18 Haziran 2008 Çarşamba

Hayra Yor Yorabilirsen'in Bu Haftaki Konuğu B.'yi Alkışlarla Buraya Alıyoruzzz


Eski Günlükler, backspace tuşu ve şizofren kedi...

Sürekli yağmurlu havasından mı, kireçli suyundan mı yoksa sarı sarı peynirlerinden midir bilinmez, buraya geldiğimden beri acaip rüyalar görüyorum. Rüyaların çoğunda telaşlıyım, bazısında kaybettiğim birşeyi arıyorum hep. Birinde mesela birileriyle gezinirken dışarda, içi vişne rengi koyu bir sıvıyla dolu olan bir havuz bir anda boşalıyor ve her nedense bu sırada havuzun içinden bir kısım defter küt diye ayaklarımın dibine düşüyor. Baktığımda bunların eski günlüklerim olduğunu görüyorum. Buraya nasıl geldiklerine şaşıracağım halde, ıslanmış yaprakları şöyle bir silkeleyip oracıkta okumaya başlıyorum.

Başka bir rüyada şimdi olduğu gibi yabancı bir memlekette, bir otelin beşinci katında, balkonda oturmuş laptopta bişiler yapıyorum. Aşağıda, yolun karşısında küçük bir park var, beş masa ve herbirinin ertafında dört plastik sandalye. Masalardan sadece biri dolu, iki sevgili birşeyler içiyorlar. Sonra ben word'de yanlış yazdığım birkaç kelimeyi silmek için "backspace" tuşuna basıyorum ve bunu yaptıkça word'deki kelimelerin değil parktaki masaların birer birer yokolduğunu görüyorum. Bunu fark edince "olm aman diyim şu oğlanla kızı da yanlışlıkla silmiim" diye düşünüyorum fakat "acaba bu eşyayı backspace tuşu ile yok etme işi insanlarda da işliyor mu" konulu bilimsel bir merakla ver ediyorum backspace'i. Oğlanla kızın oturduğu masa ve içkiler puf diye yok oluyor. Sevgililer duruma uyanıp nedense küt diye otelin beşinci katının balkonuna bakıyorlar, göz göze geliyoruz. Meğer bu şehirde herkes wireless internetin olduğu ortamlarda, ortalık yerde backspace'e basılmayacağını biliyormuş benden başka. Kız bana çok sinirleniyor ve otele doğru koşmaya başlıyor. Arkasından da sefkilisi...Ben "len nasıl anladılar bu işte benim parmağım olduğunu" diye düşünürken, kız çattttt odanın kapısını bir hamlede açıp bana anlamadığım bir dilde bağırıp çağırmaya başlıyor, bir yandan da ağlıyor. Oğlan da arkasında sümsük gibi duruyor böyle. Bense ne yapıyorum, üste çıkıyorum. Baaaaaak. Olcak şey diil ama çıkıyorum işte üste. Nerden biliiim kardeşim, kastım yoktu, ay em soriii diyorum. O sırada gürültüyü duyan birkaç kişi odaya geliyor ve durumu anladıktan sonra bana işaret diliyle kızın çirkef ve çaçeron olduğunu anlatıyorlar. Sonra her nedense aramızı bulup gidiyorlar. Kız "biraz aşırı tepki verdim, özür dilerim" diyor. Başka bir dil konuşuyor ama anlıyorum, rüya ya bu hani. Ben de "Ben sizi silmek istememiştim, özür dilerim" diyorum. The End.

En acayipini en sona sakladım. Bunu iki gece önce gördüm, tazecik daha, fırından yeni çıktı. Ben şizofren kedilerin bakımının yapıldığı özel ve çok önemli bir rehabilitasyon merkezinde işe girmişim. İşteki ilk günüm ve duvara yapışmış biçimde, odanın içinde deli gibi koşturan, bir yandan da korkunç gözlerle bana bakan kedileri izliyorum. Biri azıcık yaklaşacak olsa basıyorum çığlığı. Bi tane de kadın var, patronum, beni sürekli telkin ediyor "korkacak birşey yok, bunlar aslında çok sevimliler, kendilerinden başka kimseye zararları yok. Sadece ne yaptıklarını bilmiyorlar" falan diye. Sonra beni olaya ısındırmak ve bu dediklerinin ne kadar doğru olduğunu göstermek adına kedilerden birine hooop diye ensesinden tutup sırtüstü yatırıyor. Haydi sev sev, tuttum bak, başını okşa diyor uyuz bir gülümsemeyle. Hareketsiz kalan kedinin hareket eden tek yerinin gözbebekleri olduğunu o anda görüyorum. Yaklaşık 100 km hızla saat yönünde 360 derece dönen bu gözleri görünce yine korkup duvara yapışıyorum. Fekat bir anda kadının elindeki kedi üç aylık bir bebeğe dönüşüyor. Şizofren bebeğe. Rüya ya bu, şizofreninin onset'i bebeklere kadar gerilemiş meğerse. Ben bu dönüşüme şaşırmış olarak kadına ve elindeki bebeğe yaklaşıyorum, daha yakından bakıyorum, bebeğin de gözlerinin döndüğünü ama bir yandan da bana gülümsediğini görüyorum. Bir anda ağlamaya başlıyorum, bebeği kadının elinden kaptığım gibi kucağıma alıyorum, sarılıyorum sarılıyorum "Çok tatlısın, çok sevimlisin, böyle olman hiçbirşeyi değiştirmez, ben seni çok seviyorum" diyorum hıçkıra hıçkıra.

Söyleyin bakalım, bu hayra yorulabilecek bir rüya mı?

Danışmanıma rüyayı anlatıp analizini istediğimde "Bebek-kedi karışımı şey sensin ve şevkate ihtiyacı olan da sensin. Bu biraz Gestalt yorumu oldu ve fakat idate et" dedi. Ben de "aman Freudyen yorum almiiim zaten" dedim.

Olm baby-cat thing bensem eğer, o zaman gözü dönen de benim, delüren de benim, sevimli ve tatlı olan da benim, neyim bennnn??? Hadi ben oysam, o zaman benim suretimde görünen, duvara yapışıp kalan kız kim? Cıkkk, beğenmedim ben bu Gestalt yorumunu. Ben babanne yorumu istiyorum sanırsam.

İşte, halet-i ruhiyemden bir kuple size:)

Resim: Sadi Güran'ın flipbook'undan alınmıştır.

4 yorum:

Deniz Ural dedi ki...

İlk iki rüyaynı okuyup "yahu kızın bilinçaltında anarşi var resmen" deyu düşünürken; "En acayipini en sona sakladım" cümlesini görünce şöyle bir durdum. O sırada annem geldi şehirlerarasıotobüsten, eşya taşıdık, yerleştirdik filan derken, bu acayip rüyayı okumak ertesi sabaha kaldı.

Oh diyorum Berfucum, oha hatta. Çok acayipmiş hakikaten. Dur ben sana geleneksel yorumlardan yapayım hemen:
Anne: (Bir yandan mutfaktaki işiyle meşgul, yüzüne bakmadan) Kıçın açık kalmış, üşümüşsün.

Babanne: (Gözünün içine baka baka) Bismillah, bismillah. Hayrolsun kızım, hayır de hayrolsun. Kedi iyi değildir, nankörlüktür. Amma hastanede bebek görmek, bir derdinden kurtulacaksın demek. Doktor deva, duvara tırmanmak artistiktir derler. Hayırdır, hayır.

KuzeyGüney dedi ki...

İlahi Deniz'im yaaa, çok güldürdün beni:) Duvara tırmanmak artistiktir derler haaa. Babannem böyle bir cümle kurabilirdi gerçekten bak. Rahmetli zamanında "dengesüzlerin içünde kaldım yalebbi" demiş bir insandır nur içinde yatsın:)

Adsız dedi ki...

give yourself time and take it easy.
hem bak gestaltci danismanimiz, huzur timsali insan talib'in dedigi dogru olabilir. the baby-cat thing sen olabilirsin. yuzune yuzune soylemek istemezdim :) ama... popoyu sandalyeye koyup sakin kafayla dusununce burda gecirdigin ilk yil bir bebegin dunya uzerindeki ilk yilindan ne kadar farkli? anlamadigin seslerle seninle iletisim kurmaya calisan insanlar, sen ilgiye ihtiyacin oldugunda kasindan-gozunden, yuzunden bunu anlamayan ama siradan bir hareketinden sacma sacma anlamlar cikaran bir grup "kuzeyli sarisin", ne idugu belirsiz, yenecek bir sey olup olmadigindan bile emin olmadigin ama yenen seyler, hollanda maci (mac da her neyse artik?) oldu mu turuncu turuncu giyinip ortalikta dolanan insanlar, "bu delige su nereden akar ola?" seklinde skinner boxi aratmayan 88 cesit degisik sifon sistemi olan klozetler, "hava da pek guzelmis" dediginde ver eden ve fakat semsiyeni acarken dinen ve arada gecen 30 saniyede seni sudan cikmis baliga donduren yagmurlar, bira yaninda patates servisi yapmayan, buna karsin metrekareye 3 bitterballen dusen barlar, ve daha nice nice sey.
ulu insan, bir bildigi olan timo bana ilk yilin zor olacagini ama bundan keyif almaya ve mumkun oldugunca cok sey ogrenmeye calismami soylemisti. elciye zeval olmaz...

KuzeyGüney dedi ki...

Ebrucum, ne güzel anlatmışsın burdaki durumu yaaa, ağzına sağlık:)
Eyy ahali, burda biranın yanında patates yiyemiyorsunuz. Takıldım ben buna, bozuk plak gibi gidene kadar söylenicem:)
Ve fakat, "the thing" olmak istemiyorum ben:/