
Sadece gece çalışmak durumunda olduğum bir işim olsun isterdim. Mesela yazar olmak, mesela bir barda çalışmak, mesela çevirmenlik. Mesele uykuyu sevmemek değil, uyuyunca uyanamamak. Ama bunu şimdilik bir kenara bırakalım.
Sinsi sinsi değil gözümün içine baka baka ilerleyen bu hastalık, öksürük, aksırma tıksırma durumuna artık iyiden iyiye alıştım ama dut gibi sarhoş olmak istediğim geceler canım sıkılıyor. Bu gece de herkes yattıktan ve şehir yarasalar, baykuşlar, fareler ve hırsızlar gibi gececillerin eline teslim olduktan sonra acaba bir şişe öksürük şurubu içsem sarhoş olur muyum diye düşündüm. Üstelik belki sabaha öksürüğüm de geçebilirdi mucuzevi bir biçimde. Ama evde şurup niyetine bulabildiğim tek şey İtalyan eniştemin kıyağı acı badem likörü oldu. Şimdi üçüncü bardaktan nasibimi almaya başlamışken ve size bunları yazarken arkada Until the End of the World oynuyor. Bilmem kaçıncı kere izlediğim bu filmin ben bunları yazarken arkada konuşması, bana aynı ninniyi duymaktan mutlu olan çocukların huzurunu veriyor. Claire, yani filmimizin baş roldeki hatunu - az önce Trevor'ın Paris'ten Lisbon'a geçtiğini öğrendi. Ve onun peşinden gidecek. Sonra Rusya'ya, sonra Çin'e, Japonya'ya, Amerika'ya ve Avustralya'ya. Ve en sonunda rüyaları kaydetmeye yarayan bir alet geliştirmeye çalışan bir kısım insanın deneklerinden biri olup, akabinde rüyalarını izlemeye müptela olacak. Bütün bunların olması yaklaşık beş saat sürecek. Ben beş saat uyanık kalamayacağım ama az sonra Claire'in gecenin karanlığında Sung Li İstasyonu'nda bir trenden ineceğini ve Trevor'ı bulamasa da Beijing'de güzel vakit geçireceğini biliyorum.
Bütün bunlar ihtimal dahilinde.
Bir gece uyuyamamak ve bir trene atlayıp dünyanın diğer ucuna gitmek ihtimal dahilinde.
Hele ki kendinden ve yaptığı şeyden sıkılmış ruhlar için.
Bir sigara daha. Sokakta koşan iki adam. Yolun başındaki barların önünde konuşan insanların neşeli ve sarhoş uğultusu. Sanki burnumun ucuna bir kar tanesi düştü.
Gece çalışmak durumunda olduğum bir iş değil belki istediğim. Ama biraz daha severek yapacağım bir şey. Ben de Claire gibi banka soymuş adamlara denk gelsem ve bana çantalarını Paris'e kadar götürürsem paranın %30'unu vermeyi teklif etseler. Kabul etsem ben de Claire gibi ve sonra az az körleşmeye başlayan bir adamı bulmak için dünyayı dolaşsam. En son Avustralya'da bir mağaradaki labaratuarda rüyalarımı kaydetseler. Ve ben de onun gibi çocukluğumu görüp hayranlıktan ağlasam?
Tüm gececillere iyi geceler dileyerek huzurlarınızdan ayrılıyorum.
Sinsi sinsi değil gözümün içine baka baka ilerleyen bu hastalık, öksürük, aksırma tıksırma durumuna artık iyiden iyiye alıştım ama dut gibi sarhoş olmak istediğim geceler canım sıkılıyor. Bu gece de herkes yattıktan ve şehir yarasalar, baykuşlar, fareler ve hırsızlar gibi gececillerin eline teslim olduktan sonra acaba bir şişe öksürük şurubu içsem sarhoş olur muyum diye düşündüm. Üstelik belki sabaha öksürüğüm de geçebilirdi mucuzevi bir biçimde. Ama evde şurup niyetine bulabildiğim tek şey İtalyan eniştemin kıyağı acı badem likörü oldu. Şimdi üçüncü bardaktan nasibimi almaya başlamışken ve size bunları yazarken arkada Until the End of the World oynuyor. Bilmem kaçıncı kere izlediğim bu filmin ben bunları yazarken arkada konuşması, bana aynı ninniyi duymaktan mutlu olan çocukların huzurunu veriyor. Claire, yani filmimizin baş roldeki hatunu - az önce Trevor'ın Paris'ten Lisbon'a geçtiğini öğrendi. Ve onun peşinden gidecek. Sonra Rusya'ya, sonra Çin'e, Japonya'ya, Amerika'ya ve Avustralya'ya. Ve en sonunda rüyaları kaydetmeye yarayan bir alet geliştirmeye çalışan bir kısım insanın deneklerinden biri olup, akabinde rüyalarını izlemeye müptela olacak. Bütün bunların olması yaklaşık beş saat sürecek. Ben beş saat uyanık kalamayacağım ama az sonra Claire'in gecenin karanlığında Sung Li İstasyonu'nda bir trenden ineceğini ve Trevor'ı bulamasa da Beijing'de güzel vakit geçireceğini biliyorum.
Bütün bunlar ihtimal dahilinde.
Bir gece uyuyamamak ve bir trene atlayıp dünyanın diğer ucuna gitmek ihtimal dahilinde.
Hele ki kendinden ve yaptığı şeyden sıkılmış ruhlar için.
Bir sigara daha. Sokakta koşan iki adam. Yolun başındaki barların önünde konuşan insanların neşeli ve sarhoş uğultusu. Sanki burnumun ucuna bir kar tanesi düştü.
Gece çalışmak durumunda olduğum bir iş değil belki istediğim. Ama biraz daha severek yapacağım bir şey. Ben de Claire gibi banka soymuş adamlara denk gelsem ve bana çantalarını Paris'e kadar götürürsem paranın %30'unu vermeyi teklif etseler. Kabul etsem ben de Claire gibi ve sonra az az körleşmeye başlayan bir adamı bulmak için dünyayı dolaşsam. En son Avustralya'da bir mağaradaki labaratuarda rüyalarımı kaydetseler. Ve ben de onun gibi çocukluğumu görüp hayranlıktan ağlasam?
Tüm gececillere iyi geceler dileyerek huzurlarınızdan ayrılıyorum.




