26 Nisan 2009 Pazar
Café del Mar
Café del Mar’i ilk Mobilsoft’un bol grafikerli animatörlü cubical’larindan birinde numunelik ve de part-time fsikolong olarak calismaktayken Baris’tan duymustum. Edindigim yegane albumdeki bazi sarkilari pek begenmekle birlikte bazilarina da ‘meh mehh, ne la bu’ demistim, itiraf ediyorum. O albumde en sevdigim sarki da Bush’un remixledigi ‘Letting the Cables Sleep’ idi. Dinlemek isteyenler icin asagiya durağan fidyo ekledim you-tube’lardan.
Neyse efendim, gecenlerde/yillar sonra aklima geldi bu Café del Mar. Dedim ben edineyim bunlarin albümlerinden. Sonra Ozan geldi, ‘ben de 2 gb’lik muzik var beybi, A’dan Z’ye, gel bi bak istersen su harici discin engin bellegine’ dedi. Bir de ne goreyim, iste Café del Mar iste benim yillar once bir sekilde kaybettigim o album. Velhasil boylece Letting the Cables Sleep’i yine ustuste bes kere dinledigim birkac gun gecirdim. Bu vesileyle de ‘olm bu Café del Mar’ ne ki?’ diye arastirmalara girdim tabee. Okyanus kenarindaki kafe anlamina gelen Café del Mar hakketen de deniz kenarinda bir mekanmis. Ibiza Ticaret Odasi ve Sant Antoni de Portmany mahalle muhtarligina kayitli bir muessese olan café, ozellikle gunes batarken caldigi chillout muziklerle un yapmis ve bir sure sonra da orada calinan muziklerden olusan albumler cikarmaya baslamislar.
Sindi bence allah bu cafenin sahiplerine yuru ya kulum demis. Aslinda bence zaten bunlar - Ramón Guiral, Carlos Andrea, José Les – babadan zenginmis hocam. Yoksa Ibiza’da deniz kenarinda mekan acmak kolay mi? Bi kere belediyeye para yediricen, SIT alanidir kesin oarasi, orayi normal araziye cevirttiricen, sonra alkol ruhsati alican falan. Biz kendi memleketimizden biliyoruz ki her baba yigidin harci diildir bu.
Neyse ne de, bir yerin gunes batarken caldigi muziklerle un yapmasi hakikaten takdir edilesi birsey. Ustelik Wiki’den gordugum kadariyla album ustune album basmislar abiler. Bilmedigim zebil gibi grup var bu albumlerde bi de. Ramon. Carlos, Jose, sizi gozlerinizden opuyorum cigerim. Siz de hem para hem ticari zeka hem de musiki zevki var.
Ama yine Wiki’den gordugum kadariyla, burasi mekan olarak pek de beni acan bir yer degil. Şıkır şıkır, rüküş bir yer…iste bu ironiyi benim su kucuk beynim almadi be dostum!!! Ben boyle salaş bi yer hayal etmisim sanirim ki mekanin icini gösteren şu resim beni ziyadesiyle huylandırdı. Iyyykkkk. İçerisi böyle gudik gibi olursa güneş batsın batmasın her daim cafenin dışında takılırsın zaten hocam.
Yine de birgun yolum Ibiza’ya duserse bir gunbatiminda oranin onunden şöyle bir gecip içerde ne var ne yok diye kafa uzatilir mi? Bence uzatilir.Fakat yolumuz İbiza'ya düşer mi? Bence düşmez.
Diyeceklerim bu kadar. Ama son olarak bir sarki daha ekleyeyim hadi. Bush’un baska bir parcasi.
22 Nisan 2009 Çarşamba
Farzet ki agacim

Yanima da uc sey alicam.
Biiiiir: Oyku defteri
Gecen gun Imaj’da otururken, bolumun bize calisirken kullanalim diye verdigi ve fakat benim mutemadiyen oyku yazmak icin kullandigim lacivert kapli defteri cikartip, Cambazdusuren’de devam eden herbir oyku icin olasi paternleri, sonlari, alternatif sonlari falan yazdim. Bilen bilir, normalde hayatta yapmam bunu, oyle geldigi gibi yazarim. Aynen geldigi gibi nasil yasiyorsam, pek de planlamadan. Sonra nasil agzima siciliyorsa bazen…Iste bu oykucuklerin de orasina burasina sicilmasin diye dur bu sefer bi dusuneyim sunlar ustunde dedim.
Bir ara Ozan yazdigim basliklara soyle bir goz atip ‘senin oykulerini okuyunca senden gayri benim tanimadigim baska bir Berfu daha var gibi geliyor’ dedi. Acaba?
Velhasil, Gulhane Parki’ndaki bir ceviz agaci gibi saatlerce duracagim o mekanda, ilk amacim oyku defterine yazdigim bu basliklarin altini doldurmaktir.
Ikiiiii: Kitap
Bu da yazmaktan sikilinca tutunacagim daldir. Icimizdeki Seytan’i ve yahut Bant’in son sayisini okuyabilirim, o kosede bir zeytin agaci misali dikilmekteyken.
Uc: Gunes Kremi
Gecmis tecrubelerimiz bize ogretti ki sut gibi akcapakca oldugumuzdan mutevellit, yesil erik agaci gibi uzanmaktayken goklere, birdenbire kizarmamak isten bile degil. Dolayisiyla o saatlerce duracagimiz, yatip yuvarlanacaimiz kosede acikta kalan her yerimize krem surmek lazim.
Dort: Muzik
Aaaa uc sey dedim, dort etti be gulum okuyucu. Olsun, canim sagolsun. Fakat bu dorduncu madde biraz sikinti oldu bana. Zira yillar once ODTU’yu kazandigimda babamin aldigi o donemin teknoloji harikasi walkman’inmden sonra, baskaca bir aletim olmadi. Misal I-pod, Mp3 player, Cd player…Yok sekerim yok. Boylece madde sayimiz yine uce dustu mu sana. Ben rahat, sen rahat, herkes rahat bak simdi.
Bu yaziyi is yerinde yazmaktayim. Turkce harf kullanmadigim tum yazilar is yerinde yazilmaktadir, haberin olsun. Ispiyonlamak yok ama, bozusuruz. Anlayacagin benim hic calisasim yok. Bahar gelmis. Ustelik bu memleketin normali yagmurlu baharken nedense bu sefer gunesli bahar gelmis. Nasil calisayim?
Dilim de tuy bitti soyleye soyleye, hala beni anlamadin: Farzet ki agacim be canim okuyucu. Farzet ki agacim.
Ozan Geldi

Saat 09.14
Yer Groningen Central Station
Ozan geldi.
Eve gittik.
Birlikte kahvalti yaptik.
Hava cok guzeldi. Hemencecik disari ciktik.
Vismarkt’ta taslara oturduk.
Pazar yerini, insanlari, dondurma yiyen cocuklari izledik.
Sonra Imaj’a gittik.
Ebru guneste yer bulmustu, onun yanina kivrildik.
Biz de Dutch’lar gibi gunese donduk yuzumuzu, biralarimizi ictik.
Sonra hava sogudu, usuduk biraz.
Eve donduk. Aksam Ebru’da kiymali makarna, sarap.
Ustelik Onur da vardi.
Danimarkalilar cok malmis, Groningen’in kuzeyine gidilmemeliymis.
Oyle dedi.
Ozlemisiz Ozan’i, ozlemisiz Onur’u.
Sonra hoppp yine disari ciktik.
De Tramps’da bira ve sonra bizim evin onunde dumanlanma.
Sacma sapan seylere gulme…
Neye guldugunu hatirlayamama…
Sabah aydinlikti zihinler.
Bu sefer daha guzel bir kahvalti yaptik.
Kahvaltinin mutlulukla bir ilgisi olmali demis ya CS,
Dogru demis.
Hava yine cok guzeldi. Hemencecik disari ciktik.
Imaj’a gittik, kurulduk en gunesli yere.
Sonra Araz geldi, Ebru geldi, Sanem geldi.
Bira ictik, bira ictik, bira ictik…
Sonra bir suru fotograf cektim ben.
Ebru’yla Ozan bronzlasti, ben kizardim.
Sonra aksam oldu nerdeyse.
Sanem’e gittik.
Taze fasulye Sanem’den, pilav Ebru’dan, salata benden.
Ustune Zuiderpark’in onunde cay ve sigara…
George geldi omzunda gitari/elinde Ikea posetinde anfi…
Seviyorum ben bu George & Kaja ikilisini.
Onla lafladik.
Bir yorgunluk coktu o anda…tatli bir yorgunluk.
Haydi evlere dedik…
Ve iste boyle huzurlu gecti Ozan’in geldigi ilk haftasonu…
Sefkili Ozan Ersoy
Hosgeldiniz, sefalar getirdiniz.
Su yazinin sonunda diledigim seylerden biri gercek oldu.
Geriye kanala nazir ev ve kedi kaldi.
Kismet diyoruz.

