
Off, bayılıyorum böyle filmlere. Yok ki artık böyle filmler.
- We didn't meet by coincidence Mr. Bond.
- What do you mean?
- I know that you're not here to play golf. What do you want?
Ve 007 adamın ayaklarının dibine bir külçe altın atar. Bu "uleeeeen, bu altın işinde de senin parmağın olduğunu biliyorum teneşire gelesice" anlamı taşımaktadır, fakat adam oldukça cool biçimde golf oynamaya devam eder. Arada arkadan zıbımmmmmmmmmm gibi oldukça sade, ama birinin diğerine gözdağı vermekte olduğunu gösteren efektler gelir. James Bond'un oyun bittikten sonra adamın arabasının bagajına gizlice bıraktığı, dit dit dit diye sinyal veren ve Bond'un bu adamı takip etmesine yarayacak manyetik bilmemne cihazı bile kafam kadardır...(ki sonraki Bond filmelerinde bu manyetik hödöpöt dolmakalem, çakmak ve hatta hap kadar miniminnacık boyutlarda karşımıza çıkacaktır.
Ve en güzeli şunu hayal etmek belki: Bahsettiğimiz 1964 yapımı bir Bond filmi olan "Goldfinger". 1967'de, mesela bir Ahmet, mahallede uzun zamandır hoşlandığı ve Kuaför Ali'nin yanında çalışan Meltem'i, artık daha fazla dayanamayarak İzmir'de yazın gidilen açıkhava sinemasına film izlemeye davet etmiştir. Bu daveti yapmadan önce bir ay kızın iş çıkışına yakın dükkanın önünde volta atmış, uzaktan selamlaşmış, arada yanına kadar gidip hal hatır sormuş, bir türlü konuya giremeyip küskün küskün evine dönmüştür. En sonunda bir akşam kızın kendisine biraz da utangaç gülümsemesinden ve konuşurken yanaklarının kızarmasından cesaretlenerek konuya girmiş, Meltem de kısacık bir "olur" demiştir.
Akşam sinemanın önünde buluştuklarında Ahmet bir cebinden kabakçekirdeği, diğer cebinden çiğdem çıkarmıştır, zira kızın hangisini daha çok sevdiğini bilmediği için kendince güzellik yapmak istemiştir. Filmin en başında 007'nin, odasına çıkan afet bir kadınla sevişmeye başladığı yerde, ikisi de biraz mahcup olup yutkunmuşlardır. Meltem Bond'u canlandıran aktörün çok yakışıklı olduğunu düşünmüş, ama bunu Ahmet'e söylememiştir. Ahmet Bond'un seviştiği kadının hemen ölmesine sevinmiş, zira film boyunca sevişmeleri durumunda tere batacağını hissetmiştir.
İlk yarının sonunda Ahmet Meltem'e bir de Meysu şeftali suyu almıştır. "Nasıl, beğendin mi filmi?" diye sormuştur ve Meltem yine kısacık "beğendim" demiştir.
İkinci yarıda Ahmet "kızın elini ne zaman tutsam" diye , Meltem de "elimi ne zaman tutacak?" diye düşündüklerinden, ikisi de filmden bişi anlamamıştır. En sonunda Ahmet önce yerine bi başka türlü yerleşmek ister gibi kıpırdanıp sola yanaşmış, bu sırada sol kolu Meltem'in sağ koluna hafifçe değmiş, ikisi de kollarını çekmeyerek bi beş dakika öylece kalmışlardır. Bu sırada iki dirseğin birbirine dokunmasının insanı nasıl olup da bu kadar heyecanlandırabildiğine şaşmışlardır. Ahmet nihayet Meltem'in elini tuttuğunda James Bond da kapatıldığı laboratuardan kurtulabilmek için, bir elinde dıkşıyn dıkşıynnn diye ses çıkaran bir silah, emin adımlarla ilerlemektedir. Ama bu sahneyi ikisi de hiçbir zaman hatırlamayacaklardır.
Onlar naif zamanlar...güzel zamanlar...mış. Bence.
- We didn't meet by coincidence Mr. Bond.
- What do you mean?
- I know that you're not here to play golf. What do you want?
Ve 007 adamın ayaklarının dibine bir külçe altın atar. Bu "uleeeeen, bu altın işinde de senin parmağın olduğunu biliyorum teneşire gelesice" anlamı taşımaktadır, fakat adam oldukça cool biçimde golf oynamaya devam eder. Arada arkadan zıbımmmmmmmmmm gibi oldukça sade, ama birinin diğerine gözdağı vermekte olduğunu gösteren efektler gelir. James Bond'un oyun bittikten sonra adamın arabasının bagajına gizlice bıraktığı, dit dit dit diye sinyal veren ve Bond'un bu adamı takip etmesine yarayacak manyetik bilmemne cihazı bile kafam kadardır...(ki sonraki Bond filmelerinde bu manyetik hödöpöt dolmakalem, çakmak ve hatta hap kadar miniminnacık boyutlarda karşımıza çıkacaktır.
Ve en güzeli şunu hayal etmek belki: Bahsettiğimiz 1964 yapımı bir Bond filmi olan "Goldfinger". 1967'de, mesela bir Ahmet, mahallede uzun zamandır hoşlandığı ve Kuaför Ali'nin yanında çalışan Meltem'i, artık daha fazla dayanamayarak İzmir'de yazın gidilen açıkhava sinemasına film izlemeye davet etmiştir. Bu daveti yapmadan önce bir ay kızın iş çıkışına yakın dükkanın önünde volta atmış, uzaktan selamlaşmış, arada yanına kadar gidip hal hatır sormuş, bir türlü konuya giremeyip küskün küskün evine dönmüştür. En sonunda bir akşam kızın kendisine biraz da utangaç gülümsemesinden ve konuşurken yanaklarının kızarmasından cesaretlenerek konuya girmiş, Meltem de kısacık bir "olur" demiştir.
Akşam sinemanın önünde buluştuklarında Ahmet bir cebinden kabakçekirdeği, diğer cebinden çiğdem çıkarmıştır, zira kızın hangisini daha çok sevdiğini bilmediği için kendince güzellik yapmak istemiştir. Filmin en başında 007'nin, odasına çıkan afet bir kadınla sevişmeye başladığı yerde, ikisi de biraz mahcup olup yutkunmuşlardır. Meltem Bond'u canlandıran aktörün çok yakışıklı olduğunu düşünmüş, ama bunu Ahmet'e söylememiştir. Ahmet Bond'un seviştiği kadının hemen ölmesine sevinmiş, zira film boyunca sevişmeleri durumunda tere batacağını hissetmiştir.
İlk yarının sonunda Ahmet Meltem'e bir de Meysu şeftali suyu almıştır. "Nasıl, beğendin mi filmi?" diye sormuştur ve Meltem yine kısacık "beğendim" demiştir.
İkinci yarıda Ahmet "kızın elini ne zaman tutsam" diye , Meltem de "elimi ne zaman tutacak?" diye düşündüklerinden, ikisi de filmden bişi anlamamıştır. En sonunda Ahmet önce yerine bi başka türlü yerleşmek ister gibi kıpırdanıp sola yanaşmış, bu sırada sol kolu Meltem'in sağ koluna hafifçe değmiş, ikisi de kollarını çekmeyerek bi beş dakika öylece kalmışlardır. Bu sırada iki dirseğin birbirine dokunmasının insanı nasıl olup da bu kadar heyecanlandırabildiğine şaşmışlardır. Ahmet nihayet Meltem'in elini tuttuğunda James Bond da kapatıldığı laboratuardan kurtulabilmek için, bir elinde dıkşıyn dıkşıynnn diye ses çıkaran bir silah, emin adımlarla ilerlemektedir. Ama bu sahneyi ikisi de hiçbir zaman hatırlamayacaklardır.
Onlar naif zamanlar...güzel zamanlar...mış. Bence.
3 yorum:
Gerçekten müptelan olmuşum Berfucan. Bir gün bir kitap yazacağına, her okuyuşumda bir yazını, daha çok inanmaktayım.
Pınarcım, çok sağol. Keşke... ve fakat çok zor:/
Naif naif gülümsüyorum, hala da gülümsemekteyim. Kafan kadar gizli cihazdan başlayıp Ahmet'le Meltem'in hikayesinin sonunda kadar mehe, ehe dedim. Yine eline sağlık :)
Yorum Gönder