
Bugün günlerden 5 Mayıs!
Bu sana ne ifade ediyor içli pilavım?
İlk sevgilimin doğumgünü 4 Mayıs, üçüncüsünün 6 Mayıs. Aradaki 5 Mayıs allam yaleppime bin şükür henüz herhangi bir sevgilinin doğumgünü değil. Zira ben bugünü ayrı bir severim, hiçbir eski sevgiliyi de anmak istemem bugün. Bilakis, yenilere/ güzellere felan uzanmak isterim. Malum...Nedir malum olan?
Olm alovvvv, uyan, 5'ini 6'sına bağlayan gece. Yani Hıdırellez.
Aklımda çocukluğun Hıdırellez'i var. İzmir Bostanlı'da evin önü neredeyse hemencik denizdi, henüz kumla doldurulmamıştı. Şimdi devasa bir park, bir sürü basketbol sahası, yürüyüş yolları var. O zamanlar daha küçük bir park ve kayalıklar vardı. İnsanlar oraya doluşur ateşler yakarlardı 5 Mayıs gecesi. Alev alev...Balkondan bakınca kızılca kıyamet bir şenlik ateşi. Sonra üstünden atlarlardı. Tüm sahil, kıpkırmızı.
Annemi aradım dün. "Hala öyle mi?" diye sordum. "Eskisi kadar değil ama yine de tek tük gelip ateş yakan oluyor" dedi sevinçle. Sonra "senin için ne çizeyim?" diye sordu. Söyledim. Sana söylemem, ısrar etme:)
Ben hiç ateşten atlamadım Hıdırellez'de. Ama dilek dilerdik. Lise-3'ün 5 Mayıs'ı hala aklımda. Annem benim için ODTÜ'yü çizmişti kağıda. Sonra onu lojmanın bahçesindeki gül ağacına bağlamışlardı Safiye Teyze'yle. Ben, annemden gizli hem ODTÜ'yü çizmiştim hem de aklımdaki kampüsün ortasına bir de sevgili çiziktirmiştim. Uzun boylu ve beni çok seven. O zamanlar erkek arkadaş mevzu bizim ailede adeta bir tabu olduğundan resmi gül ağacının yamacına bırakmaya korkmuş, yastığımın altına koymuştum. Hem kapıcı Osman Abi bulsa ne derdi? Hülya Hanım'ın büyük kız niyeti bozmuş demez miydi allasen? Fakat sıkıntı olmadı yastık meselesi. Hızır Efendi gelip yastığın altından resmi almasa da görmüş olacak ki tam hayal ettiğim gibi hem ODTÜ psikolojiye girdim hem de uzun boylu ve beni çok seven bir sevgilim oldu. Ben de onu çok sevdim uzun süre ve Hızır Babaya teşekkürü bir borç bildim.
Ankara'da Hıdırellez'in nedense tadı yoktu. Deniz olmadığından mıdır, ateş olmadığından mıdır? Bilmem ki! Uzun süre dilediklerim hiç gerçek olmadı. Israrla devam ettim. Groningen'deki ilk Hıdırellez'imde ise - yani geçen sene - gece 2'de Finlandiya'ya gitmek üzere evden çıkmış ve tarfisiz bir hüzünle çizdiğim bir resmi, o saatte gül ağacı bulamadığım için evin önündeki kanalın sularına bırakmıştım. Hızır Baba'nın denize atılan dileklere hızır gibi yetiştiğini ama kanala atılan dileklerle pek ilgilenmediğini bu sayede öğrenmiş oldum.
Yaşar Kemal'in BinBoğalar Efsanesi'ni okudunuz mu? Çukurova'nın yersiz yurtsuz kalmış bir yörük obasının dramı. Hıdırellez gecesi oba toplanır. En bilgeleri konuşur: Bu gece her kim ki gökte Hızır'la İlyas'ı yıldız olarak görür ve dahi suların, şelalelerin bir anlığına kırp diye donduğuna şahit olursa -ki buna şahit olanın dileğinin gerçekleşeceğine inanmaktadırlar - obamız için kışın ovada kışlak yazın yaylada yaylak dileyecek, biz de yurtsuz kalmayacağız. Herkes tamam der. Ama işte, herkesin gönlünden geçen çok başkadır. Obanın en güzeli Ceren, isyan edip dağlara çıkmış sevgilisini son bir kez görmeyi, en yaşlıları insanlara ölümsüzlük verdiğine inanılan Ölmez Otu'nu bulmayı, en küçükleri, Demirci Haydar Usta'nın torunu da bir şahin yavrusu bulmayı istemektedir aslında. Sonunu söylemeye gerek yok. Gerçi zaten belli. Baştan dram demişiz bir kere.
Yaşar Kemal üstten üstten bir yörük obasının acısını anlatırken diğer taraftan da ne kadar bencil olabileceğimizi ve zaten bizi biz yapanın, farklı yapanın, diğerlerinden ayrı yapanın da bu bencillik olduğunu mu söylemek istiyor ki? Bir bilsem!
Sen bence yine de çok bencil olmayan şeyler çiz. Hem öyle bir şey çiz ki sadece sen mutlu olma çizdiğin gerçek olursa. Ya da dinleme beni, nasıl istersen öyle çiz hadi. Denizli bir yerdeysen denize at, dallı güllü bir yerdeysen ağacın altına bırak. Annenden, kapıcıdan, eşten dosttan saklamak istiyorsan dileğini o zaman da benim küçükken yaptığım gibi yastığının altına koy. Benden demesi safranlı pilavım. Öpüyorum:)