen başkası olmadığıma üzülürüm. Başkası olsam, başka yerde olsam, başka bir şey yaşıyor olsam, adım B. değilmiş meğersem ve bu oda benim değilmiş ve bu şehirde sadece iki gün kalacakmışım ve tanımıyormuşum kimseyi.

İnsan bazen kimseyi tanımamak istiyor.
Bazen de bir geçmiş zaman özlemi...Tenini yalayan İzmir lodosu gibi sıcak.

2 Eylül 2010 Perşembe

Turkce Pop Tarihinde En Tuhafima Giden Sarki Sozleri- Madde 2


'Seni seviyorum
Seni seviyorum
Seni seviyorum diye
Senden once hickimseye
Soylemedim dersem yalan yalannnn olur'.

Kayahan bu ne simdi allasen? Saka mi bu? Biri sana bunu soylese ne cevap verirsin sevgili okur?

a) Bu kadar durust oldugun icin cok tesekkur ederim sevgilim. Simdi ben de sana karsi durust olacagim: ben aslinda erkegim.
b) Dalga mi geciyosun, adam mi seciyosun?
c) Gotimik gotimik gotimik diye / senden once hickimseye/ soylemedim dersem / dogru dogruuu olur.
d) Seni mekikle Jupiter'e gondermek ve akabinde yeni bir hayata baslamak istiyorum.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Adres Değişikliği Nedeniyle Zararına Satışlar


Taşındım. Yeni evim hayırlı uğurlu olsun. Amin.
Yeni evim çok güzel. Alenen iki oda bir salon ayol. Yani bildiğin ev. Vay didim. Ev arkadaşım P. ve İtalyan eniştem L. var ortamda. Bir de iki tane sıçan. Kafeste debelenip duruyorlar. Annem görse çığlığı basar, bir de üstüne "allah akıl fikir versin" der. Ben kedi isterdim doğrusu ama an itibariyle eldekiyle yetineceğiz ve komşunun kedilerini (Max ve Puma) severekten hayatımıza devam edeceğiz. Yeni evim bölüme beş dakka, kürkçü dükkanına ise bir dakika mesafede. Tehlikeli mirim. Çok tehlikeli. Zaten adama sarı liraları döküyorduk, artık bir de "ay aman yolumun üstü" diye diye gençliğimizi güzelliğimizi bar köşelerinde heba etmeyiz işallah. Yok len etmem bence. Zaten 30'u görünce aklım çıkmış, hayatımda ilk defa ciddi kararlar almanın arifesine gelmişim falan.

Yeni evim güzel ve eski eski evim de çok güzeldi. Oradan iyi bir dosttan ayrılır gibi biraz üzgün ayrıldım. O evle birlikte hayatıma girenleri, ev arkadaşlarımı düşündüm. Odamda kurulan sofraları, penceremi tıklatıp gelen arkadaşları, rahmetli danışmanım ve E. ile odada içilen şarapları, tek kişilik koltuğa oturup bana içini dökenleri, beni tek kişilik koltuğa oturtup dinleyenleri, gece 3'te kürkçü dükkanından çıktıktan sonra oraya doluşup attığımız tek-i-ala'ları, evin önünde ot çeken homlısları, kanalın suyuna bakarak dalgın dalgın sigara içtiğim zamanları, çok da uzak olmayan bir geçmiş zamanda sürekli ağladığım ve uyuyamadığım için yine aynı koltuğa oturup kendimi unutuna kadar bir başıma içtiğim tuhaf geceleri ve bu gecelerin bazılarında da kendini unutmak için bana eşlik edenleri, yine çok uzak olmayan başka bir geçmiş zamanda orada kendimi eksiksiz ve tam hissettiğim anları, attığım uzun bir kahkahayı ve bir şişe daha beyaz şarap getirmek için mutfağa gittiğimi, büyük pencerelerimi, yağmurun, kanalda vraklayan ördeklerin ve antreman yapan kanocuların sesini, sudan ne zaman büyük bir tekne geçse sanki ilk defa sudan geçen büyük tekne görüyormuşum gibi heyecanlandığımı ve ve ve daha birçok şeyi hatırladım. Hatırladım da yine şaştım: insanlara, evlere ve eşyalara neden bu kadar bağlanıyorum?

Şimdi yeni evde yeni hikayeler biriktirme vakti. Bir zaman sonra buradan ayrılırken benzer bir yazı yazacağıma eminim. Zira bloga baktım da Ankara için, İzmir için ve dahi sadece yazları gittiğim Safranbolu'daki babanne evi için bile yazı yazmışım. Yüce rabbim beni de böyle yaratmış, yapcak bir şey yok.

Hayalimdeki evi sorarsanız eğer, hayalimde içi hep dolu, fıkır fıkır, neşeli bir ev var. Çoluk çocuk, eş-dost, arayan soran, giden gelen bitmesin. Ve bazen yalnız kalmak istediğimde çekilecek sessiz mi sessiz bir köşe olsun. Bir de bahçe ve zeytin ağacı. Çok şey mi istiyorum? Belki. Ama istiyorum. Rabbim sana geliyorum, duy sesimi. (Ramazan münasebetiyle sürekli rabbim, allahu teala, peygamber efendimiz, dinimiz gibi kelimeler kullanıyorum, evet, tam bir mini çakal hareketi. Çarpılırsam bloga çelenk gönderin lütfen).
Şimdi iki üç kutuyu daha boşaltmak üzere huzurlarınızdan ayrılıyorum. Si yuv. Miyuvv.


PS: Müziğin konumuzla alakası yok, ama neşeli bişi. Solomon Burke- None of us are free. Afiyet. Bal. Şeker.