
Ben okurun zeki çevik ve akıllısını severim desem yalan olur. Atatürk müyüm len ben? Deli olma. Ben okurun her türlüsünü severim. Şuursuzunu, şaşkınını, "ne biçim blog lan bu" diyenini daha çok severim, adeta bağrıma basarım.
Bazen biri beni bağrına bassın istiyorum sevgili okur. Sana da olıyor mu? Ama sevgilin, annen, baban değil başka biri bassın. Onlar zaten default basıyorlar bağra. Başka biri...Kim? Kim bilir?
Evimin önündeki kanal buz tuttu. Tıpkı kalbim gibi. Deeeermişimmmm (Kuşum Aydın efekti). Nasıl donuğum bilsen şaşarsın. Oysa ben ne canlı kızdım.! Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla gibiydim yeminlen. Ve fekat hayat, heyhat.
Haberlere geçeyim mi yavaştan?
En üst kat komşum, Portekizli Jorge Japon kızla nihayet nişanlandı. Geçen sene benim odamda filiz filiz coşan aşkları yüzüklü pırlantalı bir bareberliğe döndüğünden mütevellit çok mutluyum.
Bir üst kat komşumla Ebru'nun arasını yapma çalışmalarım son gaz devam ediyor. Bu çabalarım karşılık görürse seneye Çek eniştem olacak, Prag'da yan gelip yatcam.
İki yan komşum yarın Hamburg'a taşınıyor. Bir yan komşum ise bir ay sonra Meksika'ya. Yeni ev arkadaşlarım olacak. Kısmetse İtalyan, İspanyol, Portekiz, Yunan düşer. Değilse yine yavru Almanlardan gideriz. Şansımıza küseriz. Bi daha altılı oynamayız, olur biter.
Bu gece dostlar vardı yemekte. Küçücük odaya yine sığdık bissürü. Görsen şaşannnn. Saat olmuş sabahın beşi. Fikret Kızılok'tan "Gecenin Tam Üçünde" yi çalmak için geç, "Ne işim var el memlekette" yi çalmak için erken. Ne çalayım sana bu saatte? Zaten sen kim bilir kaçıncı uykundasın okur? Rüyanda kimi görüyorsun?
Rüyanda bir trendesin. Bir yere gidiyorsun. Aslında orası trenle gidilecek bir yer de değil ya olsun. Orası senin hayalin. Orada çok özlediğin biri var. Orada senin çocuğun var. Orada senin sevgilin var. Orada senin kocan var. Orada senin karın var. Orada senin eski sevgilin var. Orada ölmüş bir dostun var. Orada ölmemiş ama sana hiç olmamış gibi gelen biri var. Orada senin uzun süredir görmediğin biri var. Orada senin her gün gördüğün ama görmeye doyamadığın biri var. Ya da orada kimse yok. Sen sadece gidiyorsun. Makinist kim okur? Dikkat ettin mi? Kim götürüyor seni oraya? Peki diğer yolcular kim? Hiç merak ettin mi onların hikayelerini?
Niye etmiyorsun? Bence herkes başlı başına ayrı bir hikaye, ayrı bir mucize.
Dramımız bu! Herkesi gereğinden fazla anlamak, herkese gereğinden fazla anlam yüklemek. İyi yapıyorsun okur. Biraz bencil olmalı. Anlamamak lazım herkesi. Trene binip gitmek lazım. Makinist kim, yolcu kim bilmeden....Gerek yok!
Ne çalayım sana bu saatte? Şu olur mu?










