
Üffffffff. Pıffffffffff. Püfffffffff.
Demek istiyorum.
Geçen hafta, az uykulu bol kabuslu bir kısım zamandan sonra, en sonunda stres anlarında kendilerinden vazgeçemediğim aftları ağzıma sıraladım. Cuma sabahı pıtır pıtır belireveren bu sıkıntı müjdecilerinden sonra “neyse” dedim, “kötü rüyaların da eşlik ettiği bu psikosomatik bulgular ışığında söyleyebiliriz ki hafiften depresifleşen bünyeye iyi gelecek bir şeyler yapmak lazım”. Fakat cebimde beş kuruşum kalmadığı ve bir de Cuma akşamı saat 5’e bir toplantı konduğundan mütevellit mesaiye kalıp 8’de eve gidebildiğim için, bünyeye iyi gelecek faaliyeti evde yapayım diye düşündüm.
Eve gittiğimde Beziş yoktu. Ben de kapıdan girer girmez “mıhh pıhhh ühüü” diyerekten burnumu çeke çeke ağladım. “Ülen manyak mıyım ben, neden ağlıyorum” noktasında ağzımın içinde sinsice sızıldayan aftlarımı hatırladım ve daha çok ağladım.
Üffff. Pıfffff. Püf de püf.
Beziş gelene kadar ne yaptım hatırlamıyorum. Muhtemelen boş boş oturup televizyon izlemişimdir. Bir ara caaaanım dostum Rabiş aradı, ona da mıymıylandım. Kendisinden duyduğum destekleyici sözlerden sonra birkaç saat hayata pozitif baktığım bile söylenebilir. Sonra 11 gibi sefkili kardeşim belirdi. O da pek mutsuzmuş. İyisi mi biz Heroes’un ikinci sezonuna başlayalım dedik ve böyle böyle saati 2 ettik. Bendenizin cumartesi sabahı –her ne akla hizmet aldıysam- bir dersi olduğundan erken kalkmalıydım. Fakat saati bilerek ve isteyerek uyanır uyanmaz elimin ulaşabileceği, kolaylıkla susturulabilecek bir yere koydum. Depresifim kardeşim, dersin kralı olsun, gitmem, gidemem.
Uyandığımda, daha doğrusu Beziş “ee artık kalk yani” diye uyandırdığında saat öğleden sonra 1.30’du. Kahvaltıyı neşe ile hazırlayan Ünal Biraderler (Coen’lerden esinlendim), masanın bir ucuna tabaklarını alıp diğer ucuna laptoplarını yerleştirerekten Heroes izlemeye devam ettiler. Yani ettik, biz, Ünal Biraderler.
Depresef bünyeye iyi gelecek aktivite diyince insanın aklına bir sinema, bar, hadi bilemedin park bahçede yürüyüş gelir. Bense iki gün boyunca örgü örmeyi tercih ettim. Böyle çakkıdı çukkudu şişlerle girişilen bu örgü işi esnasında bir taraftan derin derin düşündüğümü, diğer taraftan daha derin düşündüğümü, arada Beziş ve Ozan’a kısa cevaplar verdiğimi fark ettim. Sanırım kimse o sırada çok derin düşündüğümü anlamadı.
Velhasıl haftasonum da haftam gibi geçti. Dün geceyarısı saat 3’te hala bunu düşünüyordum.
Üffff. Pıfffff. Püf.
Anne ben manyak oldum demek istiyorum.
Demek istiyorum.
Geçen hafta, az uykulu bol kabuslu bir kısım zamandan sonra, en sonunda stres anlarında kendilerinden vazgeçemediğim aftları ağzıma sıraladım. Cuma sabahı pıtır pıtır belireveren bu sıkıntı müjdecilerinden sonra “neyse” dedim, “kötü rüyaların da eşlik ettiği bu psikosomatik bulgular ışığında söyleyebiliriz ki hafiften depresifleşen bünyeye iyi gelecek bir şeyler yapmak lazım”. Fakat cebimde beş kuruşum kalmadığı ve bir de Cuma akşamı saat 5’e bir toplantı konduğundan mütevellit mesaiye kalıp 8’de eve gidebildiğim için, bünyeye iyi gelecek faaliyeti evde yapayım diye düşündüm.
Eve gittiğimde Beziş yoktu. Ben de kapıdan girer girmez “mıhh pıhhh ühüü” diyerekten burnumu çeke çeke ağladım. “Ülen manyak mıyım ben, neden ağlıyorum” noktasında ağzımın içinde sinsice sızıldayan aftlarımı hatırladım ve daha çok ağladım.
Üffff. Pıfffff. Püf de püf.
Beziş gelene kadar ne yaptım hatırlamıyorum. Muhtemelen boş boş oturup televizyon izlemişimdir. Bir ara caaaanım dostum Rabiş aradı, ona da mıymıylandım. Kendisinden duyduğum destekleyici sözlerden sonra birkaç saat hayata pozitif baktığım bile söylenebilir. Sonra 11 gibi sefkili kardeşim belirdi. O da pek mutsuzmuş. İyisi mi biz Heroes’un ikinci sezonuna başlayalım dedik ve böyle böyle saati 2 ettik. Bendenizin cumartesi sabahı –her ne akla hizmet aldıysam- bir dersi olduğundan erken kalkmalıydım. Fakat saati bilerek ve isteyerek uyanır uyanmaz elimin ulaşabileceği, kolaylıkla susturulabilecek bir yere koydum. Depresifim kardeşim, dersin kralı olsun, gitmem, gidemem.
Uyandığımda, daha doğrusu Beziş “ee artık kalk yani” diye uyandırdığında saat öğleden sonra 1.30’du. Kahvaltıyı neşe ile hazırlayan Ünal Biraderler (Coen’lerden esinlendim), masanın bir ucuna tabaklarını alıp diğer ucuna laptoplarını yerleştirerekten Heroes izlemeye devam ettiler. Yani ettik, biz, Ünal Biraderler.
Depresef bünyeye iyi gelecek aktivite diyince insanın aklına bir sinema, bar, hadi bilemedin park bahçede yürüyüş gelir. Bense iki gün boyunca örgü örmeyi tercih ettim. Böyle çakkıdı çukkudu şişlerle girişilen bu örgü işi esnasında bir taraftan derin derin düşündüğümü, diğer taraftan daha derin düşündüğümü, arada Beziş ve Ozan’a kısa cevaplar verdiğimi fark ettim. Sanırım kimse o sırada çok derin düşündüğümü anlamadı.
Velhasıl haftasonum da haftam gibi geçti. Dün geceyarısı saat 3’te hala bunu düşünüyordum.
Üffff. Pıfffff. Püf.
Anne ben manyak oldum demek istiyorum.
Not: Resim Abnormis'ten. Ama kimindi acaba???
4 yorum:
hmmm, biliyorum cumartesi derse gitmediğini. nerden diyeceksin: cumartesi sabah çatı'da kahvaltı ederken (ki ben kör vakitte sincan'a cocuk teslimine gitmiştim) nevfel'le karşılaştık! berfu bu dersi alıyodu ama bu sabah yok dedi:) kaçamaklardan haberdarım yani. özledim. bu hafta arası buluşup iki bunalım yapsak, sonra takı-kıyafet bişiye dalıp, alamayıp, yakın zamanda alma motivasyonuyla hayata baglansak diyorum kuzum, ne dersin?
biralar benden.
Aslında senin o "dini motifli" kabusundan sonra anlamam lazımdı aslında. :)
Aft ve hafif bir depresyon ne ki, aslanım benim, koç! Takılarla filan da atlattın mı Rabiş'le beraber, elinden öpeceğim, ehe.
Yorum Gönder