9 Temmuz 2010 Cuma

Size Veda Etmeden Giden Top Olsun


Sevgili KuzeyGüney Sahili sakinleri,
Bendeniz yaklaşık bir aylığına baya bi bildiğin güneye gidiyorum. Halk arasında allahın unuttuğu yer olarak da bilinen bu memleketin yine de fena bir yer olmadığı kanaatindeyim. Bu işler hep kısmet, bakcaz!

Çıyan, yılan ve bilumum börtü böcekten nasibimi almaz da sağsağlim dönebilirsem ağustos itibariyle yeni yayın dönemiyle huzurlarınızda olacağım. Bu arada biliyorum ki siz de bir Bodrum olur bir Kaş olur veyahut bilemedin bir Bozcaada olur, güzide beldelerimize yelken açacak, kumsalda ateş yakıp Akdeniz Akşamları'nı çığıracak, aileyle tatile çıkmışsanız sahil beldesinde akşam vakti çekirdek çitleyerek yol boyu dolanacaksınız. Hele akşamüstlerini karpuz ve peynirle geçiştirmek yok mu, işte en çok o noktada kıskanmaktayım sizi. Uzun lafın kısası tadını çıkarın.

Sizler için Süper Fm'den bu akşamki istek parçam Ada Sahillerinde Bekliyorum.

Ciddiyim len, bekliyorum.
Yakında görüşmek dileğiyle.
Forever yours,
KuzeyGüney

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Ruyamda Tarkan'la Ikea'da Cocuklar gibi Sendik


Elli ayri zamanda elli yerde belirttigim gibi atesliyken gorulen ruya gibisi yoktur. Adeta bir 'kicin acikta mi kaldi' durumu, ucan fillerle arkadaslik etmek, en olmayacak adamla sevgili olmak, Alice'le Harikalar Diyari'nda mantar toplamak, mutfakta karniyarik pisirirken iceriye bir anda elinde tabaklarla cucelerin dalmasi vb. butun sacmaliklar bize atesliyken gorulen ruyalarda hasil olur. Ben de dun gece bomba gibi bir ruya gordum.

Efendim ruyamda kizkardesimle dis hatlar terminalinde gazete okuyoruz ve bir anda bizim ucagin coktan kalkmis oldugunu fark ediyoruz. Bu suursuzluk icinde birimiz havaalaninin bir yanina digerimiz obur yanina seyirtiyor. Ben 'ne yapsam ne etsem acaba?' diye dolanirken aklima kizkardesimin Amerika'ya tasindiktan sonra ev duzmesi gerektigi geliyor ve 'aaaaa, havaalaninda IKEA varmis, en iyisi kardesime kitaplik, dolap falan alayim da ucakta bizle birlikte onlar da gelsin' gibi supersonik- cok afedersiniz zite surulmeyecek- bir fikirle IKEA'ya yoneliyorum. O sirada kapida Tarkan Tevetoglu ile burun buruna geliyoruz. Dogru duydun, evet, bizim Kil Oldum Abi Tarkan. Tarkan'in ustunde her zamanki gibi askili bir penye ve dar pantalon. Adamcagiz bana 'kuzum neden uzgunsun?' diyor. Ben de 'Tarkan biz ucagi kacirdik, artik bir suru para verip ikincisiyle gidecegiz. Bir de benim dolap, kitaplik ve sandik (her nedense sandik, evet) almam lazim. Ay ay ay, valla battik' diyorum. O da bana 'uzuldugun seye bak, ben size ne kadar esyaya ihtiyaciniz varsa alirim, hic merak etme, abine guven' diyor. Alisveris arabalarinin oldugu yere dogru ilerlerken bu Tarkan da ne kral adammis diye dusunuyorum icimden, bir huzur bir mutluluk. Neyse efendim, alisveris arabalarinin orda bir de bakiyoruz ki arabalardan birinin icinde Yeni Dogan Unitesi'nden yeni cikmis, gobek bagi az once kesilmis ve nankor ailesi tarafindan IKEA alisveris arabasi icine birakilmis bir bebek. Pek tatli pek munis gorunen bu bebekte bir tuhaflik oldugunu seziyoruz ama o coskuyla cok da sallamiyoruz. 'Vay, bir bebegimiz oldu' diyoruz neseyle. Bebekli alisveris arabasini da alip IKEA'nin koridorlarina daliyoruz. O yatakodasi takimi senin, bu berjer takim benim bakiniyoruz. Ben nedense hicbir esyayi kardesime uygun gormuyorum. Tarkan arada 'bak su ceviz agacindanmis, yillarca dayanir, bunu alabiliriz' gibi seyler soyluyor ama kadin kaprisi yapip her dedigine burun kiviriyorum. Bir anda ceyizlik esya bakmaya cikmis ciftlere donuyoruz. Bu arada gelen gecen Tarkan'a ve dolayisiyla bana bakiyor. Yasli bir teyze yanimiza kadar gelip 'masallah birbirinize ne de yakismissiniz' diyor. Hic bozuntuya vermeden 'sagolun' diyoruz. Nihayet ben IKEA'dan herhangi bir sey almamaya karar veriyorum, bebek arabamizla cikisa gidiyoruz. O sirada bebekteki tuhafligin ne oldugunu da anliyoruz. Bebekcegizin karnindan asagisi 180 derece ters, yani pipisini gormeniz gereken yerde cok afedersiniz poposu var. Yuz ve popo ayni duzlemde. Olacak bisi degil. 'Bebegi normale cevirelim, belinden donmus bak, bi tuhaf duruyor' diyip kivrak bir hareketle cocugun belini duzeltiyorum. Tarkan bana 'yahu yapma alistigi pozisyonda kalsaydi, belki bize rahat gelmeyen bu hal onun icin en dogru haldi' diyor ve cok da dogru diyor, cunku bebek benim bu hamlemden sonra verediyor cigligi verediyor yaygarayi. Neyse efendim her nasilsa IKEA'da emzik de satiliyormus, gidip aliyorum, bebegin agzina tikiyorum, o da susuyor. Ruyam biteyazarken Tarkan'a soruyorum 'bu simdi senin oglun olduguna gore bir de isim lazim, ne koyalim?'. O da 'Tan' diyor. 'Tan biraz gudik bir isim ama sen bilirsin' diyorum. Tarkan bebege uc kere Tan Tan Tan diyor, fakat kulagina ezan okumadan. Bebegin babasi o, annesi de ben oluyorum tabi ve Tarkan'a Turkiye'yi her ziyaretimde yavrumuzu gormeye gelecegimi soyleyerek ona iyi bakmasini tembihliyorum. Yanaktan opusup ayriliyoruz.

Ne lan bu simdi?

Hayir Tarkan'a ilgisi olan biri olsam anlayacagim ama o da diil. Severim bazi sarkilarini, ozellikle Turk Sanat Musikisi'nden seslendirdiklerini hele ne severim. Ama boyle ortak paydamiz bebek olsun diyecek kadar da sevmem. Gozunu seveyim atesli gorulen ruyanin bana ettiklerine bak. Blogum araciligiyla kendisine sunu soylemek istiyorum: Tarkan, sikinti yok, bebegimiz de olsa dunya ahiret baciyiz. Sana yan gozle bakan gozler kor olsun.

Simdi benim bir iki tane supersonik klinik psikolog kankam var, bu ruyayi okuyunca dur bakalim neler cikartacaklar altindan. Merakla bekliyorum. Benim 'ne bicim ruya lan bu?' dedigim her seye bizim yakinuzak'in bir yorumu oluyor. Bilincaltiydi ustuydu derken mahremiyet kalmadi yemin ediyorum.

Neyse ben kacar. Fakat keske ruyada biraz kendimde olaydim da Tarkan'dan Silemezler Gonlumden'i soylemesini isteyeydim. Ikea'nin akustik ortaminda seslendireydi bana bu eseri. Bir sen bir ben bir de bebek Tarkan. Ebek.

4 Temmuz 2010 Pazar

Yoda, Hollanda, Ben ve Şiirimiz


Her şeyi son ana bırakmayı çok seviyorum ve her nasılsa su yolunu şimdiye kadar bir şekilde bulmuştu. Fekat bu sefer hiç planlamadığım bişi oldu ve yazın göbeeğende hasta oldum. Artık yarına bitmesi gereken o sunumu benim yerime ateşliyken gördüğüm hayal arkadaşım hazırlasın.

Ebet ateşli hastalığa tutuldum a dostlar. Böyle bir baş dönmesi, üşüme yanma, halüsinasyonel durumlar. Hava da 27 dereceyi görmüş. Hollanda'dan beklenmeyecek bir incelik, bir düşüncelilik, eteklerin uçuşması, flip flopların çıkardığı sesin havada yarattığı yazlıkçı esintisi. Dorusu bu vaziyette ateşli ateşli ortalarda salınmak tam bir gudiklik. Bundan mütevellit dün gecemi bir demlik çay eşliğinde Star Wars izleyerek geçirdim. En sevdiklerimden biri ikinci episoddur. Yoda'nın Kont Duku'yla çarpıştığı sahneye bayılırım. Yoda bulsam da beslesem diye düşünürüm her seferinde. Aslında Yoda bulsam da çırağı olsam daha isabetli olur. Dolayısıyla doktor bayandan temiz Yoda'nız varsa rica ediyorum haber verin.

Hihhh, futboldan zerre anlamayan şu bünye cuma günü saat 4 gibi çıktığı toplantıdan sonra, Hollanda-Brezilya maçı nedeniyle bomboş kalmış sokaklarda dolana dolana kürkçü dükkanına varmış ve dahi Hollanda'nın yerlileri ve Türklerin yandan yemişi italyan arkadaşlarla maç seyretmiştir. Ben babadan mütevellit bi Beşiktaş kupa maçlarını heyecanla izlerdim, kendime şaştım. O ikinci gol gelince bi coşmalar bi coşmalar bende. Herkes tek ficut olmuş turuncu turuncu Hollanda şarkıları seslendirmekte. İtalyan enişteyle söz verdik, bu marşın Hollandacasını öğrenip bir dahaki maçta icra edeceğiz. Ama ben şunu daha çok seviyorum dorusu. Viva Hollandia diyor, "Yaşa var ol nur ol Hollanda" olsa gerek.

Maçtan sonra o sokaklar doldu da taştı. Hollanda şampiyon olursa korkarım nüfusun bir kısmı alkol komasından ölebilir. Buna Hollanda'da ikamet eden türk doktora öğrencileri de dahil. Bu halim bana tuhaf geldi ama. Örneğin maç sırasında arayan bir arkadaş skoru sorunca "öndeyiz" demeler. O "biz" nedir abicim? Anlamadan bi özdeşleşmişiz Hollanda'yla. Sarı falan da olunca kan mı çekiyor nedir, hadi cümlten hayırlısı.

Kulaktan öpüyor, sunumu hazırlamasında hayal arkadaşıma yardım etmek üzere pavır poyint'i açıyorum. Pismilllaaaa.

Resim: Yoda'nın yüzündeki ekabirliğe bakmayın. Kendisi cedayların en kralı. Yirim.

Şiir (bonus): Aşağıdaki şiirimiz 2005 senesinde Star Wars'un son bölümünün vizyona girmesine müteakip Kuzen Yiit insanı ve bendeniz tarafindan yazılmıştır. Edebi kaygılar gütmediğimiz bu eserimizde anlatmak istediğimiz Anakin'in Darth Vader'a dönüşmesinin izleyicide yarattığı tedirginliği, hayal kırıklığını ifade etmek ve evladı Luke'e gönderme yaparak Anakin'i baba yüreğinden vurmaktır.

Müzik: Sanırım Star Wars / Imperial March yakışır an itibariyle.


Zıtar Vors Şiiri

Kim ister bu fezada kötü olmak
Anakin oğlum beni dinle, bu işleri bırak
Senin gibi ceday çıkmaz bir daha piyasaya
Boyun kadar oğlun var babam nerde diye ağlaya

Ne güzel bi çocuktun sen sapsarı ve saftirik
Keşke hiç keşfedilmeseydi içindeki cedaylik
Sıçtın fezanın orta yerine oldun bir sith
Boyun kadar oğlun var babam nerde diye ağliyith

Ulan Darth Vader, ben seni şu kadarcıkkenden bilirim
Büyüdün başımıza adam mı oldun lan it, diyebilirim
Maskeni çıkarıp haykırasım gelir, Anakinim diye
Boyun kadar oğlun var babam nerde diye ağliye

Işın kılıcınlan cort cort kesersin herkesi
Düşündün mü bunun öksüzü var, yetimi
Acımadan öldürdün aziz ustan Knobi'yi
Boyun kadar oğlun var babam nerde diye ağliyi

1 Temmuz 2010 Perşembe

Hemencik bisi diyip gitcem


Gittim geldim, elim bloga degmedi canina yandigim okur. Bu aralar hep bir suruklenme hali, 'hava guzel hadi surda iki bira cakalim' diyenin yanina oturma, 'hava kotu hadi evde iki bira cakalim' diyenin mekanina gitme hali. Bu arada isler gucler adeta Pril reklamlarinda tezgahin ustune dizili kirli tabak canak gibi yigili, ustume ustume gelmekte. Gozumu kapatsam giderler mi ki?
Bir de aylardan temmuz oldugunu kabul etmek istemiyorum. Ne ara temmuz oldun len sen gudik? Daha dun mayisti hayret bisi.
Temmuz memmuz demisken memleketimde dugun sezonu acildi. Bu vesileyle dunya evine giren herkesi gozlerinden opuyorum. Yeni evlenecekler de reca ediyorum gelinin ayakkabisinin altina ismimi yazsin. Arkadasiminkine yazdik, cikmadi. Ustelik bekar kizlarimiza firlatilan cicegi de kapamadim. Daha dogrusu cicegin bir tarafindan Z. diger tarafindan ben tuttuk, ama Z. masallah oyle bir asildi ki nerdeyse cicekle birlikte ben de ustune dusuyordum. Vay didim ne azim, ne hirs. Korkuyorum boyle kadinlardan. Bence kadin dedigin cicegi kapmaya calisirken bile zerafetinden odun vermemeli, en fazla uc santim ziplamali ve cicegi kapamazsa utangac ama sevimli bir gulumsemeyle masasina geri donmeli. Kadin programi sunucusu sesiyle: Hanimlar emin olun bu hareket masadaki bekar erkeklerin hosuna gidecektir. Dermisim. Demiyorum. Ne zerafeti allasen. En rahati converse.
O diil de enistenin hastasi oldum. Kendisinden kopardigim 20 dolari artik ben evlenirken hipotetik damattan iki misli olarak alir. O da onun bilecegi is, ben karismam. Isterlerse para pul isine girmeden tenhada kafa da cekebilirler. Ben damadin bacanakla tenhada kafa cekenini severim demis Ataturk. Aynen katiliyorum.
Son olarak, gevur izmir'de dugunlerin sonunda Onuncu Yil Marsi calinmaya baslanmis. Bu noktada tovbe estagfurullah, hasbinallah, essegin ziti diyerek mektubuma son veriyorum dugunu bilhassa halayla bitirmeyi seven okur.
Ve huzurlarinizdan ayrilirken, iste size dugunler icin on numara bir parca. Duvara Karsi'nin soundtrack'inden. Dinlerken Birol Unel'in elini kolunu kanattiktan sonra sahneye cikip dans ettigi yer aklimiza gelsin. Lag bari dubbari, rim rim rim. Gerdan kirmayana hakkimi helal etmem valla :p