6 Aralık 2011 Salı

Haftanin Sarkisi PJ'den Geliyor



Askolsun sevgili okur. PJ Harvey neredeyse bir sene once yeni bir album cikartiyor ve sen bana bunu soyleme geregi bile duymuyorsun (Burada sitemim ozellikle kuzenime ve kizkardesimedir. Yanlis olmasin).

Albumun adi Let England Shake. Sarkimiz yukarida. Fikir fikir bir sarki oldugu icin bunu sectim. Yagmurlu gunumuze bir hos sada getirsin Kalamis'tan. (TRT Korosu efektiylen) Ah Ka-laa-miiiiis-taaan.

4 Aralık 2011 Pazar

Sirada Parliament Sinema Kusagi


Cok guzel bir film izledim. The Flower of My Secret. Ustelik filmde, Almadovar'in cok sonradan cekecegi Volver'in izleri var (Filmdeki bas karakterin son kitabinin konusu seklinde).

Yazarlarin ve yonetmenlerin daha onceki kitaplarina\filmlerine gonderme yapmalarini seviyorum. Tuhaf bir tanidiklik hissi. Leziz. Orhan Pamuk da yapar. Kara Kitap'ta, yanilmiyorsam Karli Gecenin Ask Hikayeleri bolumunde, sonradan senaryo olarak yazacagi Gizli Yuz'u anlattirmistir bir karaktere. Masumiyet Muzesi'nde ise Cevdet Bey'lerin bahsi gecer mesela. Istanbul'un koklu ailelerinden biri diye. Bence bu, yazanin\yonetenin kendi seyrinde devam eden kurgu dunyasinin kanitidir. Yazan ve yoneten bu dunyaya hayrandir. Bizi de cogunlukla hayran birakir.

Almadovar'i ve yari histerik kadinlarini seviyorsaniz, bu filmi de seversiniz diye dusunuyorum. Afiyetlen uyumaniz, yarin turp gibi uyanmaniz dilegiyle:)


1 Aralık 2011 Perşembe

Ben Paris'e gittim n'aberrr konulu hava atma yazisi


Ilk gidisimde Paris'i hic ama hic sevmemistim. Millet niye sever anlamamistim. Bir daha da gidersem iki olsun diye soylene soylene donmustum. Gecen haftasonu gittim ve boylece iki oldu. Cok da isabet oldu. Parisle biribirimize isindik, hemen canim cicim olduk, ''ay sanki kirk yildir taniyorum seni'' havasina giriverdik. Tabi bunda son alti aydir orada yasayan ve gerek metrosunu gerek labirent sokaklarini avcunun ici gibi bilen E.'nin ve yolculugumda bana eslik eden Godaletto'nun etkisi cok buyuk. Uc hatun muhabbetin belini oyle bir kirmisiz ki donus yolunda trende artik cenem agriyordu. Her yer insanla guzel. Paris'te uzun suredir gormedigim eski dostlari da gorduk. Fransiz kizlarimiz Juju ve Ade. Hem sonra ayni hatasonu orada bulunan O. ve Norvecli sevgilisi. Kader hep bulusturur hevesli kalabaliklari.

Paris'in neden bu kadar tanidik geldigini simdi biliyorum. Sehrin icine gomulu bircok isaret (ya da gosterge mi demeli) var. Bir cafe gordum misal, en sevdigim filmlerden birinin adina sahip: Belle de Jour. Baska bir cafede icerisi zamaninda oranin mudavimi olan kisilerin fotograflariyla dolu: Camus, Sartre, Hemingway. Godard'i goremedim, ama gozlerim aramadi degil. O da muhtemelen arkadasi Truffaut ile baska bir mekanin mudavimiymistir, orayi da sonra koklariz. Eski kitapcilarda sevdigim kitaplarin fransizca baskilari. Proust'larin fransizca kapaklari: Albertine Disparue. Albertine Kayip.

Orada kendimi zamana dokunur gibi hissettim. Boylece Woody Allen'in son filmi Midnight in Paris de anlam kazandi gozumde. Ilk bakista masalsi bir havayla donemden doneme atladigini dusundugumuz bas karakter, aslinda benim gibi isaretlerin pesine takilip zamanda akiyormus. Simdi bunu boyle yorumluyorum.

Bir gun Paris'e yolunuz dusurese, sakin kilise gorecegim, muzede Mona Lisa'nin yamacinda fotograf cektirecegim diye kasmayin. O da yapilir ama az zamaniniz varsa sadece sokaklarinda yuruyun, cafelerine oturun, bir cayini icin Paris'in. Iyi geliyor.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Haftanin (belki de ayin) sarkisi






Bugunlerde dinlemekten bikmadigim sarki bir Arap-Endulus ananim ortak yapimi: Lamme Badah. Ne demek acaba diye soracak olursan, vallahi bilmiyorum. Eger aramizda arapca bilen ilim sahibi okurlar varsa, bu kendinizi gostermek icin bulunmaz firsat, lutfen bir adim one cikin.


Sarkiyi tabiki sulalenin musiki eksperi kuzenimden ogrendim. Jennifer Charles & Oren Bloedow isimlerini not edin. Pek hos bir album yapmislar bence. Ama ozellikle albumun bu sarkisina oyle bir vuruldum ki hemmenn youtube'a girip baska kimler soylemis ki la sarkiyi diye arastirmalara giristim. Kimler soylememis ki bebeyim. Ama ben Natasha Atlas'li versiyonunu en bi cok sevdigim icin size de onu dinletecegim.


Afiyetli ve muhabbetli gunler.

18 Kasım 2011 Cuma

Ben geldim. Sobeeeeee

Turkun Saksiyla Imtihani


Merhaba yazlari sicak ve kurak, kislari soguk ve yagisli iklimlerin okuru,


Ahiretlik dostlarimdan biri olan R.'nin teee memleketten beni durtmesiyle birlikte haftalarrrr sonra blogun yolunu bulabildim. Bu arada anladim ki bloggerlik yazarsan ekime yazmazsan tipime kadar diye tarif edilebilecek bir muessese olmakla birlikte, biraz da middle class isi bir self-satisfaction, bir hobimsi guzellik, bir bos vaktim ve soyleyeceklerim var havaliligi; kisacasi luxury problem. Araya kunil gibi ingilizce kelimeler bezememin nedeni ise, son aylarda ilac niyetine okudugum turkce bir kitabin olmamasi, hasret kaldigim Ahmet Hamdi'lerin, Yusuf Atilgan'larin yerini Mr. Brown and colleaugues (2011) gibisinden ingilizce makalelerin almis olmasi. Bu vesileyle, guzel turkcemizin benim gibi kuniller tarafindan kirletilmesinden huylanan tum karasal ve iliman iklim okurlarindan ozur dilerim. Fakat ne yapayim? Tell me, what can I do about it beybi?


Fakat bugun size Doktoranin Dikmen'i diye tarif edilebilecek o guzide yerden bahsetmek yerine, bir coban salata veyahut bir patlicanli turlu gibi ortaya karisik guzelleme yapacagim.


Sabahilan Dogus'un dimaglara durgun verecek, goren her kadinin aklini basindan alacak fotografiyla karsilastim. Sanatsal acidan mukemmele yakin olan bu fotografta (!), kisi saksi ile ne anlatmaya calisiyor temali bir yazi yazacaktim. Ama ziyadesiyle Freudyen, psikoanalitik ve zikzik bir yazi olacagini anlayarak vazgectim. Fakat sevgili okur, bence Dogus yanlis zamanda dogmus kader kurbani bir arkadasimizdir. Bu adam Ronesans'in Ronesans oldugu zamanlarda dogacakti, ayni saksiyla Michelangelo'ya poz verecekti ki, bak gor o tablo Ufizzi Muzesi'nin en nadide parcasi olur muydu olmaz miydi. Resmin ismi de hazir: Saksinin Dogusu. Tam aydinlanma cagi ismi: The Rising of the Pot. Hah, sonra yillarca dirsek curuturdu ustadlar: Ressam burda saksiyla ne anlatmaya calisiyor? Valla aslinda adam bir Hilal gibi bir Cicisler gibi ortaligi costurmak istemis. Bunda bir beis gormuyorum. Ama zamanin Hey Girl dergisinde ''Sevgilinizi Sasirtin. Ona Kucuk Suprizler Yapin'' gibisinden cakma bir bolume konabilecek turde bir ergen fotografiyla mi? Bir de sanki tuvaletten cikmis da paparazzilere yakalanmis gibi bir iki buklumluk. Bilader, madem curetkar pozlarimla ortaligi kavurucam diyorsun, o zaman iki buklum durmayacaksin. Neyse, yine de o saksiya dua edelim. Cennetlik bir saksi. Yoksa Dogus o an o saksiyi bulamasaydi neylerdik? Allah korumus hepimizi.

Bu arada blogumla ayni ismi tasiyan Kuzeyguney dizisini de izledim bir iki. Kuzenim Cevdet Bey ve Ogullari uyarlamasi demisti ama henuz bir Cevdet Bey'lik sezemedim hikayede. Muhim degil. Diyecegim o ki Kivanc Tatlisey'in oyunculuguna yildizli pekiyi veriyorum. Bence kendisi tam manasiyla olmus. Behlul'un zengin ve zuppe hallerinin tam tersi, bickin ve ariza delikanli rolunu muazzamto oynuyor. Tabi t-shirt degistirirken dovmeleri gostermeler felan yine ayni. Ustelik saksi da kullanmiyor hicbir karede:)


Behzat C.'yi hala tek geciyorum. Yillarca NYPD'siydi, en civcivli anlarda sakalar yapan polisiydi derken yabanci menseeli poliscilik dizileri beynimizi gukguklamis. Behzat C.'de aradigim huzuru buluyorum. Yuru be adamim. Walk away man.


Bagyanlar siradaki konumuz moda. Yasasin. Bu sene moda olan uc seyi yaziyorum, not edin:
1) Bosbol, emanet gibi duran kazak
2) Sarap rengi her turlu kiyafet
3) Leopar desenli ayakkabi (nooooo).

Bosbol kazagin hastasiyim. Sarap rengini ise sarap gibi icerim gozlerimle. Fekat, leopar pabuc sizlere kalsin, ben almiiim canim.

Arayi acmayalim sevgili okur. Operim.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Dalkavuk Tarifesi



Asagidaki yazinin tamami Garip ama Gercek adli siteden alinmistir. Beni mest etti. Afiyet olsun.



Günümüzde dalkavukluk bir ruh ve yaradılış meselesidir. Artık meslek olmaktan çıkmıştır. Fakat Tanzimat’tan evvelki devirde dalkavukluk tüzüğü ve önceden belirlenmiş fiyatlara göre çalışan bir esnaf grubuydu. Topkapı Sarayı arşivinde I. Mahmud devrine ait bir arzuhalde şunlar yazmaktadır:


Devletli, iyiliksever, merhametli efendim, Kimsesiz dalkavuk kullarınızın
dilekçesidir: her sene Ramazanı Şerif geldiğinde, İstanbul’da, davetli davetsiz
iftarlara gideriz; ulemanın, devlet adamlarının ve diğer büyüklerin, mevki
sahiplerinin sofralarında çeşitli nefis yemekler, şerbetler… yer ve içeriz;
üstüne göbek tütünü ve kahveyle ikram görürüz. Lakin içimizde bazı terbiyesizler
vardır. Bunlar edebe uymayan hareket ve tavırlarıyla efendilerimizi
gücendirmekte, zararı da hepimize dokunmaktadır. Dalkavukluk sağlam bir nizama
bağlanmazsa cümlemizin açlıktan öleceğimiz aşikârdır. …

Dalkavuk kulları

Yine bu vesikada bir “dalkavuk narhı”ndan (Tüketiciyi korumak amacıyla, özellikle temel ihtiyaç maddeleri için resmî makamlarca belirlenen ve her yerde geçerli olan fiyat) bulunmaktadır. Yapılacak çeşitli eğlencelere göre dalkavuklara konulacak narh da şudur:

■Dalkavuğun burnuna fiske vurma (fiske başına): 20 para.
■Başına kabak vurma: 30 para.
■Yüzünü tokatlama (tokat başına): 30 para.
■Oturduğu minderden ve setten aşağı yuvarlama: 30 para.
■Merdivenden aşağı yuvarlama: 180 para. (Bir yeri incinir, kırılırsa tedavi ve cerrah parasını şakayı yapan verir.)
■Çıplak başına tokat atma (tokat başına): 45 para.
■Elinde beş on kıl kalmak ve dişlerini leylek gibi çatırdatmak şartıyla sakal zelzelesine: 60 para.
■Sakal boyamasına: 60 para. (Sakalının yansı veya cümlesi arpa boyunca kırkılırsa, latifeyi yapan, dalkavuğun üç aylık nafakasını verir. Bu nafaka ayda 30 kuruştan 90 kuruştur.)
■Dalkavuğun kafasına iri bir yumruk indirme (yumruk başına): 40 para.
■Ellerine ve ayaklarına domuz topu bağlama: 40 para.
■Yüzüne mürekkep ve kömürle kara sürme: 37 para.
■Kuyruğu dışanda kalmamak üzere bir fındıksıçanını ağzının içine kapatma: 400 para.
■Sakız dolabına (bostan dolabı) bağlanarak su içinde bir miktar durdurulmak şartıyla bostan kuyusunda bir devrine: 600 para. (Bu latifeye birden fazla her devir için aynca 100 para verilir. Dalkavuk boğulur ölürse cenaze masrafı latifeyi yapana aittir.)
■Bir tarafının üzengisi (eyerin iki yanındaki demir halka) olmayarak haşarıca bir hayvana bindirilip seyrinden hoşlanılırsa: 300 para.
■Bir salkım üzümün sapıyla beraber yedirilmesi: 40 para.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Underground ne guzel filmdi



Sevgili lokum okur,
Evlenirsen iste boyle samatali bir dugunle evleneceksin.

6 Eylül 2011 Salı

Tek basina cag atlamak yasak ve tehlikelidir. Atlanacaksa birlikte atlayalim.




Uvv beybi. Aha su yukaridaki resimde gordugunuz bulut, Avrupa'nin ustunu kaplayan ortacag karanligi gibi bir sey. Cocugunun ismini Bulut koymak isteyen romantik arkadaslarim, size sesleniyorum, bir kez daha dusunun. Bulut dedigin oyle cizgifilmlerdeki gibi pofur olmuyor her zaman. Iste goruyorsunuz, adam himini himini diye geciyor tepemizden ve bir hirs yagmur simsek ne varsa gonderiyor pis gibi. Bu bulut abi bence yengec gibi yan yan ve yavas ama kendinden emin adimlarla Istanbul'a kadar gelir. Himini himini himini. Tikkat bulut var.

Ortacag karanligi dedim de aklima geldi, bu cag isimlerini kim koyuyor cigerim? Bilen var mi? Bu konuda otorite kimdir, hangi kurumdur mesela? En onemlisi su an hangi cagdayiz? Ben ilkokula giderken yakin cagdaydik, onu biliyorum. Sinif tahtasinin altinda bir cizelge vardi, orada yaziyordu hepsi. Cilali cilasiz derken ne devirlerden gecmisiz, vay didim. Yakincagdan sonrasi dumduzdu, git gidebildigin kadar. Haliyle o zaman bana bundan sonra hep yakincag, baska da cag atlamak yok gibi gelirdi. Ama o zaman hic dusunmemistim: Len kim veriyor caglara bu isimleri?


Bir ara uzay cagi lafi cakti. Sonra teknoloji cagi. Hangisindeyiz allam yaleppim, kafayi yiycem. Hayir ona gore havam degisecek belki, iki cag birden gordum oglum, nabeeeer diye. Neyse efendim, benim icin her daim kriter ilkokulda tahtanin altina asili cizelgedir. O cizelge degistiyse tamam, cag atlamisiz. Degismediyse hala yakincag'dayiz. Cocugu ilkokula giden varsa rica ediyorum bu konuya bir el atsin, hep beraber ogrenelim hangi donemden geciyoruz. Hayir yillar sonra diyecekler bunlar o zaman su cagdalarmis da haberleri yokmus diye, o zaman sizim sizim sizlamaz mi kemikler mezarda bir yalani yasamisiz diye?


Si yuv.


PS: Bak laf uzamasin diye yakincag diye cag ismi mi olur len konusuna hic girmedim okur, kiymetini bil.

30 Ağustos 2011 Salı

Vir vir vir konusmaya geldim






Ya arkadas bu sene ne yagmur yapti behhh.


Breh breh brehh diye atip tuttugum bir yazi yazmak hevesindeyim. Zira bu ara moda olan bu. Gittim memlekete, yerinde gordum, herkes birbirine saydiriyor. Gece 1'de televizyonu aciyorsun Rasim Ozan Berna Lacin'le bir programda. Bir de hoca var, karsilikli daliyorlar birbirlerine. Baska bir gun babam televizyonu aciyor, bu sefer Ahmet Cakar ve yine Rasim Ozan cakiyorlar FB'nin avukatina laflari. Surekli bir delikanli olacaksin lafi...Sadece spor kanallarinda degil her yerde. Delikanli olmak nasil olur diye dusunuyorum?


Bolumden arkadasim Martijn'a bakiyorum goz ucuyla. Efendi bir Dutch cocukcegiz. Buna delikanli demezlerdi bizim memlekette. Halbuki durust, caliskan, iyi niyetli, bana bisiklete binmeyi ogretecek kadar sabirli, tertemiz bir adam. Ama tipten kaybediyor, zira asla televizyona cikip agzi kopure kopure 'delikanli olacaksin once laynnn' diye bagirmaz. Bagirsa da kimse ciddiye almaz ''sinek mi vizildadi, aha su sari oglan konusmus'' falan derler.


Kadin halimle ben de delikanli olabilir miyim acaba? YildizTilbe icin derlerdi, hem hazir sarkisini da yapmisti: ''bu kadar kolaysa nuuaaaaaahhh delikanlim'' diye. Demek ki bogure bogure sarki soyleyince delikanli olabiliyorsun. Yok len ne alaka. Yildiz bir tarafa, ben gercekten milletin delikanli dedigi kizlar gordum. Ama kizdan cok erkege benziyorlardi. Delikanli olcam diye de erkege benzeyemem haci, kimse kusura bakmasin. Topuklumu giyerim, ojemi surerim her daim.

O degil de memleket televizyonlarinda izlenecek bir sey kalmamis ilac niyetine. Sabah annem ve kizkardesimle izdivac programlarini izledik. Derdimizi tasamizi unuttuk, ayri. Annem, yan komsunun gorumcesinin kardesinin bacanagi falan diye tanimlanabilecek derecede uzaktan bir akrabanin/tanidigin bu izdivac programlarindan birinde ikinci evliligine yelken actigini anlatinca, izdivac programina bakis acim degisti. Bir an kendimi soyle seyler soylerken hayal ettim: ''Doktorami bitirmek uzereyim, calismama izin verecek bir es ariyorum. Karsilikli saygi ve sevgi sart. Yalani ve uc beyazi hic sevmem. Olmazsa olmazlarim dugunde trabzon burmasi set takilmasidir''. Olm siz de hayal edin, cok komik oluyor :) Sabah izdivac programi, aksam cuppelihoca. Hosgeldin ramazan, selamunaleykum kuzeyguney derken tatil bitti gitti. Donduk Groningen'e.
Yazi da iyice corbaya dondu. Tez zamanda bitirmezsem sikinti olacak. Zaten giris-gelisme patlamis vaziyette, o nedenle sonuca da cok kasmayacagim. Lakin demek istedigim su:


Biiiir: Mesele delikanli olmak degil yigen, mesele mert olmak ve agzi kopurtmeden konusabilmek.


Ikiii: Izdivac programlarinda ''olmazsa olmaziniz nedir?'' sorusunun sorulmasi yasaklansin. O olmazsa olmazlar karmanin isi midir nedir hep insanin elinde patlar, yazik olur. Hic sormayalim o soruyu memedali bey, direk kutuyu actirip icinden cikani sevmeye calisalim.


Uuuc: Dini, milli, fikri sinai her turlu bayraminiz kutlu olsun.


Gozlerinizden opuyorum.


29 Ağustos 2011 Pazartesi

Yeni yayin donemine siirle baslayalim. Pek yakinda yeni hikayelerle costuracagim sizi beybi.



Kilic Baliginin Oykusu


Bu bir kılıç balığının öyküsüdür
Yazılmasa da olurdu
Ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
Uskumrunun arkasından gidiyorduk
Sürünün içinde ben de vardım
Sırtımda bir zıpkın yarası
Mutlu olmasına mutluydum
Nedense gitmiyordu
Kulağımdan bir türlü o "ağ var" sesleri
Deniz kızı girmiş düşünceme ben iflah olmam
Dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı

Dolanınca ağa çok geçmeden küserim
Bir çocuk bile çeker sandal beni bu kadar ağır olmasam
Beni böyle koşturan yaşama sevinci
Kanal boyunca, bir o yana bir bu yana
Siz yok musunuz siz, derya kuzuları
Kestim kılıcımla karanlığın dibini
Yakamoz içinde bıraktığım suları
Ah aysız gecelerde olur ne olursa
Sırtımda bir zıpkın yarası
Atın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
İri gözlerimde keder kılıcımda hüzün
Satın beni satın beni
Rakı için


Halim Sefik Guzelson

31 Temmuz 2011 Pazar

Asmalimescit olayina bir de suralardan bakalim

Asmalı Mescid "burdan şuraya kadar özgür" from eren bircan on Vimeo.


Merhaba okurcugum lokumcugum,
Yukaridaki videoyu Tayfun Serttas'in blogunda gordum. Mevzu ile ilgili yazilara da (misal su) yine onun blogundan ulasabilirsiniz.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

XOX

Yagmur. Surekli bir yagmur.
Gecen sene bugun guney yarimkurede, cancagazlarim E. ve G. ile kaldigimiz kucuk bir sehirde de yagmur, surekli yagmur vardi. Ama orada hava 25 derece ve yagmur da usutmeyen cinstendi. On gun boyunca, acik duran pencerenin onundeki yatagimda yagmurun sesini dinleyerek uyudum. Temizlenmek gibiydi. Sanki zihnim acildi o tatilde. Simdi, Hollanda'daki evimin balkonunda sigara icerken bir an gozumu kapattim, sip sip sip, Cairns'teyim.

Bir Olum Bagislamak'i okuyordum o tatilde. Ve ara sira da E.'nin okudugu Kara Kitap'a goz atiyordum. E. bu kitapla bir turlu barisamadi galiba, ama 17 yasindan beri benim bas ucu kitabimdir kendisi. Orada da, sipir sipir yagmur sonrasi havanin actigi bir ogle vakti hostelin bahcesindeki tahta masaya kurulup Alaaddin'in Dukkani'ini yeniden okumustum. 4. Bolum.

Bence guzel sehirlere ve guzel yolculuklara hep guzel kitaplar tesaduf etmeli.
Sevilen kitaplar ust uste okunmali, sevilen filmler tekrar tekrar izlenmeli ve sevilen doslar hep ama hep gorulmeli.
Rutinler olmali hem hayatimizda. Hep yaptigimiz seyler.
Hep yaptigimiz seylerin bildik huzuru, karamela gibi. Eriyor tatli tatli, yayiliyor etrafa.

Yagmur, Surekli bir yagmur
Bile
Bazen bana karamela.

28 Temmuz 2011 Perşembe

Akli ehliyet varsa gerisi tamam



Bu gun ogle arasinda, bizim bolumun en sevdigim tiplerinden biri olan JW, 'Hollanda'da secimlerden once bir test yapip insanlarin oy vermeye yeterli bilgileri olup olmadigini olcmek lazim' dedi ve bu sayede normalde 'corba da bugun ne tuzlu olmus yav' ya da 'haftasonu planlarin neler?' gibisinden tiriviri konulara sahne ogle yemegi gundemine bomba gibi dustu.


Hollanda'da yukselen sagci, irkci, anti islamci, anti gocmenci politikalar nedeniyle boyle soyluyordu arkadasim. Yani sagci partinin yukseliste olmasini, neye oy verdigini bilmeden oy kullanan insanlara bagliyordu. Benim aklima hemen dagdaki cobanla bizim oyumuz nasilllll nasssssill bir olabilir layn hezeyani geldi. Bunu anlatinca JW, yok canim o kadar da degil, benim demek istedigim su ki.... falan diyip aciklamalara giristi, ama beni ikna edemedi. Oradan atladik, bu sefer cocuk yapmak isteyenlere onden test yapilip ehliyet verilmeli diye bir konuya. Ben tabi buna da karsi ciktim. Baktim benden baska kimse karsi cikmiyor. Ulan zaten cocuk yapmaya niyetiniz yok, akademik camia falan derken kuruyup gideceksiniz, bari yapana karismayin. Yok anacim, psikologuz ya illa her seye test yapicaz, her seyi olcucez. Oy kullanmaya ehliyet, cocuk yapmaya ehliyet derken biraz fasitlesicez, ama bunu guzel yarinlar icin yaptigimiza inanip rahat rahat takilicaz.


Sastim kaldim yeminlen. Ve su filmi hatirladim: Gattaca. Insanlarin genlerine gore en bastan siniflandirilip sadece belli isleri yapmaya ehliyetlerinin oldugu bir gelecek zamani anlatiyor. IMDb puani da 7.8'mis. Uvv beybi, fena diil dogrusu.


Tavsiye ediyorum sevgili okur.

26 Temmuz 2011 Salı

Himm cimmssss gibi bir halet-i ruhiye

Offf bir bunaldim ki anlatamam. Tabi bunda Hollanda'da iki haftadir devam etmekte olan ve beni nihayetinde cizme giymeye mecbur eden Sibirya soguklari/yagislari/yavsakliklarinin da etkisi buyuk. Yatiyorum yagmur, kalkiyorum yagmur, cikiyorum ruzgar. Hayattan sogudum, gece hayatim bitti yeminlen. Halbuse tam da yaz sezonu nedeniyle zararina satislar, nerde aksam orda sabahlar moduna giresim vardi :(

Zararina satislar demisken sevgili okur, bir aydir blogumuza bir ragbet bir ilgi, sorma gitsin Gun asiri degisik kisilerden blogunuzu bana satar misiniz diye mailler aliyorum. Hayir kac senedir biz bize takiliyorduk surda, sen ben bizim oglan seklinde. Ne oldu da benim blog bir yildiz gibi parladi merak ettim ve akabinde google beyefendi sagolsun hemen durumu anladim. Sindi efendim yakinlarda tv'lerimizde yeni bir dizi baslayacakmis Kuzey Guney diye. Basrollerden biri de Kivanc abimizinmis. Bundan mutevellit herhalde izleme rekorlari falan kiracagi bekleniyor. Simdiye kadar org.'undan net'ine, com'undan biz.'ine kadar her seyi alinmis bu ismin. Blogspot'u da bana kalsin dedim. Iyi demis miyim? Surda esle dostla iki muhabbet ediyoruz, efkarimizi dagitiyoruz degil mi? Bu vesileyle blogumla ilgilenen arkadaslara gosterdikleri alaka icin tesekkur ediyor, fekat tekliflerini nezaketle geri cevirdigimi soylemek istiyorum.


Hadi Behlul kacar canlar.



Begendigim tek sarisin adam sendin



Kurt Cobain.
Simdi Amy Winehouse'dan sonra ben de tabi seni hatirladim hemen. Yesil hirkanla, kambur durusunla bosuna degilmis 14 yasinda sana birazcik asik olmam.
Senden bir David Bowie cover'i calalim radyomuzda. Bu sarki, oldugun gun Konak saat kulesinin onunde bulustugumuz ve birlikte sana dertlendigimiz eksi dostlara gitsin.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Bugunku Dersimiz: Zincirleme Isim Tamlamasi


Baska memlekette yasamaya baslayinca, insan ilk Elif Safak'in Araf'ta anlattigi gibi adinin\soyadinin ü'lu ç'li harflerindeki noktalari, sonra da kendi dilini konusurken yapmaya alistigi komiklikleri\tamlamalari\benzetmeleri kaybediyor. Adinizin yanlis telaffuzu da, kendi dilinizi konusamamak da benlik alginizi guldur guldur titretiyor. Nereye aitim, kimim, kimlerdenim diye bir yiyorsunuz kendinizi. Ama sonra taslar yerine oturuyor. Her yere ait oluyorsunuz. Hem herkese biraz, hem de hic kimseye. Yine de kendi dilinizde ucus ucus cumleler kurmak, mesela bir 'ben diyorum hadimim, sen diyorsun oglandan kizdan n'aber?' diyebilmek her zaman guzel.

Bugun alisveris yaparken aklima geldi, annemden biz kizlarina gecmis bir adet: esnafa ya da onemsiz tanidiklara isim takmak. Oyle bilincli yapilan bir sey de degil, tesadufen bir kisiyi kendi aramizda oyle aninca oturuveriyor dilimize. Misal Bostanli merkezde bir vakit Diesel marka kiyafetler satan ama zengin gorunmeyen musterilerle hic ilgilenmeyen kadinin adi suratsiz kadin, haliyle dukkaninin adi da bizim icin Suratsiz Kadinin Dukkani'dir. Bostanli Cami'nin yaninda cogu kendi uretimleri cesit cesit elbise satan iki kardesin butiginin adi da Yakisikli Cocuklarin Yeri'dir. Bu cocuklardan biri bir gun annemin yaninda kizkardesime aciktan yazarak dehset sacmis olsa da, annemin hosgorusunden midir nedir yakisikli atfinin onune bir munasebetsiz kelimesi yerlestirilmemis ve hala yakisikli diye anilmaktadir. Belki biraz ayip ama, Bostanli'da kopruye yakin bir yerdeki manifaturacinin adini da hala bilmeyiz. Orasi, sahibi olan adam annem yesil dugme istiyorum dediginde mavi dugme, kirmizi makara istiyorum dediginde dantel ipi gotermesinden mutevellit Salak Cocugun Yeri'dir. Annesi evinde onlarca kedi besleyen ve apartmandan tasininca yeni sahibinin evi haftalarca temizletmesine neden olan kadinin oglunun actigi yuncunun adi ise Kedili Kadinin Oglunun Yeri'dir. Belki de Moda Yun falan gibi kipkisa bir ismi olan bu dukkandan zincirleme isim tamlamasi kurarak bahsetmek aptalca gelecek, ama biz oyle deriz iste.

Cok ozluyorum bu rahatligi. Uzun suredir ayni mahallede yasayan annemin esnafa taktigi isimleri yillarin aliskanligi ile kullanmayi ve her seferinde hic sormamayi 'Oranin gercek adi ne yahu?'. Ben belki de en cok caba sarf etmeden konusmayi, anlasmayi ozluyorum. Hatta hic konusmadan. Ilk ismimin ve soyadimin noktalarini kaybettim ama hala kendimi Bostanli'daki mahalleye ait hissediyorum. Biraz da buraya. Biraz onlara, biraz buradakilere, biraz da hic kimseye. Araf derken bunu mu anlatmak istiyordu parcada yazarimiz?

Resim: Annemin tam tesekkullu tamlamalari bile bunun yaninda halt etmis:)

13 Temmuz 2011 Çarşamba



Fotoğrafta Çıkmak

Pazarcılar gitmiş ipleri kalmış
İlkyazla birlikte- güz çekmiş saçlarından-
Boşluğun ölüsü kalmış.

Ben ilkyaz filan görmedim - diyor-
Beyoğlu'nda, Aynalı Pasaj'daki
Beyaz giysili düğmecileri saymazsam
Bir de
Şu şaşkın cumartesiyi
Masa örtüsünün üstünde
Su kenarlarında üşüyen kelebek gibi
Konup konup kalkıyor ya, onu
Saymazsam diyor

Ve diyor ki-bir şey demiyor-
Ah bu çekik gözlü akşamüstleri!
(Ayçiçeği yiyen çocuk
Yün ören kadın
Rakısını yudumlayan adam
Sokağa bakan herhangi bir oda
Arka bahçede
Herhangi bir mermer masa)
Ah bu iri gözlü akşamüstleri
Ve kahverengi

(Herhangi bir yarın
Herhangi bir yarından sonra)
Diyor ki - bir şey demiyor -
Öyleyse neden sığdırıyorum bu görkemli güne
Durup dururken
Bir piknikteki o dayanılmaz cansıkıntısını
Ve neden
Kar yağınca bütün meyhaneler birbirine benzer
Ve tenha semtler
Ve gelmiş geçmiş bütün yolculuklar
- Ve oteller oteller -
Birbirine
Uzun uzun düşünmeli bunları da.

Bir fotoğrafta çıkmak gibi oluyor her şey
Anlamadığı bu
- Ve anladığı -
Ben ki bir boy fotoğrafıyım - diyor -
Yaşarken yaşamazken
İkisi de aynı şey
Aynı
Yani bir fotoğrafta çıkmak
- Ah bu kımıltısız akşamüstleri!

Boşluğun ölüsünü kaldırıyorlar
Kadınlar kirpikleriyle
Adamlar yere bakarak
Çocuklar incecik dudaklarıyla
O
"Bir fotoğrafta çıkmak"
Durarak kaldırıyor boşluğu
Çünkü
Fotoğrafta çıkmak
Çoktan ödünç almış oluyor onu.

Edip Cansever

Fotoğraf:
"Karaköy'de Gri Sakallı Bir Adam"

11 Temmuz 2011 Pazartesi

KuzeyGuney Radyosunda




Yalniz, kuskun, dertlenmis, iki tek atmak istemis de yanina adam bulamamis, evden sipidik terlikle cikinca ustune yagmur inmis, yemegi ocakta unutup yakmis, Muzeyyen Senar sarkilarinda efkarlanmis, bir zamanlar hodbin olan ama son zamanlarda bedbin hisseden, uyuyunca gecmeyen cinsten bir yorgunlukla mukayyet tum ruhlara iki moral olsun diye caliyoruz. Mirkelam'dan Ah Bir Joker.

5 Temmuz 2011 Salı

KuzeyGuney Magazin Seysinde Onur Konugum


Hihhh Sebnem Bozoklu'yu o kadar seviyorum ki bir daha kimseyi bu kadar sevememekten korkuyorum. Yani artiz manasinda kimseyi. Ha diyeceksiniz ki senin kuzenin Yiit de artiz. Evet ama o baska turde artiz. Artiz kuntiz modeli. (Zaten artiz ne arar la pazarda?) Neyse efendim Yiit'i bir tarafa birakalim. Zira kendisi ''bu yaz valla Hollanda'ya gelicem, gelmeyen en adi serefsiz diiiittt diiiiit diiiiit'' falan diye asip kestikten sonra nihayetinde gelmeyen bir sahsiyet. Artizligi batsin, biz Sebnem Bozoklu'ya donelim.

Sebnem Bozoklu'daki sicaklik ve samimiyet su devirde kimde var, sorarim size? Evet bir Bihter Ziyagil de kolay yetismiyor ama Sebnem Bozoklu'nun anac, iyi niyetli, cekip ceviren halleri...Ne bileyim Canim Ailem izlerken demediniz mi soyle ablam olsun 100 milyar borcum olsun diye? Ed Wood'umun deyisiyle: J'adore. Benim deyisimle: Me layk.

Simdi yeni dizisi baslayacak. Merakla bekliyorum, Sebnem Bozoklu nasil bir yenge olacak? Ona kotucul, habis, melanet, gudubet gibi tipler yakismaz. Yine simsicak, candan, seker pembesi gibi olmustur bence.

Bu da bu ayin magazin kosesi olsun.
Operim.

Fotograf: Sebnem Bozoklu ve daha cok Oguz Atay'a az biraz da benim eski dost Ugur'a benzeyen yakisikli esi:) Burada nazar degmesin diye uc kere tahtaya vuruyoruz canim okur, hadi goreyim seni.

28 Haziran 2011 Salı

When the levee breaks



Bu sarki 1930'lar gibi bir zamanlarda bluescu kisiler tarafindan yapilmis ilkin, ama ben bir turlu o versiyonunu bulamadim.


Sarkiyi yillar once ilk Led Zeppelin'den dinlemisligim var (asagidaki versiyon). Sonra A Perfect Circle ile tanistim bir kis gunu, yaklasik bes sene once. Ankara'nin sogugunda, bir nedenden oturu sabahin 8'inde girdigim ofiste kimseler yokken, buyuk kulakliklarimi takip dinlemeye baslamistim eMotive albumunu, bu sarkiya denk gelince donmustum. Led Zeppelin versiyonundan cok farkli ama cok guzeldi (yukaridaki video).

Simdi ne zaman bu sarkiyi dinlesem aklima o kis sabahi geliyor. ODTU Teknokent'deki ofis, ofise dolmus sabah gunesi, buyuk camlar, kimse yok henuz, ben yalnizim ve kulagimda bu muzik: if it keeps on raining the levee is going to break.


Simdi bile, hava 31 derece, ben bir Ankara sabahindayim.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Dun







Amsterdam'daydim kizlarla. J.'nin uc aylik kizi Kato'yu gormeye gittik. Ne tatli isim. J. ve sevgilisi C. Amsterdam'da bir gocmen mahallesinde oturuyorlar. Mahalleyi girer girmez bizi yesil erik ve kiraz dolu tezgahlar, Lale Kasabi, Istanbul Tesettur Moda gibisinden isimleri olan dukkanlar, legenciler, paspas ve kilim satan abiler karsiladi. Sanirsin memleketteyiz. Cok tuhafima gitti, tuhafiyeciye girmis gibi bir hisle doldum. Ama o hissi pek sevmedim. El memlekette o memleketin yerlisini gormek lazim her daim. Burada bizim J. ve C. gibi olan yerlileri maalesef disliyormus gocmen azinlik. Yoksa cogunluk mu demeli? Kafam karisti. Bu gocmen mevzusunu baska bir yazida tartisiriz cancagazim, agir mevzular, raki falan icmek lazim. Kismetse sonra. Simdi devam edelim.


Yuce rappim herkese Kato gibi munis cocuk versin, ebet, o denlicesine sevdim, kucagimdan dusurmedim (her anlamda, zira uc aylik bebek dedigin porselen vazo gibi narin bir hadise). En cok da arkadasimin halleri hosuma gitti. Cocugu esine birakip bizimle merkeze indi, iki bira yuvarladi, inanilmaz rahatti. Bizim asiri titiz, hastalikli, paranoyali, endiseli annelik hallerimizden eser yoktu J.'de. Ben de boyle olmaliyim dedim icimden. Sanirim herkes dedi bunu sessizce.


Amsterdam dopdoluydu yine. Bir suru turist. Biraz bunaltici ama yine de koyden indim sehre modeli ''uvv beybi, kaotik bir ortama dustum, bir nevvvvyork esintisi yakaladim sanki ucundan'' diye diye gezindim. E.'nin bir meselesini halletmek uzere gittik Cafe Hoppe'ye oturduk, ayni bira bize orda daha da bir leziz geldi. Citir citir bir hatun muhabbeti, off nasil guzeldi. Aksama bindik trene donduk Groningen'e. Benim niyetim evde oturmak, televizyon seyretmek, cogafedersin mal gibi yatmakti kanepede, fekat ipini koparmis arkadasim Carlos'tan gelen ''senin eve yakin bir yerde bira iciyoruz, kop da gel'' mesaji uzerine ''derdi veren allah dermani da verir, evin yolu bulunur neticede'' diyerek firladim ciktim. Bir de gittim ki Carlos Bey ve yaninda biri espanyol, biri amerikali, biri de avustralyali uc arkadasi, Carlos ve Dadaslar seklinde demleniyorlar. Carlos ve uc sap da denebilir. Latin Amerika insanini zaten bagrima basarim. Amerikali da hic Amerikali gibi olmadigi icin (giydigi Simpsons t-shirt'u haric), ee Avustralyali da etliye sutluye karismaz ve oraya hasbel kader dusmus bir okeye dorduncu veyahut bir etkisiz eleman oldugu icin ortami direk olarak benimsedim. Ilk basta maruz kaldigim ''la sari sacli turk mu olur la'' geyiklerinden sonra, biralar selale oldu, mekanlar siraya girdi. Ben ve Dadaslar o bar senin, bu bar benim dolandik. Carlos bizim adamlarin yapacagi gibi bana butun gece goz kulak oldu. Onlarin dilinde bacimsin ne demek bilmiyorum ama bence ben Carlos'un bacisiyim len. Del Bacitto gibi bir sey olabilirim ben Guatemalali dostum icin. Zaten fark ettim, ben de kendisini bir Ugur bir Onur gibi gormeye baslamisim. Ne hos. Saat 3'e yaklasirken bende de artik takat kalmadi, Dadaslari yeni bir mekanda birakip evimin yolunu tuttum. Sonrasini biliyorsunuz, golgemi gordum felan, her zamanki haller.


Iste boye bir gundu dun. Gidicem gidicem diyorum ama tatli bir kalabalik da birikmis burda. Her zaman degil ama arada birbirimize siginip avunuyoruz.

Bu da bir sey be okur.

Del Okurto.


Fotograf: Cafe Hoppe'nin bardaklari

19 Haziran 2011 Pazar

En guzeli hic aklinda yokken disari cikmaktir

Ve boyle geceler sonrasi muhakkak sarhos olursun.

Bu gece eve donerken golgeme bakip onayladigim sey: : You have so much hair and you walk fast.

You have so much hair uc sene once Hollandali kuaforun bana sacimi cirkin cirkin kesmesine muteakip kendini hakli cikarmak icin soyledigi sey. You walk fast baba yadigari bir yurume stili ve zaten benim de boyle yurudugum konusunda herkes hemfikir.

Gecenin ucunde, evin yolunu zor bulmusum ve golgem aklima uc sene oncesinin gudik kuaforunu getirmis.

Yarin, bugunu uzun uzun anlatmaliyim. Ama simdi yazimizi bu gece kadeh kaldirirken Amerikali cocugun soyledigi sozle bitirelim: To all the unforgettable memories that are already forgotten.

14 Haziran 2011 Salı

Moda, Feyyaz, ben ve sen konulu yazimiz



Bugunlerde en buyuk eglencem Disko Krali, Feyyaz, moda bloglari, orgu modeli siteleri, indirime girmis ayakkabacilar, Vogue dergisi ve yeni datanin analizi oldu. 'Ah nasil da geciyor zaman / yeni olmus birinin adini anar gibi narin' demisti Kucuk bir Iskender. Onun gibi biraz.

Moda blogu dunyasina uzun suredir girmek istiyordum, kismet buguneymis. Artik degme brand'ler, en son trendler benden sorular a okur, stiline kurban okur. Ha diyeceksin ki trendleri biliyorsun da bir sey mi oluyor? Yok anacim, ben yine bol paca Mango pantolon ustune sile bezinden nar cicegi Zara bluz seklinde takiliyorum. Yine de moda neymis, hangi renk revactaymis gibi konularda fikir sahibi olmak hos.

Disko Krali'ni orgu orerken izlemeyi tercih ediyorum. Feyyaz'a bazen cok guluyor bazen de hic gulmuyorum. Ama suradaki ve suradaki performansindan sonra kendisi ilelebet kabulum. Orgu isi nereden cikti diyeceksin? Annemin aylar once ben Hollanda'ya donerken valizime sikistirdigi cilelerden cikti. Baktim renk renk ip, cesit cesit yun var, dur ben sunlardan bir saheser yaratayim dedim. Iki ters bir duz bir kes, bir arttir falan derken zaman geciveriyor. Bazen Feyyaz'i meyyazi takip etcem diye ilmek kaciriyorum, sok, basa don, sise tak derken sanki ormeye yeni baslamis gibi oluyor. Never-ending bir surec. Herkese tavsiye ederim.

Indirime girmis ayakkabicilardan kendime bir babet bir de parmak arasi terlik kaptim ayiptir soylemesi. Sipidik sipidik dolanmaktir niyetim. Mi layk indirim veri mac.

Baska haber yok. Siradanligin huzurunda ve hoslugunda geciyor zaman. Sanki sonsuza kadar moda blogu okuyabilirim, Feyyaz izleyebilirim, orgu orebilirim, ayakkabi bakmaya cikabilirim, evde pinekleyebilirim.


Bu vesileyle bagyanlar mujde: yakinda sizinle en yeni trendleri, bu yaza damgasini vuran renkleri paylasacagim. Erkekler, sizi de unutmadim. Size de birkac tavsiyede bulunacak ve kati surette giymemeniz gereken seyleri anlatacagim.


Hadi operim vogue vogue.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Tel cambazinin tel ustundeki durumunu anlatir siirdir

Ve bir Turgut Uyar siiridir. Sezen Aksu da seslendirmistir.
Turgut Uyar'in en guzel siiri, yok, bu degildir aslinda. Belki Cagirilmayan Yakup'tur, kuzenimin gozdesi- ki kendisi yillar once bir gece koca siir antolojisinin sayfalarini pir pir cevirip eliyle koymus gibi bulmustur siiri ve bize okumustur:

Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum
Sanki böyle niye ben oradan geliyorum
Telaslı, aç gözlü kurbağalara
Bakmaktan
Bilmiyorum
Bilmiyorum, bilmiyorum
Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup
Bazen karıştırıyorum.


Ama Tel cambazinin tel ustundeki durumunu anlatir siir de guzeldir. Hem Sezen ne guzel sarki yapmistir ondan. Cunku bazen 'Ama sizin adiniz ne, benim dengemi bozmayiniz' demek gerektir.





PS: Sezen'in yeni albumu cikmis. O da eski dostla icilen bir fincan kahve gibi. Yani hep ozleniliyor.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Turkce Pop Tarihinde En Tuhafima Giden Sarki Sozleri Madde 4 (Best of Atilla Tas)




Uzun zamandir Turkce Pop'umuza bakamadik, en bomba sarki sozlerini yazamadik sevgili okur. Halbuse turkce pop candir ve dahi insanin kendine yakisani giymesidir. Ayip ettik. O nedenle bugun size bir degil iki sarkidan bahsedecegim ve bir Best of Atilla yapacagim.

Birinci sarkimizin adi 3 metre 5 metre. Atilla Tas burda tum erkeklerin ortak yarasina parmak basiyor ve gotu basi oynayan, kendisine surekli ilgi gosteren eski sevgiliden nasil bunaldigini anlatiyor.

Her tarafi oynuyor,
Benle oyun oynuyor
Surekli dokunuyor
Gozumu korkutuyor

Cok fazla yaklasma, ellesme, dillesme
Uzaktan sev beni
Uc metre bes metre
Hatta bes kilometre
Biri sana boyle dese ne derdin cancaazim?
a) Bogazina dursun Ham Cokelek'i soylerdim - ki o da nadide bir Atilla Tas yorumudur. Boylece onu kendi silahiylan vurabilirim. (Aferin, cok hirsli gordum seni okur).
b) Abilerimi ustune saldim, dirsek mesafesinden agzini burnunu kiracaklar.
c) Dur kacma, len huooop, topuklu var ayakta yetisemiyorum, dokanicam illa bi dakka len.
d) Sen de iyice artiz oldun, ne yaklascam sana be. Yuru git.

Ben tabiki d diyorum. Hatun dedigin cool olmali. Ustelik karsimizda bir Japon'a asik olmus biri var. Siniri kalkar insanin. Hele ki gozleriniz benimki gibi iriyse, boyle Renault fari gibi, cipil gozlu Japon'a asik olan adami neyleyeceksin, di mi?

Japon dedik, iyi ettik, buradan yumusak bir gecis yapiyoruz ve ikinci parcamiz. Ta taaaaaam: Bir Japona Asik Oldum. Benim favorim. Atilla Tas burda yine turk erkeginin ortak noktasi olan bir Japono asik olmak konusunu irdeliyor ve icten ice adeta haykiriyor: Her seyi yaparim yeter ki sana takarimasu noktasina geleyim. Buyrunuz nakarat:

Nerden aldin kiz sen kokumu
Guzel olurmus turkun lokumu
Bizim kizlar da cok guzel amma
Bir Japona asik oldum

Akarimasu takarimasu
O gozler icimi yakarimasu
Besi bir yerde takarimasu
Bir Japona asik oldum


Cok sukela bir sarki a dostlar. Hele su yukaridaki videoda 3.05'te bizim kizlar da cok guzel amma diye uzun hava cigirmaya basliyor ya, orada bir efkarlaniyorum n'olacak bu cocugun hali diye:)

Turkce pop kosemizin sonuna geldik. Esen kalinasu.

Not: Bu arada Atilla Tas'i ilk defa gecenlerde Disko Krali'nda gordum. Cok sempatik, komplekssiz ve sevimli biri. Benden demesi.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Dokunak


Bugunlerde bende tuhaf bir hal. Her sey ama her sey bana cok dokunakli geliyor. Sanki mutemadiyen bir premenstrual sendrom. Sanki surekli kafam iyi. Sanki az once uykudan uyanmisim ve kirici bir ruya gormusum. Anlayamadim. Sanirsin ki Yilmaz Morgul'um, bogure bogure aglamak istiyorum.

Bugun aslinda nasil da guzel bir gun! Groningen'e komsu koylerden birinde canimin ici ev arkadasim P.'nin is arkadaslariyla mangal yaptik. Soyle bir gruptuk: Mangali duzenleyen Brezilyali kiz ve iki arkadasi, esinden bosanmis ve buraya iki kucuk kiziyla tasinmis Amerikali bir abi (ev sahibi), Cezayirli bir kiz ve Avustralyali (ama 25 senedir Fransa'da yasayan) sevgilisi, Ermeni bir cocuk ve siyahi kiz arkadasi, Polonyali baska bir kiz, Belcikali oglan ve Sirp sevgilisi, her anlamda Alman ama tatli bir cift, hem sonra Italyan enistem, P. ve ben. Etrafima bakinca onca cesitliligin icinde Brezilya usulu pismis etler ve bol alkollu kokteyllerden sonra aslinda kimsenin kimseye cok da yabanci olmadigini fark ettim. Butun bu mangal muhabbeti icinde, en dokunakli buldugum an ise Brezilyali cocugun dizlerine yaslanmis sevgilisinin saclariyla oynadigi an. Saclarini ordu kizin, sonra bozdu, kivirdi topuz yapti, acti, sadece ellerini gezdirdi. Bir yandan da bizimle sohbet etti. Kiz sadece durdu, kendini sevgilisinin ellerine birakmis...Huzur boyle bir sey olmali. Kalabaliklar icinde saclarinda gezinen bir el, bir an. Herkese ragmen orda. O an ben sanki bir Yilmaz Morgul. Bir el istedim saclarimda. Yok, kimse kimseye cok yabanci olmasa da yine de bazen en yakinini istiyor insan. Ve iste boylece, birden yalnizlik cok dokundu bana.
Soyle bana, bu dokunakli bir hikaye degil mi simdi?


23 Mayıs 2011 Pazartesi

Green Sandals




Saclarimi kestirmek, yeni pabuc almak ve aksamustu biraz kestirmek istiyorum.

Bir filmden alinti ki bir doneme ait ozlemi bu kadar guzel anlatan cok az cumle duydum:



''Where are my green sandals? Where have they gone?''













Muzik: Koop feat Yukimi Nagano / Bright Nights

18 Mayıs 2011 Çarşamba

xxx

Hani filmlerde olur ya, olup bitenleri bir dakika boyunca arkada fon muzigi onde goruntuler olmak suretiyle aktarirlar. Bas rol kisisini evinde, masasinin basinda bir seyler yazarken goruruz, sonra disarida dostlariyla goruruz - yapraklar dokulmektedir, yine evde bu sefer sarap icerken goruruz, sonra disarida kar altinda yururken goruruz. Yani mevsimler gecmistir ve bas rol oyuncumuz bu bir dakika icinde zamanda alti ay ilerlemistir. Tam oradan filme kaldigi yerden devam edilir: Alti ay sonra / Izmir yazar ekranda. Artik bir seylerin olma vakti gelmistir. Bas rol oyuncumuz evinden cikar. Yoksa hayatinin askiyla mi karsilasacaktir Izmir'in meshur Kizlaragasi Hani'nin avlusunda kahve icerken?

Ben de su aralar hayatimin uc-bes ayi benzer bir fon muzigi esliginde bir dakikada gecsin istiyorum.
Mevsimler degissin.
Insanlar degissin.
Ben cok okumus, cok yazmis, gereginden fazla film izlemis ve cok bunalmis olayim.
Evden cikayim.
Hikayem orda baslasin.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

12 Nisan 2011 Salı

Sabaha kadar asansorde, bir o yana bir bu yana...


Bazen sacma bir ruya goruyorum ve uyaninca 'pismilla demeden yattigim ve yataga sol ayagimla daldigim icin boyle oldu zaar, yine bi ucmusum' diyip gecistiriyorum. Ama ayni sacma ruyayi iki kere gorunce anliyorum ki pismillayi birak yatmadan once yasin okusan, o ruyayi yine goreceksin.


Ruya uzun da beni en cok vuran sahne, bir asansor sahnesi. Atil, ustu basi dokulen ve Dogu bloku ulkelerinde komunist recim zamanindan kalma gibi duran bir binalar kompleksinin icindeyim. Birbirine eklemli olan bu binalar sadece iki katli, ama yine de ortamda bir asansor var. Isin guzeli asansor sadece yukari degil saga ve sola da gidiyor. (Uvv beybi. Alice Harikalar Diyarinda). Ben de saga dogru gitmek uzere asansorun onunde beklemeye basliyorum. Benimle bekleyen bir adam daha var, muhabbet ediyoruz. Sonra biniyoruz asansore, bu adam hemen sola basiyor. Basliyoruz labirent gibi kivrila kivrila sola gitmeye. Ben bir sinirleniyorum tabi. Len ben saga gidecektim, adam sormadi bile, bencil midir saygisiz midir gibisinden. Sonra bu iniyor, o sirada asonsoru yikardan cagirmislar megersem, hop yukari cikiyoruz. Bir kadin biniyor, o da sola gidecekmis ve ben hala saga gitme dugmesine basamamisim. Halbuse bassana kizim, bas da once senin istedigin yere gitsin insanlar. Neyse bu kadinin sola gidecegini anlayinca, asansorden o katta iniyorum. Beklemeye basliyorum ki bana geri gelsin alet. Geliyor da. Bu sefer bos. Rahat rahat biniyorum bos asansore ve saga gitme dugmesine basiyorum. Sanki zamanda yolculuk edermiscesine isiklar misiklar cikararak ilerliyor alet. En sonunda istedigim yere gidiyorum, ama en basta yurumeye karar verseydim coktan orada olacaktim. Ya da baska yonlere gitmek isteyen kisilere ''bi dakka bilader, ilk ben geldim, ilk saga gidilecek'' diyebilseydim.

Sitkim siyrildi yemin ediyorum. Sindi hocam yukaridaki parcada yazar ne demeye calismis?

a) Ruya kisisi Sertab'in Incelikler Yuzunden sarkisinda bahsettigi gibi bir yorgunluk icerisinde ve artik incelik gostermek istemiyor. Adeta bir okuz olmak, malliklar yapmak istiyor herkes gibi.

b) Ruya kisisi cogunlukla dalgin ve saskin. O nedenle dugmelere basmayi hep unutuyor. Sonra da hayiflaniyor.

c) Ruya kisisine maksat muhabbet olsun. Goygoycu bir tip. Asansorde, kapi onunde, olur olmaz yerlerde illa her gorduguyle muhabbet edecek.

d) Ruya kisisi yurumeyi sevmeyen bir tip. Tembel bisi. Insan 100 metre yurumeye usenir m? Ruya kisisi useniyor utanmaz.

Makarayi kukarayi burda keselim. Ben cikarimimi yaptim aga. Yataga besmeleyle giriyoruz, yatakta yemek yiyip kirintilarin ustunde uyumuyoruz ve boylece derdimiz sikintimiz kalmiyor kismetse.


Hepinize fantastik ruyalar, basit ve guzel hayatlar dilerim.

10 Nisan 2011 Pazar

Uzgunum Be Leyla


Her seyin anlamsizlasmaya basladigi su saatlerde, ben yine Uzgunum Leyla'yi dinliyorum. Dertliyim, ruhuma hicranimi sardim da yine diyor bir amca.

Bir zamanlar yazmaya basladigim ve hala bitiremedigim bir hikayede, Gamli Baykus Meyhanesi diye bir yer var. Orasi gercek olamayacak, ama hayal de kalamayacak kadar guzel. Gamli Baykus Meyhanesi'nde kural musterilerin gece 10'a kadar ancak fisirtilarla konusmasi, o saate kadar gulmenin, bagirismanin yasak olmasi. Herkesin birbirinin derdiyle avundugu bu saatlerde garsonlar bile hep ciddi. 'Zira acilara ve uzuntulere saygi duyarlardi' diye mi yazmistim? Kimbilir. Saat 10'a yaklasirken meyhanede illa ki Uzgunum Leyla calmaya basliyor. Segah makaminda, sizim sizim sizlayarak baslayan bu sarkinin calmasiyla sesler yukselmeye basliyor. Raki kadehleri daha bir sert tokusturuluyor ve artik illa ki masaya da vuruluyor: Burada Olmayanlara. Saat tam 10'da, sarki da nihavend makamina, o neseli havaya donuyor. (Su videoda 4.46). Artik fisiltilar yok, herkes rahat, neselenme zamani. Daimi birkac musteri masalarindan sarkiya eslik etmeye basliyorlar. Hep bir agizdan okunuyor sarki. Herkes hala birbirinin acisina saygili, ama artik uzuntulerin duman duman dagilma vakti.

Az sonra daha da hareketli sarkilar calacak Gamli Baykus'un omurluk sahibi. Bir adam, sehrin en eski genelevinden cikip oraya gelecek, tek basina bir masaya oturacak ve sadece kavun soyleyecek rakisinin yaninda.

Orasi gibi bir yer ozledim simdi - ki hikayemizde oraya giden kadinlara pek hos bakilmaz ama...Orasi gibi bir yerde ben de sarkilara eslik edebilir, sadece kavun isteyebilirdim garsondan. Tam simdi.

6 Nisan 2011 Çarşamba

Gedappa



Sarkili turkulu doktora yapan bir insanim. Ahan da haftaya baslayacak deneyde kullanacagim parcalardan biri.
Bu sarki bana hep yukaridaki reklami hatirlatiyor, yuzumde bir tebessum beliriyor. Len sapsalsevimlisi supurgeci cocuk, ben senin naifligini yerim.

30 Mart 2011 Çarşamba

Iki dakka yagma be bilader, eve gitcem, hanim bekler.


N'aber len, gozluk? Offf, lens cikti mertlik bozuldu. Herkesler artik ondan takiyor. Ne yani simdi ilkokula giden cocuklar birbiriyle ''naber len lens?'' diye mi dalga geciyor? Cikkkk, ayni havayi vermiyor olm.

Neyse ne diyordum, hah, naber len gozluk? Burada hava 15 dereceyi gordu. Hollanda'da 15 derece aman yesillendi findik dallari demek. Yaz geldi, sort mu giysem gibi aptalca dusuncelere gark olmak demek. Ozlenilen topuklu pabuclari giyip salinmak, sandaletlere yandan bakislar firlatip ''birkac gune benimsin bebek'' gibisinden suzmek demek. Allah bize akil fikir versin ama aylar suren karartmadan ve ''bu sene de iyi don yapti behh'' gibi geyiklerden sonra kabak cicege gibi acilmak demek.

Fekat ne oldu? Piril piril gokyuzu aksamustune dogru dol karabakir dol seklinde sisti sisti ve en sonunda yagdi. Su an resmen ofise hapsolmus durumdayim. Koca binada uc-bes kisi kaldik. Ne yapsak acaba yav gozluk?

''Eve gitmek bir hayal / Zira ayakta converse'ler var'' diye siir yazdim az once. Nasil olmus?

Gorusuruz gozluk. Kirp kirp :)

Resim: Biri gelse de beni ceketinin altina alip goturse. Yalniz resme dikkat, kiz endiseli endiseli etrafi suzuyor, oglan ceketin altindayiz, dar alanda kisa paslasmalar yapicaz seklinde gevrek gevrek guluyor. Demek ki cizgi karakterler dunyasinda bile erkekler mini cakal. Yaziklar olsun. Ceketini de al git len.

22 Mart 2011 Salı

Erol vs. Zeki



Inleyen Nagmeler'i en guzel yorumlayan bence Erol Buyukburc. Insanin icine dokunuyor.

Zeki Muren soyleyince oyle olmuyor. Onun sesi kadife gibi. O baska sarkilari cok guzel soyluyor ama bunu degil.

Erol Buyukburc uzule uzule soyluyor. Hani az sonra aglayacakmis gibi. O baska sarkilari kotu soyleyebilir ama bunu degil.

Sanirim Uzgunum Leyla'dan sonra en cok Inleyen Nagmler'i seviyorum.
Buyrun burdan yakin.

21 Mart 2011 Pazartesi

Gece gunduz bugun fite fit. Uvv beybi. Bahar mi geliyor ne?


Yarindan sonra ohhh mis gibi gunler uzuyor. Haftaya saatleri de bir saat ileri alinca benden iyisi Sam'da kayisi ve bir de belki guney Ispanya'da yasayan sansli azinlik.

Fakat simdi tek istegim gupe gunduz eve gidip uyumak. Uyudugum kadarini geceden cikarip o saatler arasinda aya bakmayi planliyorum. Dun gece tabak gibiydi, vay didim. Belki bir hareket olur, uzayli iner, el eder falan. Gulme, carpmiyiim agzina. Bak hala guluyor. Uzayliyi adam yerine koyunca begenemediniz beni di mi?
Sonraaaa Behzat C.'ye iyice bir hasta olmaya basladim. Arada Kugulu'yu falan gosterdikce elemanlar icim ciz ediyor. Ankara'ya bir daha yolum duserse kapilarini calip 'Bir dahaki bolumde maktul rolu icin hazirim, fakat kovalamacali sahne olmasin' demeyi dusunuyorum. Kovalamacali sahneler bana sikinti olabilir. Maktul kadrosu doluysa o zaman Ege Aydan'li bir sahnede oynamak isterim. Ege Bey'in o fevri, sinirli hallerine ayrica bayiliyorum. Rol icabi beni de azarlasa hic uzulmem valla, direk yanaklarini siktiririm. Behzat C. neden bu kadar hosa gitti? Bunun ustune dusundum ve bir seyler buldum. Tabi olm, bosa dusunmuyoruz. Fekat bu gorusleri baska bir post'ta paylasacagim kismetse.
Simdilik gidiyorum merkez.

15 Mart 2011 Salı

Sen bi git bunalim muzik. Simdi gelsin Caro'lar, gelsin Mirkelam'lar


Super eglenceli sarkimiz Caro Emerald'dan geliyor: A Night Like This.
Oh be kendime geldim valla. Kac gundur artistik fekat bunalim muzik dinlemekten icim sismis adeta. Ne gerek var? Olay romantik komedi filmine soundtrack olabilecek ve hafif, simple & stupid diye tabir edilebilecek sarkilar dinlemekteymis. Sanki Hugh Grant simdi ofis kapisindan girecek. Malum romantik komedi diyince arkadasi tek geciyoruz. Ne ekmek yedin len romantik komediden Hugh. Ustelik ismin de bir acaip.

Konuyu balla dagittim, pardon.
Musikiniz asagida.


24 Şubat 2011 Perşembe

Ciddi dusunmek mi? Daha neler.


Uzun suredir gormedigim bir arkadasim yazmis facebook'tan. Iyiymis, hosmus, sukelaymis ve en onemlisi sevgilisiyle ciddi dusunuyormus. Dusunmesen sasardim zaten. Ciddi dusunmek ne len? Evlenecegiz barklanacagiz noktasinda bir dusunme hali olsa gerek. Evet uzerine ciddi ciddi dusunulmesi gereken bir hadise fakat burada kastedilen o degil tabi ki. Burada kastedilen ''gonul eglendirmiyoruz yapragam'' gibi bir durum. ''Iyi aferin, simdi gozume girdin. Benden sana on puan'' mi diycem, ne diycem?

Bunun bir ust versiyonu da ''seviyeli bir iliskimiz var'' modelidir. Seviyeli iliski nasil olur? Onu da bilen beri gelsin, anlatsin. Misal benim ilkokulda hoslandigim bir cocuk vardi. Sacimi cekerdi, ben de ona dil cikarirdim. Bu suphesiz seviyesiz bir iliskiydi. Cocukluk arkadaslarimdan biri lisede ciktigi cocuktan bahsederken sadece yanagimdan opturdum diyordu. Hah, bak iste o seviyeli bir iliski olsa gerek.


Tovbe estagfurullah.

Resim: Bu durumun sadece bizde degil gevurda da oldugunun nisanesi. Seriously asking, wat iz diz?

Not: Pek yakinda Hurrem yazilarimla da karsinizda olacagim.
Rumuz: Kuzeyguney the Magnificent

14 Şubat 2011 Pazartesi

Ruyamda maymundan laf yedim


Evet dogru duydun. Ruyamda maymundan laf yedim. Ustelik altta kaldim, tekrar cevap veremedim. Ama bunun birkac nedeni var. Birinci neden ruyayi sabah karsi gormus olmam. Yani lafi yer yemez ''allam yaleppim bu eziyet burda bitsin'' diyip uyanmis olmaliyim. Ikinci neden bana laf sokan hayvanin maymun olmasi. Zira sevgili lokum okur, ben maymundan cok tirsarim. Bir yilandan bir de maymundan odum kopar. Neden diycen, cok basit: bize benzedikleri icin. Bir tek konusamiyorlar ki yakinda gozumuzun onunde evrimlesip onu da yapar bunlar. Maymunlar Cehennemi filmi bosuna mi cekildi olm? Uzayli tehlikesi, global warming falan bos isler. Esas maymundan tirsican da anlatamiyorum kitlelere.

Ruyam cok kisa. Hemen anlatayim. Ben bir evin terasinda gunese nazir dinleniyorum. Bir tropik esinti, tatli bir yaz sonu havasi. Terasta bir agac varmis, yerler de cim kapli zaten (Yuce Rabbim ruyalarda olmayacak seyleri oldurur malum, o nedenle bu kisimlari cok sorgulamiyoruz). Agaca bakarken bir de ne goreyim? Maymunun biri o dal senin bu dal benim costurmus, oradan oraya atliyor, hopluyor, zipliyor ve mutemadiyen asagilara dogru iniyor. Yuregim agzimda 'pismillaaa' diyorum, 'bu simdi yanima kadar iner de benlen yuz goz olursa bittik'. (Evet bir de bu ozelliklerini sevmem maymunlarin, cok yavsak hayvanlar. Kirk yillik kankaymissiniz gibi gelirler omzunuza falan cikarlar. Bunlarin en efendileri gorilla'dir. O da cok afedersin okuz gibi bir sey oldugu icin kendisiyle dirsek temasini korumakta fayda vardir). Neyse efendim, maymun geliyor geliyor tam benim onumdeki dala kolunu bacagini dolayip bir bana bir de masanin ustundeki meyvelere bakmaya basliyor. 'Herhalde karni ac, muz yok ama musmula var. Dur ben suna musmula atayim, belki onu yiyince gider' diyip tabaktan aldigim en olmus en guzel musmulayi maymuna firlatiyorum. Maymun musmulaya donup bakmiyor bile, hop hop hoppidik yaparak tam karsimdaki sandalyeye tunuyor. O sirada bende atan uc bucugun haddi hesabi yok tahmin edersiniz. Hayvan da dikmis gozlerini bakiyor ve 'Musmulayi hic sevmem' diyor. Ben maymunun konusmasindan ve karsima gecip efendi efendi oturmasindan etkilenmis olacagim ki soyle diyorum: 'Ay inanmiyorum, konusabiliyorsunuz. Bugune kadar gordugum en insana benzeyen maymun sizsiniz'. Fakat sevgili okur, bu cumlenin aramizdaki buzlari eritecegini, maymunla guzel yarinlara yelken acacagimizi dusunerek ne buyuk aptallik etmisim? Zira maymun bana aynen soyle diyor: 'Bugune kadar gordugum en maymuna benzeyen insan da sizsiniz'.

Lafi gedigine oturtan bu maymun arkadas geldigi gibi zip zip artistik hareketler yaparak gozden kayboluyor. Ben de sandalyeme buzusup dusunuyorum: Maymun beni madara etti len. Maymun len, bildigin maymun... Iste 'maymun len, maymun. Monkey donkey, what about musmula' derken uyanmisim cok sukur.
Bu ruyayi ben kibirli ve kendini buyuk goren insanlarin sonu aha boyle olur diye yorumladim, ama kicim acikta kalmis seklinde yorumlamak daha isabetli olabilir:)
Muhabbetle...

10 Şubat 2011 Perşembe

Bugun


Londra saganak yagasli, 11 derece
Moskova karli buzlu, -10 derece
Tokyo bulutlu, 3 derece
Porto gunesli, 17 derece, biraz nemli
Izmir 11 derece, gunesli
Shangai 5 derece, hafif yagmurlu
Calgary az bulutlu, 5 derece, gun icinde en dusuk -2, en yuksek 7 derece
Ankara 3 derece, pek az bulutlu
Kuala Lumpur 33 derece ve yine de az biraz bulutlu- ki serinletir, bulut sicakta iyidir.
Glascow 2 derece, acik, % 93 nem orani ilen hem soguk hem isiran bir hava
Reykjavik 3 derece, yagmurlu
New Orleans 3 derece, parcali bulutlu
Melbourne 27 derece, acik ve parlak bir gokyuzu
Erbil 12 derece, gunesli
Istanbul 9 derece, apacik
Norfolk -1 derece bulutlu, hafif kar atistirmali gecistirmeli
Groningen 3 derece, bulutlu. Ayni Ankara, Tokyo ve New Orleans gibi.
B. cogunlukla gunesli, 37 derece (genel), 27 derece (eller ayaklar)


Fotograf: Ulen bu da hava durumu sunuyor, ben de sunuyorum. Ama nedense ayni etkiyi yaratamadigimi dusunuyorum. Hayir simdi sak diye fotografimi cekip suraya koysam yine olmaz. Kot pantelon, bol hirka ve cizmeden olusan spor formatimi yiyeyim, sana bir sey olmasin sevgili olur.

9 Şubat 2011 Çarşamba

''Haydi hep beraber bilekleri dik keselim'' hissiyati uyandiran sarkimiz asagidadir.


Parcamizin adi : The Waiter #2.
Cok yakinda ''Haydi piste. Biz biliyoruz da mi oynuyoruz?'' hissiyati uyandiran parcalarla karsinizda olacagim.
Simdilik operim beybi.

19 Ocak 2011 Çarşamba

4 Yil Oldu


19 Ocak’ta vurulduğu yerde, Agos Gazetesi’nin önünde. Saat:15′te. Hrant’ın Arkadaşları adalet beklentilerini yineleyecek.

Orada olalım.

* Nesimi Yetik- Afili Filintalar'dan alinmistir.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Yeni Mevkimiz Hepimize Hayirli Ugurlu Olsun



Korkun benden artik: gorumce oldum.

28 senedir bir erkek kardesim olsa da gorumce olacagim aklima gelmezdi. Gorumce ne len? Bak ustu uste soyle iyice anlamini yitiriyor ve en sonunda gorumce gorumce gorumce derken once orumce sonra da orumcek gibi bir hal aliyor.

Bazi title'lar adamin ustune yapisir, onu oldugundan farkli davranmak zorunda birakir ya hani. Mesela bir anda terfi alip takim kaptani olan muhendis abi eskiden ayni konumda oldugu arkadaslarina artik bir mesafe koyma ihtiyaci hisseder, patron edalari takinir felan. Iste bu gorumcelik konumunun da bana ayni seyi yapmasindan korkuyorum. Ya dirsegime kadar altin bilezik takmaya baslarsam? Allah korusun ya evime fiskos masasi almaya kalkarsam? Ya bu gorumcelik denen zikkim Mordor'un ateslerinde dovulmus yuzuk gibi sahibini Gollum'a ceviriyorsa?

Erkekler yine cok sansli. Onlar anca bacanak olsunlar, kayinbirader olsunlar. Hep goygoycu, alemci pozisyonlar bunlar. Halbuse bir gorumcelik oyle mi? Agzinla kus tutsan yaranamayacagin habis bir pozisyon. Velhasil allam yaleppim musade ederse ben daha guzel pozisyonlara yelken acmak, ne bileyim en azindan birinin de eltisi ya da yengesi olmak istiyorum. Omrum boyunca sadece gorumce olarak kalirsam Umut Sarikaya'nin karikaturlerinde pek de guzel cizdigi o kacinilmaz son yakin duruyor: saclar topuz, yanlardan luleli, onden dolma, diz alti etek giymis, bir yandan zigon sehpayla 'ben kir dugunu istiyorum' diyen gelinin basina hamle yaparken bir yandan da 'bir yalani yasiyorsun kizim, biz Yozgatliyiz' diyen :)