Gecen gun bolumden cikmis Mayis yagmurunda islana islana evlere donuyorduk ki Flamenko ogrenmek uzere Sevilla’ya gidecek olan Ebru, ‘Resimlerle Ispanya: Muzeler ve Daha Neler Neler’ , ‘Turistin Olmazsa Olmaz Ispanya Rehberi: Yeminlen Gorulecek Cok Sey Var’ gibisinden bir guide almak bahanesiyle beni eski kitapcilardan birine soktu. Bahsi gecen mekan Groningen’deki en buyuk eski kitapci. Benim de zaafim var arkadas; eski kitaba bir de ananemin sacda yaptigi ispanakli bukmeye hayir diyemem, ustuste on tane yerim. Ama bir yandan da Helsinki butcemizi sarsmis, Turkiye gidis-donus bileti ustune kaymak olmus. Bundan mutevellit ilk birkac dakka soyle gecti: kipir kipir bir halde, boyle kitapcinin dehlizlerine girmek isteyip de kendini bir tutmaca, Ebru’nun hangi guide daha iyi acaba konulu sohbetini dinliyormus gibi yapmaca, arada kafa sallayip onaylamaca, omuz ustunden dehlizlere bakmaya devam etmece….Neyse en sonunda dayanamayip ‘ben soyle bi yukari kata cikip bakicam’ diyerek uzadim. Tikis tepis raflar arasinda ilk buldugum kitap Trevanian’in Shibumi’siydi. Kitabi on senedir cesit cesit adamdan duymusuz, bir turlu alamamisiz, ee direk koltugun altina sikistirdik tabii. Buraya kadar iyi guzel. Efendim, akilli insan ne yapar? Ucuza kitap aldim diye sevinir, 4 euro’yu odeyip evine yol alir. Zira eski kitapcinin olayi isi ucuza kapatmaktir. Fekat ben ‘acaba yeni fotograf kitabi geldi mi ki len?’ diye dusunerek biraz daha ileriye seyirttim. Onunde yirmi dakka gecirdigim uc raf arasinda birsuru sey begendim, ama sadece bir tanesi beni sakkkk diye vurdu:Larry Fink – Social Graces
Adini dune kadar bilmedigim Larry Fink 1941’de Brooklyn’de dogmus olan Amerikanyali bir fotograf sanatcisi. 1984’te cikmis olan Social Graces de onun ilk kitabi. Ne guzel de isim bulmus kitabina. Sosyal Incelikler mi demeli Zerafet mi demeli? Kitapta iki konu (tema belki de) var. Birinci konu parti fotograflari.
Burda Fink, New York’un turlu partilerine girip cikip ortami fotograflamis. Gulen, icki icen, opusen, bir sohbeti dikkatle dinleyen ya da dinliyormus gibi yapan, sikilan ya da cok eglenen insanlar…
Ikinci konu olan ‘Martin’s Creek’ e gectiginizde ise Fink’in tarzinin ne oldugunu cok daha iyi anliyorsunuz. Martin’s Creek, Fink’in Pensilvaya’daki yan komsularinin hayatini goruntuledigi fotograflardan olusuyor. Tarihlerden anladigim kadariyla Fink uc sene boyunca ara ara (davet edildikce belki de) bu muazzam insanlarin ev hallerini cekmis. Ev hali derken, literally ev hali. Bu yuzden de fotograflarda AFSAD’dan bir hocanin elestirecegi (Misal: ‘su sehpanin daginikligi dikkati oraya cekiyor, ana objeye bakilmasini engelliyor / evin kapisi yamuk, gudik gibi yamuk cekmissin fotografi’ turunde) bircok sey var. Fakat bir insanin yuzundeki o bakisi yakalamak niyetindeyseniz, sehpa daginikmis kapi yamukmus, bunlara cok da takilmamaniz gerekiyor. Zira o an kisacik bir an. Gidince gidiyor.
Fink’in bu aileyi cektigi fotograflarin hemen hepsinde, o an onlarin hissettigi seyleri ya da halet-i ruhiyelerini gorebiliyorsunuz. Mutluluk, mutsuzluk, bunalmislik…daginik bir evin verdigi huzursuzluk, telas ve bazen de bosvermislik, kimsenin objektife bakmadigi bir anda cekilen dogumgunu fotograflari…yani herkesin o en kendi zamanlari.
Fink’in bu aileyi cektigi fotograflarin hemen hepsinde, o an onlarin hissettigi seyleri ya da halet-i ruhiyelerini gorebiliyorsunuz. Mutluluk, mutsuzluk, bunalmislik…daginik bir evin verdigi huzursuzluk, telas ve bazen de bosvermislik, kimsenin objektife bakmadigi bir anda cekilen dogumgunu fotograflari…yani herkesin o en kendi zamanlari.
Su teyzemin goruntusune baksaniza? Tam bir karakter bence...Iste Fink’in kitabina gorur gormez vurulmami saglayan bu oldu. Zira AFSAD’daki hocalardan saglam bir egitim almis olan Ozanla ara ara tartistigimiz bir konuydu su fotogafin kusurlu/kusursuz olmasi konusu. Simdi efendim benimki AFSAD’dakiler kadar kati olmamakla birlikte diyor ki, fotografin birseye benzemesi icin ‘redundant’ nesnelerden mumkun oldugunca arinmis olmasi lazim, saginda solunda cercevenin icine girmis ve ne idugu belirsiz zimbirti felan hele hic olmamasi lazim. Ben de diyorum ki fotografi bir an’i ve o an’in yarattiklarini gostermek icin cekiyorsan, isik az olmus, kenardan adamin yarisi cikmis gibi seylere takilmamak lazim. O da bu sefer diyor ki ‘eger o seylere takilirsan o zaman o vermek istedigin hissiyati daha saglam verirsin’. Ben de diyorum ki ‘ben sadece orda ne varsa onu gostermek istiyorum ve bence gereksiz gorulen / yarisi kesik nesneler ile de oldukca guzel o cekilen. Malum, o gereksiz bardak bir daha orda durmayacak’.
Fink’in kitabini neden pat diye aliverdigimi Ozan gecmiste yapilan bu kisa tartismalardan oturu de tabii hemen anladi. Ama enteresan olan su ki adamin fotograflarini o da cok begendi. Bu arada da benim ‘Sence bu dogal isik mi? Buralar cok karanlik burasi cok aydinlik, dogal isikla bunu nasil yapmis ki?’ gibi sorularima oldukca teknik cevaplar verdi, tartismadan etmeden guzel guzel Martin’s Creek’e baktik. Ben barlarda, havaalanlarinda, tren istasyonlarinda cektigim insanlarin fotograflarini dusundum. Cogu, isik az oldugundan ya da herseyden habersiz olan bir bar musterisi kipir kipir kiprastigi icin bulanik, soluk, ‘kusurlu’ olan bu fotograflari cok sevdigimi dusundum sonra da. Ozan Fink’in karanlik odada fotograflarla oynadigindan, bazi yerleri koyulastirip bazi yerleri fazla pozlayarak mesela, isigi guzellestirmis oldugundan bahsetti. Ayni seyi photoshopda yapmak cok daha kolay olsa da, karanlik oda oyunlarini kabul etmekle birlikte photoshop’i hala delikanliliga sigdiramiyorum arkadas. Benimki de hakli olarak diyor ki: ne fark eder. Ha karanlik oda da oynamisiz ha bilgisayarda. O da hakli.
Efendim cok uzattik bu yaziyi. Size Shibumi ve Social Graces icin oyrolari birer birer sayip tam tukkandan cikmak uzereyken gordugum baska bir fotograf kitabini da aldigimi soyleyecek ve ikinci bir alt baslikta da bu adamdan bahsedecektim. Ama o ayri bir yaziya kalsin. Ve size kusurlu bir fotografla veda edeyim. Helsinki’deki bir pubda, Ozlem ve Alexandre’in arkasindan makinayi apartarak cektigim ve benim onlari cektigimi farketmesinler diye de arkasindan hemencecik sandalyeme sindigim bu fotografta, goruyorsunuz ki kisiler net degil, fotograf karanlik. Ama yine de ifadelerini secebiliyorsunuz. Ben Fince mince bilmedigimden mutevellit, bu cift o anda ne konusuyordu en ufak fikim yok. Ama sanki cok huzunlu bir konusma bu…Ya da huzunlu degil de icli mi / hisli mi demek lazim acaba? Iste bu yuzden fotografin adi da...Neyse haydi Rorschach testi gibi olsun, herkes kendine gore bir isim koysun.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder