22 Ekim 2009 Perşembe

Ahan da buraya yazıyorum


Bana ikidir yorum gönderen ADSIZ adlı bir okur var. “Hollandalım, amsterdamlım” falan diye sesleniyor ekseriyetle. Diyor ki yazılarım her nasılsa adamda viagra etkisi yapıyomuş tövbe estağfurullah. Destuuuuuur derler adama. Halk sağlığına zarar vermesin diye kendisinin yorumlarını yayınlamıyorum fakat bu arkadaş allah korusun beni tenhada yakalasa yemin ediyorum sıkıntı olabilir. Öyle diyim ben sağa.


Bundan mütevellit “len olm sapık sapık adamlar niye benim blogumu okuyor, hayır ayıpçı bişi de yazmıyoruz” diye dertlenirken, geçen gün öyle bişi yazmış ki beni kendime getirdi. Evet, şu allam yaleppim diye başladığım ve hezeyan dolu, “ben böyle doktoranın taaaa...” gibisinden bir post’um vardı. Ona yorum yapmış. Adeta ağzıma sıçmış. Özetle “gerizekalı mısın lan, mis gibi doktora yapıyosun, hala bık bık bık söyleniyosun” demiş. Muhtemelen Erdener Abi’den feyz alarak “benim bir müddet aç bilaç gezmemin, fakir bir yerde yaşamamın aklımı başına getireceğini” belirtmiş.


Doğru diyo adam bi yerde. Dışardan bakınca çünkü gerçekten şımarıklık gibi görünüyor. Karar verdim bundan sonra abuk sabuk doktora bunalımı yapmıycam olm. Sanki herkes istediği konuyu mu çalışıyo? Sanki herkesin danışmanı çiçek de bi benimki mi böcek? Ahan da bak buraya yazıyorum: bundan sonra bu blogda en azından bu konuda şikayet etmeyeceğim. Cümleten rahatlayacağız bu vesileyle. Güzel günlere yelken açacağız canım okur.


ADSIZ sapık okurum da neye niyet neye kısmet, hayırlara vesile oldu bak. Yine de kendisini yüce rabbime havele etmeyi borç bilirim.


Haftasonu yolculuk var.

Cebimdeki son parayı da böylece bitirip, son haftaya yine Ebru’dan borç alarak girmeyi planlıyorum. Hesap yaptık, kısmetse ocak ayına müteakip belimi doğrultuyorum.


Bu akşam ıspanak yedim. Herkese tavsiye ederim.


Ve böylece bir haber bülteninin daha sonuna geldik sayın seyirciler. Sırada film kuşağı: Winter Sleepers. İyi seyirler.


Karikatür: Yiyit Özgür

Bu gecenin şiiri


Bu gece Deniz'le içtik.
Sen de ki Ankara'da hep gidilen bir meyhanede...
Ben diyim ki Groningen'de ilk gidilen bir pub'da...

Bana göre 4 saat 18 dakika,
Deniz'e göre 4 saat 3 dakika.

Deniz Hollanda'yla Türkiye arasındaki saat farkının
1 saat 15 dakika olduğunda inat etmekteydi.
Bense, hayır, sadece bir saat olduğunda...

İkimiz de inatçıysak bence tartışmanın lüzumu yoktu.
Kapattık saat mevzunu.
Zaten devirmiştik birer şişe şarabı.

Beyza ve Yiğit'i de andık çokça.
Bir devri kapatır gibi hüzünlü,
Başka bir devri başlatır gibi heyecanlydık.

Hayallerden bahsettik ve olana değil
Olmayana dertlendik.
Deniz'le.

Sanki bir balkondaydık
Ankara'da.
Balkonu olmalıydı tüm güzel evlerin.

"Yanlış yerde yanlış insanlarla yanlış birşeyler"
Dedik.
Dedik de doğru yeri, doğru insanları, doğru şeyleri bilemedik.

Bu gece Deniz'le içtik.
"Ne kadar değişsen de bazı şeyler aynı"
Dedik.
Birlikte içmek gibi
Ankara'da hep gidilen bir meyhanede.

Resim: Google Images

19 Ekim 2009 Pazartesi

Pelin bi git allasen


Bir de baktım feysbuk'ta tam 390 tane arkadaş birikmiş. Bu arkadaşların hepsi arkadaş olsa öpüp başıma koyarım, "ne geniş çevrem var benim beee, sırtım yere gelmez, bi düğün yapsam kişi başı bir küçük altından sırf arkadaşlar 390 altın ediyor" diye sevinirim mini çakal gibi. Ama değil anacım değil. Ben "hayırrrrrr" diyemeyen hastalıklı bir bünye olduğumdan mütevellit, misal alt komşunun ebesinin hörekesi gibi çok da alakam olmayan bir kişi beni ekleyince "yaa çok ayıp olur redderdersem" diyip "accept" diyorum. Berfu, kime ayıp olacak, niye ayıp olacak? Bir daha görecek misin o kişiyi?

Sonuç ne oluyor peki? Doğru düzgün samimiyetimin olmadığı adamların status'leri ve gönderdikleri saçmasapan videolar yüzünden, adeta canciğer kuzu sarması olduğum dostlarımın arada sırada koydukları şeyleri bile göremez oluyorum.

Allam hele bazısı var ki her on dakikada bir status güncelliyor. Bak hemen hemen şöyle:

- Pelin is "working"
- Pelin is "still working" (lan o zaman ne diye bi daha yazıyosun kunil?)
- Pelin "wants to see ayıcık" (ki ayıcık erkek arkadaştır sanırım).
- Pelin "akşama çin lokantası'nda" (bravooo. o çubuklar var ya o çubuklar...neyse).
- Pelin "hayat neden bu kadar acımasız?" (Ahh Pelin, salaksın gibi çünkü biraz. Acaba ondan mı acımasız?)
-Pelin "ayıcık'ım seni seviyorum". (Kızım manyak mısın, niye sevgiline ayıcık diyosun? freudyen tespitlerde bulunurum, yakarım başını. ayrıca beş dakka önce hayat acımaz, şimdi ayıcık seni seviyorum bık bık, manik depresif misin, sınırda kişilik misin, kimsin lan sen?).
-Pelin "kahve molasıııııı" (o ıııııı'dan anlıyoruz ki pelin çok sevinçli)
-Pelin "back to work :( " (ne olmasını umuyordun Pelin?)
-Pelin "İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı" (Ah Pelin, tabi ki arada bilindik mısralar yazmalısın buraya ki herkes senin ne kadar entel olduğunu anlasın. Bilmezsin ki Orhan Veli'nin kemikleri sızlamakta mezarında. Zira hepimiz biliyoruz ki senin İstanbul'u dinlediğin falan yok. Kafayı kendinle bozmuşsun, bi kendini dinliyosun, bi de bize dinletiyosun. Kendini dünyanın merkezinde sanan Pelin seni. Yürü git).

Off, ve bu böyle gider akşama kadar. Var böyle insanlar. Ben de feysbuktan önce bilmezdim. Adeta yoruyorlar abicim. Tamam ben de yazıyorum arada bişiler de, "cumaya gittim, dönücem" minvalinde an be an durum bildirmeye ne gerek var güzel kardeşim? Zira Pelin, bu senin için büyük bir şok olacak ama, inan insanlar senin her on dakkada bir ne yapmakta olduğunu hiç merak etmiyorlar. (Pelin is "üh üh üh, insanlar çok acımasız". Sıs la, kırıcam ağzını).

Bunlardan daha kımıl zararlısı başka bir tür varsa onlar da sürekli "Üç gün içinde 10.000 türk bayraklı profil" falan gibi post'lar gönderenler. Vatan millet sakarya videoları atanlar. Şunu kınıyoruz, bunu kınıyoruz, onun ağzına sıçıyoruz diye ortalığı yıkanlar. Bu tiplerin yanında, bana her gün texas poker zamazingosu ya da "profilini kimin izlediğini takip et" gibi saçmasapan şeyler gönderen arkadaşlarım yemin ediyorum yunmuş yıkanmış kalıyor.

Şimdi ben kendi durumumu açıklayayım. Ben bu feysbuk illetine halen Amerikanya'da eğitimine devam etmekte olan en nadide dostlarımdan biri Burcu sayesinde bulaştım. Bir gün bana "la olm bizim köyde feysbuk diye bişi çıktı, sen de gelsene" dedi. Ben de "Burcum sen girersen ben her türlü girerim" diyip daldım. Güvenirim Burcu'ya. Boru değil, kadim dost. Onla arkadaş olduğumuzda daha regl olmamıştım be, o denlicesine. İlk üç ay sadece beş arkadaşım vardı. Aramızda birbirimizi dürtüyor (poke moke), birbirimizin duvarına işiyoduk. Çok "cozy" bir ortamdı yani. Sonradan tabi bir patladı mevzu. Gelen dürttü giden dürttü. Cadılar Bayramı gelince birbirimize pumpkin mi fırlatmadık, kırismıs gelince hindi mi dövüştürmedik, sonra dostlarımızla sanal rakı masalarına mı oturmadık bu feysbukta..neler neler yapmadık ki. Yemin ediyorum bi sevişmediğimiz kaldı. Kısaca olayın boku sanırım iki üç ay içinde çıktı ve feysbuk "peak" ine ulaşıp tekrar normallemeye başladı. Ama o iki üç ay içinde de geleni eklemişiz gideni eklemişiz, ortalık karmançorman olmuş be yavrucum.

- Berfu "Çarşı Pelin'e karşı" mı yapsam acaba statu mü?

Not: Bu yazıyı okuyan Pelin'ler, üstünüze alınmayın canlarım. Rahat olun.

16 Ekim 2009 Cuma

Requem for a dream


Allam yaleppim sen beni ıslah et işallah.


Allam yaleppim, ben sana inanmayı da bıraktım birkaç sene önce gudik gibi, o zamandan beri bahtım kara. Buradan hareketle, az önce düz mantık yaptım, acaba işlerim o yüzden mi hep iki ters bir düz, atkı motifi gibi gitmekte?


Allam yaleppim sen bana türkan şoray kipriği gibi havalı motifler nasip eyle. Misal, şu doktorayı bıraktırma bana. Bişi olsun, acaip gaza geleyim. Meğersem eski danışmanım Talib ölmemiş olsun. Sokakta hep birilerini ona benzetiyorum ya hani, bir gün hakketen o benzettiğim adamlardan biri Talib çıksın. “Ben inzivaya çekilmek istemiştim sadece, dağdaki sufist manastırlarına kapandım, arındım da geldim, nerde kalmıştık?” desin. Ya da yeni danışmanım bana süpersonik fikirler versin, her dediğime hiç düşünmeden “evet güzel fikir” demesin.


Allam yaleppim sen beni sabah erkenden kaldır. Uyumayayım saat 11’e kadar. İş var güç var. Hem sonra akşamları tek başıma içmeyeyim o kadar. Böbrek var, karaciğer var. Var bunlar. Elimize almayalım erken yaşta.


Allam yaleppim sen bana güzel hikayeleri olan insanlar nasip et. Dinlemeye doyamayayım. Başka başka? diyeyim heyecanla. O sıkıcı insanları da uzaklara gönder. Biliyorum, istersen yapabilirsin.


Allam yaleppim, sen şu bitmemiş öyküleri tamamlayabilmem için bana iki üç ilham perisi gönder. Sende peri çokmuş, biz öyle duyduk. Birini bana tahsis etsen çok mu? Reca ediyorum. Cinsiyeti de önemli diil. Helal süt emmiş olsun yeter. Hadi öyküler açmadı seni, o zaman bari şu şehirde bir karanlık oda bulayım da tekrardan fotoğraf basmaya başlayayım. Yani allam yaleppim, sen USVA’dakilerin aklına gir de yine açsınlar o karanlık odayı.


Bütün bunlar olursa, sana yeniden inanmaya başlayacağım. Yeminlen. Ekmek musaf çarpsın. Annem çarpsın suratıma iki tokat tenhada. O derece.


Allam yaleppim, keşke olsaydın.