
Bugün ters tarafımdan kalktım okurcuğum. Hem de öyle memenetsiz kalktım ki. Aynada kendime bakınca korktum, o derece gudubettim. Sabah 9'da da haftalık grup toplantısı vardı aksi gibi. Bi de en sevdiğim hatun sunum yapacak, gitmesem ayıp olur, sıkıntı olur. Gittim. Hava -10 'muş o saatte meğersem. Ellerim dondu, yüzüm dondu, güllerim soldu kaldırımlarda a okur. Bir yerde kaydım, çizmelerime küfrettim. Sonra mis gibi açık kaldırımlarda azıcık buzlu yeri göremeyen kendime küfrettim. Bisikletle önümden geçen yaşlı bir amcayla selamlaştım. Bir tane kedi gördüm. Falan filan derken nihayet girdim toplantıya. Afyonu patlamamış bir gencimizden beklenmeyecek cevvallikte bıdır bıdır konuştum. Bi de üstüne haftayaki toplantıda ben yapayım sunum diye atladım. Çıktım toplantıdan. "Öksürüyorum, sigara içmeyeyim artık" diye karar almıştım dün gece yatmadan evvel. Hemen bozdum kararımı. İndim aşağıya, içtim sigaramı, çıktım yukarı, daha çok öksürdüm.
Sonra gazeteleri açtım. İnternetten tabi yavru okurum, internetten. Malesef burda bir tek Hürriyet Avrupa'yı bulabiliyorsunuz. Onda da işinize gelirse "50 yaşında emekli bir beyim. 30-40 yaş arası çocuksuz bayan arkadaş arıyorum" diye ilanlar var. Gazeteler bitti. O sırada saat 11 oldu. Çalışma zamanı. Ama yok, olmuyor. İçimde yumruk gibi birşey. Yutkunuyorum yutkunuyorum geçmiyor. Ağlayamayacak kadar sinirliyim ve nedenini bilmiyorum. Hey güzel allam, ben neden sinirliyim? Bulmaya çalışıyorum. Düşünüyorum. Düşünüyorum. Bulamıyorum.
Saat 12. Çıktım bölümden. Eve yürüdüm. Çok soğuk ve çok güneşli. Dalga geçen bir hava bu adeta. Aseton, tonik ve çiçek aldım yoldan. Saat 1'de yatağa girdim. Hala sinirliyim ama hemen dalmışım. Uyandığımda akşamın 5'i olmuş, hava kararmış. Aklımda tuhaf bir rüyanın izleri...Bir kadının dükkanındayım. Oraya çiçek almaya gitmişim. Kadın Dutch. Küçük bir kızı var. Kız benle türkçe konuşuyor. Ben kadına her nasılsa Hollandaca "Aaa kızınız türkçe biliyor. Eşiniz türk mü yoksa?" diyorum. "Hayır" diyor kadın. "O bir şekilde öğrendi, meraklıdır". Kız çok sevimli, sürekli konuşuyor. Kadın bana şarap ikram ediyor. Beyaz ve tatlı. Onu hemen içince bu sefer küçük bir karafta kırmızı şarap çıkartıyor. Kırmızıyı da karafından içiyorum öküz gibi. İnsan kadehe boşaltır. Yok, lıkır lıkır dikiyorum kafaya. Sonra Liva'nın çam fıstıklı mekiklerinden getiriyor kadın. "Bunlardan da ye" diyor. "Çok özlemişim bunları" diyorum ve deli gibi yiyorum. Ankaralılar, siz bilirsiniz o mekikleri. Kadın en sonunda "evet hangi çiçekleri alacaksın" diyor. "lale" diyorum. Sonra da açıklama yapıyorum. "Bu çiçekler bir arkadaşıma. O kızıyla yaşayan yalnız biri. Daha dün geldi Türkiye'den. Canı sıkkın ve mutsuz". Neden açıklama yaptığımı anlamaz şekilde omzunu silkiyor kadın. Orda jeton düşüyor. Kadının bana şarap ve kurabiye ikram etmesi, benim ya da arkadaşlarımın kişisel mevzularını bilmek istediği anlamına gelmiyor. İkisi farklı şeyler. Bu kültürde.
Rüyada düşen jetonlar gerçekte de düşsün istiyorum okur. Aydınlanma yaşayalım mı topluca?
Uyumak iyi geldi. Neye olduğunu bilmediğim sinirim azaldı, azaldı, minicik kaldı.
Dün çok güzel bir film izledim. Sen de izle. Zaten izlemişsindir belki de. On senelik film bu. Ewan McGregor'un genç olduğu zamanlar. Gerçi ben her türlü hastayım kendisine. Zıtar Vors'un Obi Van'ı olsa da hastayım, Trainspotting'in esrarkeşi olsa da. Bu filmde kendisi biseksüel bir şarkıcıyı canlandırıyor. Sıkıntı yok. Dedim ya her türlü seviyorum seni Ewan'cığım civancığım. Velvet Goldmine. Körolmayasıca imdb 6.7 vermiş. Sen bakma ona okur yazar. Kesin homofobikler vermiştir o oyları. Filmi bulamazsan da soundtrack'ini bul. Hani derler ya mirim "müziksel şölen". Ne menem lafsa o da.
Bugün ters tarafımdan kalktım. Düz tarafımdan yatcam kısmetse. Hepinize hörmetler ve güzel rüyalar dileyerek huzurlarınızdan ayrılırken, sizi Zaytung'un Son Dakika Haberleri ile başbaşa bırakıyorum.
Sonra gazeteleri açtım. İnternetten tabi yavru okurum, internetten. Malesef burda bir tek Hürriyet Avrupa'yı bulabiliyorsunuz. Onda da işinize gelirse "50 yaşında emekli bir beyim. 30-40 yaş arası çocuksuz bayan arkadaş arıyorum" diye ilanlar var. Gazeteler bitti. O sırada saat 11 oldu. Çalışma zamanı. Ama yok, olmuyor. İçimde yumruk gibi birşey. Yutkunuyorum yutkunuyorum geçmiyor. Ağlayamayacak kadar sinirliyim ve nedenini bilmiyorum. Hey güzel allam, ben neden sinirliyim? Bulmaya çalışıyorum. Düşünüyorum. Düşünüyorum. Bulamıyorum.
Saat 12. Çıktım bölümden. Eve yürüdüm. Çok soğuk ve çok güneşli. Dalga geçen bir hava bu adeta. Aseton, tonik ve çiçek aldım yoldan. Saat 1'de yatağa girdim. Hala sinirliyim ama hemen dalmışım. Uyandığımda akşamın 5'i olmuş, hava kararmış. Aklımda tuhaf bir rüyanın izleri...Bir kadının dükkanındayım. Oraya çiçek almaya gitmişim. Kadın Dutch. Küçük bir kızı var. Kız benle türkçe konuşuyor. Ben kadına her nasılsa Hollandaca "Aaa kızınız türkçe biliyor. Eşiniz türk mü yoksa?" diyorum. "Hayır" diyor kadın. "O bir şekilde öğrendi, meraklıdır". Kız çok sevimli, sürekli konuşuyor. Kadın bana şarap ikram ediyor. Beyaz ve tatlı. Onu hemen içince bu sefer küçük bir karafta kırmızı şarap çıkartıyor. Kırmızıyı da karafından içiyorum öküz gibi. İnsan kadehe boşaltır. Yok, lıkır lıkır dikiyorum kafaya. Sonra Liva'nın çam fıstıklı mekiklerinden getiriyor kadın. "Bunlardan da ye" diyor. "Çok özlemişim bunları" diyorum ve deli gibi yiyorum. Ankaralılar, siz bilirsiniz o mekikleri. Kadın en sonunda "evet hangi çiçekleri alacaksın" diyor. "lale" diyorum. Sonra da açıklama yapıyorum. "Bu çiçekler bir arkadaşıma. O kızıyla yaşayan yalnız biri. Daha dün geldi Türkiye'den. Canı sıkkın ve mutsuz". Neden açıklama yaptığımı anlamaz şekilde omzunu silkiyor kadın. Orda jeton düşüyor. Kadının bana şarap ve kurabiye ikram etmesi, benim ya da arkadaşlarımın kişisel mevzularını bilmek istediği anlamına gelmiyor. İkisi farklı şeyler. Bu kültürde.
Rüyada düşen jetonlar gerçekte de düşsün istiyorum okur. Aydınlanma yaşayalım mı topluca?
Uyumak iyi geldi. Neye olduğunu bilmediğim sinirim azaldı, azaldı, minicik kaldı.
Dün çok güzel bir film izledim. Sen de izle. Zaten izlemişsindir belki de. On senelik film bu. Ewan McGregor'un genç olduğu zamanlar. Gerçi ben her türlü hastayım kendisine. Zıtar Vors'un Obi Van'ı olsa da hastayım, Trainspotting'in esrarkeşi olsa da. Bu filmde kendisi biseksüel bir şarkıcıyı canlandırıyor. Sıkıntı yok. Dedim ya her türlü seviyorum seni Ewan'cığım civancığım. Velvet Goldmine. Körolmayasıca imdb 6.7 vermiş. Sen bakma ona okur yazar. Kesin homofobikler vermiştir o oyları. Filmi bulamazsan da soundtrack'ini bul. Hani derler ya mirim "müziksel şölen". Ne menem lafsa o da.
Bugün ters tarafımdan kalktım. Düz tarafımdan yatcam kısmetse. Hepinize hörmetler ve güzel rüyalar dileyerek huzurlarınızdan ayrılırken, sizi Zaytung'un Son Dakika Haberleri ile başbaşa bırakıyorum.
-> Türk Psikoloji Derneği: "Büyük Umutlarla Cumartesi Gecesine Saklanan Güzel Boxer'lar, Gençlerde Lüzumsuz Beklentilere Yol Açıyor"...-> Hemoroid Hastalarının Oturma Eylemi Kanlı Bitti...-> Özel Bir Tanıtım İçin Türkiye'ye Gelen Oprah Winfrey, Katıldığı Bir Söyleşide Kendisine Yöneltilen 'Nabıyon Opraaam?' Şeklindeki Soruyu Yanıtsız Bıraktı.
4 yorum:
Aynı dertten bende de var. Sebepsiz sinir sendromu :)
SSS.
Guzel, bunu sevdim Didemcim:)
Bir kar yağdı ki burada da sorma gitsin... Eksi 11'i gördüm evvelsi gün ve aklıma Hollanda geldi..
Yazıda kedi gördüm, ayağım kaydı diye bahsettiğin yolu düşündüm bir de...
Minnaar'ın oralar işte şekerim.
Yorum Gönder