10 Nisan 2011 Pazar

Uzgunum Be Leyla


Her seyin anlamsizlasmaya basladigi su saatlerde, ben yine Uzgunum Leyla'yi dinliyorum. Dertliyim, ruhuma hicranimi sardim da yine diyor bir amca.

Bir zamanlar yazmaya basladigim ve hala bitiremedigim bir hikayede, Gamli Baykus Meyhanesi diye bir yer var. Orasi gercek olamayacak, ama hayal de kalamayacak kadar guzel. Gamli Baykus Meyhanesi'nde kural musterilerin gece 10'a kadar ancak fisirtilarla konusmasi, o saate kadar gulmenin, bagirismanin yasak olmasi. Herkesin birbirinin derdiyle avundugu bu saatlerde garsonlar bile hep ciddi. 'Zira acilara ve uzuntulere saygi duyarlardi' diye mi yazmistim? Kimbilir. Saat 10'a yaklasirken meyhanede illa ki Uzgunum Leyla calmaya basliyor. Segah makaminda, sizim sizim sizlayarak baslayan bu sarkinin calmasiyla sesler yukselmeye basliyor. Raki kadehleri daha bir sert tokusturuluyor ve artik illa ki masaya da vuruluyor: Burada Olmayanlara. Saat tam 10'da, sarki da nihavend makamina, o neseli havaya donuyor. (Su videoda 4.46). Artik fisiltilar yok, herkes rahat, neselenme zamani. Daimi birkac musteri masalarindan sarkiya eslik etmeye basliyorlar. Hep bir agizdan okunuyor sarki. Herkes hala birbirinin acisina saygili, ama artik uzuntulerin duman duman dagilma vakti.

Az sonra daha da hareketli sarkilar calacak Gamli Baykus'un omurluk sahibi. Bir adam, sehrin en eski genelevinden cikip oraya gelecek, tek basina bir masaya oturacak ve sadece kavun soyleyecek rakisinin yaninda.

Orasi gibi bir yer ozledim simdi - ki hikayemizde oraya giden kadinlara pek hos bakilmaz ama...Orasi gibi bir yerde ben de sarkilara eslik edebilir, sadece kavun isteyebilirdim garsondan. Tam simdi.

Hiç yorum yok: