9 Şubat 2012 Perşembe

Surmenaj olucam calismaktan



Dun teze meze bakmak yerine bir kacamak yapip uzun suredir laptop'imin dehlizlerinde sakladigim bir filmi izledim. Oh ne iyi yapmisim yahu. Gozum gonlum acildi. Ferzan Abimizin son filmi. Cahil Periler kadar iyi, ve belki daha bile iyi olan bu film sadece Italya'nin havasina suyuna hasta oldugum icin beni vurmus olabilir mi? Sanmiyorum. Capcanli karakterler, bilge ama huzunlu bir babaanne, arabasinin bagajinda envai cesit ayakkabiyla gezinen kadin karakter (ki tam bir sinir krizinin esigindeki kadinlar modeli, insan kendini yakin hissediveriyor ona hemen), ve nihayet turk aile yapisinin yandan yemisi olan Italyan aile yapisi icerisinde uc maymunu oynamaya calisan bir kisim aile ferdi... Spoiler oluyorum ama, kucuk oglunun da gay oldugunu onca isarete ragmen anlamayan anne-baba modeli bana kendi ailemi hatirlatti. Yok gay degilim ama bizimkiler de misal eve kulluk gibi kokarak dondugum halde yillarca sigara icmedigimi dusunduler ve tum arkadaslarim icitignden ustume siniyor dedigimde hemen inandilar. Inanmasalar bile bir sey sormadilar. En basit seyle bile yuzlesmek cok zor bizim dunyamizda. Ben bile, bunu bilmeme ragmen, bir gun ayni annem ve babam gibi davranacagimdan korkuyorum.

Film iste bana bunlari dusundurttu. Bir de Italya batmasaydi da beni ise alsaydi diye dusundurttu. Orada 'ben sende butun asklarimi temize cektim' gibi bir moda girip hayata +10 puanla yeniden baslamak isterdim. Tam da giderayak, Hollanda'da sayili gunumun kaldigi su zamanlarda, iyi bok yedin de krizlere giresi oldun len Italya.

Bir daha ne ara yazabilirim bilmiyorum sevgili okur. O kadar cok is var ki...
Filmi izleyin. Film cok guzel. Adi Loose Cannons.

6 Aralık 2011 Salı

Haftanin Sarkisi PJ'den Geliyor



Askolsun sevgili okur. PJ Harvey neredeyse bir sene once yeni bir album cikartiyor ve sen bana bunu soyleme geregi bile duymuyorsun (Burada sitemim ozellikle kuzenime ve kizkardesimedir. Yanlis olmasin).

Albumun adi Let England Shake. Sarkimiz yukarida. Fikir fikir bir sarki oldugu icin bunu sectim. Yagmurlu gunumuze bir hos sada getirsin Kalamis'tan. (TRT Korosu efektiylen) Ah Ka-laa-miiiiis-taaan.

4 Aralık 2011 Pazar

Sirada Parliament Sinema Kusagi


Cok guzel bir film izledim. The Flower of My Secret. Ustelik filmde, Almadovar'in cok sonradan cekecegi Volver'in izleri var (Filmdeki bas karakterin son kitabinin konusu seklinde).

Yazarlarin ve yonetmenlerin daha onceki kitaplarina\filmlerine gonderme yapmalarini seviyorum. Tuhaf bir tanidiklik hissi. Leziz. Orhan Pamuk da yapar. Kara Kitap'ta, yanilmiyorsam Karli Gecenin Ask Hikayeleri bolumunde, sonradan senaryo olarak yazacagi Gizli Yuz'u anlattirmistir bir karaktere. Masumiyet Muzesi'nde ise Cevdet Bey'lerin bahsi gecer mesela. Istanbul'un koklu ailelerinden biri diye. Bence bu, yazanin\yonetenin kendi seyrinde devam eden kurgu dunyasinin kanitidir. Yazan ve yoneten bu dunyaya hayrandir. Bizi de cogunlukla hayran birakir.

Almadovar'i ve yari histerik kadinlarini seviyorsaniz, bu filmi de seversiniz diye dusunuyorum. Afiyetlen uyumaniz, yarin turp gibi uyanmaniz dilegiyle:)


1 Aralık 2011 Perşembe

Ben Paris'e gittim n'aberrr konulu hava atma yazisi


Ilk gidisimde Paris'i hic ama hic sevmemistim. Millet niye sever anlamamistim. Bir daha da gidersem iki olsun diye soylene soylene donmustum. Gecen haftasonu gittim ve boylece iki oldu. Cok da isabet oldu. Parisle biribirimize isindik, hemen canim cicim olduk, ''ay sanki kirk yildir taniyorum seni'' havasina giriverdik. Tabi bunda son alti aydir orada yasayan ve gerek metrosunu gerek labirent sokaklarini avcunun ici gibi bilen E.'nin ve yolculugumda bana eslik eden Godaletto'nun etkisi cok buyuk. Uc hatun muhabbetin belini oyle bir kirmisiz ki donus yolunda trende artik cenem agriyordu. Her yer insanla guzel. Paris'te uzun suredir gormedigim eski dostlari da gorduk. Fransiz kizlarimiz Juju ve Ade. Hem sonra ayni hatasonu orada bulunan O. ve Norvecli sevgilisi. Kader hep bulusturur hevesli kalabaliklari.

Paris'in neden bu kadar tanidik geldigini simdi biliyorum. Sehrin icine gomulu bircok isaret (ya da gosterge mi demeli) var. Bir cafe gordum misal, en sevdigim filmlerden birinin adina sahip: Belle de Jour. Baska bir cafede icerisi zamaninda oranin mudavimi olan kisilerin fotograflariyla dolu: Camus, Sartre, Hemingway. Godard'i goremedim, ama gozlerim aramadi degil. O da muhtemelen arkadasi Truffaut ile baska bir mekanin mudavimiymistir, orayi da sonra koklariz. Eski kitapcilarda sevdigim kitaplarin fransizca baskilari. Proust'larin fransizca kapaklari: Albertine Disparue. Albertine Kayip.

Orada kendimi zamana dokunur gibi hissettim. Boylece Woody Allen'in son filmi Midnight in Paris de anlam kazandi gozumde. Ilk bakista masalsi bir havayla donemden doneme atladigini dusundugumuz bas karakter, aslinda benim gibi isaretlerin pesine takilip zamanda akiyormus. Simdi bunu boyle yorumluyorum.

Bir gun Paris'e yolunuz dusurese, sakin kilise gorecegim, muzede Mona Lisa'nin yamacinda fotograf cektirecegim diye kasmayin. O da yapilir ama az zamaniniz varsa sadece sokaklarinda yuruyun, cafelerine oturun, bir cayini icin Paris'in. Iyi geliyor.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Haftanin (belki de ayin) sarkisi






Bugunlerde dinlemekten bikmadigim sarki bir Arap-Endulus ananim ortak yapimi: Lamme Badah. Ne demek acaba diye soracak olursan, vallahi bilmiyorum. Eger aramizda arapca bilen ilim sahibi okurlar varsa, bu kendinizi gostermek icin bulunmaz firsat, lutfen bir adim one cikin.


Sarkiyi tabiki sulalenin musiki eksperi kuzenimden ogrendim. Jennifer Charles & Oren Bloedow isimlerini not edin. Pek hos bir album yapmislar bence. Ama ozellikle albumun bu sarkisina oyle bir vuruldum ki hemmenn youtube'a girip baska kimler soylemis ki la sarkiyi diye arastirmalara giristim. Kimler soylememis ki bebeyim. Ama ben Natasha Atlas'li versiyonunu en bi cok sevdigim icin size de onu dinletecegim.


Afiyetli ve muhabbetli gunler.

18 Kasım 2011 Cuma

Ben geldim. Sobeeeeee

Turkun Saksiyla Imtihani


Merhaba yazlari sicak ve kurak, kislari soguk ve yagisli iklimlerin okuru,


Ahiretlik dostlarimdan biri olan R.'nin teee memleketten beni durtmesiyle birlikte haftalarrrr sonra blogun yolunu bulabildim. Bu arada anladim ki bloggerlik yazarsan ekime yazmazsan tipime kadar diye tarif edilebilecek bir muessese olmakla birlikte, biraz da middle class isi bir self-satisfaction, bir hobimsi guzellik, bir bos vaktim ve soyleyeceklerim var havaliligi; kisacasi luxury problem. Araya kunil gibi ingilizce kelimeler bezememin nedeni ise, son aylarda ilac niyetine okudugum turkce bir kitabin olmamasi, hasret kaldigim Ahmet Hamdi'lerin, Yusuf Atilgan'larin yerini Mr. Brown and colleaugues (2011) gibisinden ingilizce makalelerin almis olmasi. Bu vesileyle, guzel turkcemizin benim gibi kuniller tarafindan kirletilmesinden huylanan tum karasal ve iliman iklim okurlarindan ozur dilerim. Fakat ne yapayim? Tell me, what can I do about it beybi?


Fakat bugun size Doktoranin Dikmen'i diye tarif edilebilecek o guzide yerden bahsetmek yerine, bir coban salata veyahut bir patlicanli turlu gibi ortaya karisik guzelleme yapacagim.


Sabahilan Dogus'un dimaglara durgun verecek, goren her kadinin aklini basindan alacak fotografiyla karsilastim. Sanatsal acidan mukemmele yakin olan bu fotografta (!), kisi saksi ile ne anlatmaya calisiyor temali bir yazi yazacaktim. Ama ziyadesiyle Freudyen, psikoanalitik ve zikzik bir yazi olacagini anlayarak vazgectim. Fakat sevgili okur, bence Dogus yanlis zamanda dogmus kader kurbani bir arkadasimizdir. Bu adam Ronesans'in Ronesans oldugu zamanlarda dogacakti, ayni saksiyla Michelangelo'ya poz verecekti ki, bak gor o tablo Ufizzi Muzesi'nin en nadide parcasi olur muydu olmaz miydi. Resmin ismi de hazir: Saksinin Dogusu. Tam aydinlanma cagi ismi: The Rising of the Pot. Hah, sonra yillarca dirsek curuturdu ustadlar: Ressam burda saksiyla ne anlatmaya calisiyor? Valla aslinda adam bir Hilal gibi bir Cicisler gibi ortaligi costurmak istemis. Bunda bir beis gormuyorum. Ama zamanin Hey Girl dergisinde ''Sevgilinizi Sasirtin. Ona Kucuk Suprizler Yapin'' gibisinden cakma bir bolume konabilecek turde bir ergen fotografiyla mi? Bir de sanki tuvaletten cikmis da paparazzilere yakalanmis gibi bir iki buklumluk. Bilader, madem curetkar pozlarimla ortaligi kavurucam diyorsun, o zaman iki buklum durmayacaksin. Neyse, yine de o saksiya dua edelim. Cennetlik bir saksi. Yoksa Dogus o an o saksiyi bulamasaydi neylerdik? Allah korumus hepimizi.

Bu arada blogumla ayni ismi tasiyan Kuzeyguney dizisini de izledim bir iki. Kuzenim Cevdet Bey ve Ogullari uyarlamasi demisti ama henuz bir Cevdet Bey'lik sezemedim hikayede. Muhim degil. Diyecegim o ki Kivanc Tatlisey'in oyunculuguna yildizli pekiyi veriyorum. Bence kendisi tam manasiyla olmus. Behlul'un zengin ve zuppe hallerinin tam tersi, bickin ve ariza delikanli rolunu muazzamto oynuyor. Tabi t-shirt degistirirken dovmeleri gostermeler felan yine ayni. Ustelik saksi da kullanmiyor hicbir karede:)


Behzat C.'yi hala tek geciyorum. Yillarca NYPD'siydi, en civcivli anlarda sakalar yapan polisiydi derken yabanci menseeli poliscilik dizileri beynimizi gukguklamis. Behzat C.'de aradigim huzuru buluyorum. Yuru be adamim. Walk away man.


Bagyanlar siradaki konumuz moda. Yasasin. Bu sene moda olan uc seyi yaziyorum, not edin:
1) Bosbol, emanet gibi duran kazak
2) Sarap rengi her turlu kiyafet
3) Leopar desenli ayakkabi (nooooo).

Bosbol kazagin hastasiyim. Sarap rengini ise sarap gibi icerim gozlerimle. Fekat, leopar pabuc sizlere kalsin, ben almiiim canim.

Arayi acmayalim sevgili okur. Operim.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Dalkavuk Tarifesi



Asagidaki yazinin tamami Garip ama Gercek adli siteden alinmistir. Beni mest etti. Afiyet olsun.



Günümüzde dalkavukluk bir ruh ve yaradılış meselesidir. Artık meslek olmaktan çıkmıştır. Fakat Tanzimat’tan evvelki devirde dalkavukluk tüzüğü ve önceden belirlenmiş fiyatlara göre çalışan bir esnaf grubuydu. Topkapı Sarayı arşivinde I. Mahmud devrine ait bir arzuhalde şunlar yazmaktadır:


Devletli, iyiliksever, merhametli efendim, Kimsesiz dalkavuk kullarınızın
dilekçesidir: her sene Ramazanı Şerif geldiğinde, İstanbul’da, davetli davetsiz
iftarlara gideriz; ulemanın, devlet adamlarının ve diğer büyüklerin, mevki
sahiplerinin sofralarında çeşitli nefis yemekler, şerbetler… yer ve içeriz;
üstüne göbek tütünü ve kahveyle ikram görürüz. Lakin içimizde bazı terbiyesizler
vardır. Bunlar edebe uymayan hareket ve tavırlarıyla efendilerimizi
gücendirmekte, zararı da hepimize dokunmaktadır. Dalkavukluk sağlam bir nizama
bağlanmazsa cümlemizin açlıktan öleceğimiz aşikârdır. …

Dalkavuk kulları

Yine bu vesikada bir “dalkavuk narhı”ndan (Tüketiciyi korumak amacıyla, özellikle temel ihtiyaç maddeleri için resmî makamlarca belirlenen ve her yerde geçerli olan fiyat) bulunmaktadır. Yapılacak çeşitli eğlencelere göre dalkavuklara konulacak narh da şudur:

■Dalkavuğun burnuna fiske vurma (fiske başına): 20 para.
■Başına kabak vurma: 30 para.
■Yüzünü tokatlama (tokat başına): 30 para.
■Oturduğu minderden ve setten aşağı yuvarlama: 30 para.
■Merdivenden aşağı yuvarlama: 180 para. (Bir yeri incinir, kırılırsa tedavi ve cerrah parasını şakayı yapan verir.)
■Çıplak başına tokat atma (tokat başına): 45 para.
■Elinde beş on kıl kalmak ve dişlerini leylek gibi çatırdatmak şartıyla sakal zelzelesine: 60 para.
■Sakal boyamasına: 60 para. (Sakalının yansı veya cümlesi arpa boyunca kırkılırsa, latifeyi yapan, dalkavuğun üç aylık nafakasını verir. Bu nafaka ayda 30 kuruştan 90 kuruştur.)
■Dalkavuğun kafasına iri bir yumruk indirme (yumruk başına): 40 para.
■Ellerine ve ayaklarına domuz topu bağlama: 40 para.
■Yüzüne mürekkep ve kömürle kara sürme: 37 para.
■Kuyruğu dışanda kalmamak üzere bir fındıksıçanını ağzının içine kapatma: 400 para.
■Sakız dolabına (bostan dolabı) bağlanarak su içinde bir miktar durdurulmak şartıyla bostan kuyusunda bir devrine: 600 para. (Bu latifeye birden fazla her devir için aynca 100 para verilir. Dalkavuk boğulur ölürse cenaze masrafı latifeyi yapana aittir.)
■Bir tarafının üzengisi (eyerin iki yanındaki demir halka) olmayarak haşarıca bir hayvana bindirilip seyrinden hoşlanılırsa: 300 para.
■Bir salkım üzümün sapıyla beraber yedirilmesi: 40 para.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Underground ne guzel filmdi



Sevgili lokum okur,
Evlenirsen iste boyle samatali bir dugunle evleneceksin.

6 Eylül 2011 Salı

Tek basina cag atlamak yasak ve tehlikelidir. Atlanacaksa birlikte atlayalim.




Uvv beybi. Aha su yukaridaki resimde gordugunuz bulut, Avrupa'nin ustunu kaplayan ortacag karanligi gibi bir sey. Cocugunun ismini Bulut koymak isteyen romantik arkadaslarim, size sesleniyorum, bir kez daha dusunun. Bulut dedigin oyle cizgifilmlerdeki gibi pofur olmuyor her zaman. Iste goruyorsunuz, adam himini himini diye geciyor tepemizden ve bir hirs yagmur simsek ne varsa gonderiyor pis gibi. Bu bulut abi bence yengec gibi yan yan ve yavas ama kendinden emin adimlarla Istanbul'a kadar gelir. Himini himini himini. Tikkat bulut var.

Ortacag karanligi dedim de aklima geldi, bu cag isimlerini kim koyuyor cigerim? Bilen var mi? Bu konuda otorite kimdir, hangi kurumdur mesela? En onemlisi su an hangi cagdayiz? Ben ilkokula giderken yakin cagdaydik, onu biliyorum. Sinif tahtasinin altinda bir cizelge vardi, orada yaziyordu hepsi. Cilali cilasiz derken ne devirlerden gecmisiz, vay didim. Yakincagdan sonrasi dumduzdu, git gidebildigin kadar. Haliyle o zaman bana bundan sonra hep yakincag, baska da cag atlamak yok gibi gelirdi. Ama o zaman hic dusunmemistim: Len kim veriyor caglara bu isimleri?


Bir ara uzay cagi lafi cakti. Sonra teknoloji cagi. Hangisindeyiz allam yaleppim, kafayi yiycem. Hayir ona gore havam degisecek belki, iki cag birden gordum oglum, nabeeeer diye. Neyse efendim, benim icin her daim kriter ilkokulda tahtanin altina asili cizelgedir. O cizelge degistiyse tamam, cag atlamisiz. Degismediyse hala yakincag'dayiz. Cocugu ilkokula giden varsa rica ediyorum bu konuya bir el atsin, hep beraber ogrenelim hangi donemden geciyoruz. Hayir yillar sonra diyecekler bunlar o zaman su cagdalarmis da haberleri yokmus diye, o zaman sizim sizim sizlamaz mi kemikler mezarda bir yalani yasamisiz diye?


Si yuv.


PS: Bak laf uzamasin diye yakincag diye cag ismi mi olur len konusuna hic girmedim okur, kiymetini bil.

30 Ağustos 2011 Salı

Vir vir vir konusmaya geldim






Ya arkadas bu sene ne yagmur yapti behhh.


Breh breh brehh diye atip tuttugum bir yazi yazmak hevesindeyim. Zira bu ara moda olan bu. Gittim memlekete, yerinde gordum, herkes birbirine saydiriyor. Gece 1'de televizyonu aciyorsun Rasim Ozan Berna Lacin'le bir programda. Bir de hoca var, karsilikli daliyorlar birbirlerine. Baska bir gun babam televizyonu aciyor, bu sefer Ahmet Cakar ve yine Rasim Ozan cakiyorlar FB'nin avukatina laflari. Surekli bir delikanli olacaksin lafi...Sadece spor kanallarinda degil her yerde. Delikanli olmak nasil olur diye dusunuyorum?


Bolumden arkadasim Martijn'a bakiyorum goz ucuyla. Efendi bir Dutch cocukcegiz. Buna delikanli demezlerdi bizim memlekette. Halbuki durust, caliskan, iyi niyetli, bana bisiklete binmeyi ogretecek kadar sabirli, tertemiz bir adam. Ama tipten kaybediyor, zira asla televizyona cikip agzi kopure kopure 'delikanli olacaksin once laynnn' diye bagirmaz. Bagirsa da kimse ciddiye almaz ''sinek mi vizildadi, aha su sari oglan konusmus'' falan derler.


Kadin halimle ben de delikanli olabilir miyim acaba? YildizTilbe icin derlerdi, hem hazir sarkisini da yapmisti: ''bu kadar kolaysa nuuaaaaaahhh delikanlim'' diye. Demek ki bogure bogure sarki soyleyince delikanli olabiliyorsun. Yok len ne alaka. Yildiz bir tarafa, ben gercekten milletin delikanli dedigi kizlar gordum. Ama kizdan cok erkege benziyorlardi. Delikanli olcam diye de erkege benzeyemem haci, kimse kusura bakmasin. Topuklumu giyerim, ojemi surerim her daim.

O degil de memleket televizyonlarinda izlenecek bir sey kalmamis ilac niyetine. Sabah annem ve kizkardesimle izdivac programlarini izledik. Derdimizi tasamizi unuttuk, ayri. Annem, yan komsunun gorumcesinin kardesinin bacanagi falan diye tanimlanabilecek derecede uzaktan bir akrabanin/tanidigin bu izdivac programlarindan birinde ikinci evliligine yelken actigini anlatinca, izdivac programina bakis acim degisti. Bir an kendimi soyle seyler soylerken hayal ettim: ''Doktorami bitirmek uzereyim, calismama izin verecek bir es ariyorum. Karsilikli saygi ve sevgi sart. Yalani ve uc beyazi hic sevmem. Olmazsa olmazlarim dugunde trabzon burmasi set takilmasidir''. Olm siz de hayal edin, cok komik oluyor :) Sabah izdivac programi, aksam cuppelihoca. Hosgeldin ramazan, selamunaleykum kuzeyguney derken tatil bitti gitti. Donduk Groningen'e.
Yazi da iyice corbaya dondu. Tez zamanda bitirmezsem sikinti olacak. Zaten giris-gelisme patlamis vaziyette, o nedenle sonuca da cok kasmayacagim. Lakin demek istedigim su:


Biiiir: Mesele delikanli olmak degil yigen, mesele mert olmak ve agzi kopurtmeden konusabilmek.


Ikiii: Izdivac programlarinda ''olmazsa olmaziniz nedir?'' sorusunun sorulmasi yasaklansin. O olmazsa olmazlar karmanin isi midir nedir hep insanin elinde patlar, yazik olur. Hic sormayalim o soruyu memedali bey, direk kutuyu actirip icinden cikani sevmeye calisalim.


Uuuc: Dini, milli, fikri sinai her turlu bayraminiz kutlu olsun.


Gozlerinizden opuyorum.