10 Ağustos 2009 Pazartesi

Trinidad ve Tobago Cumhuriyeti'nden Bir Güzel Adam

"Bu resim ne iş, Trinidad'la Nazım Hikmet'in ne alakası var len" dedin, duydum, şindi anlıycan ne alakası var.

Trinidad diye bir ada var, bildin mi? İngiliz sömürgesi. Ben bilmiyordum. Üstelik lisede coğrafyada sınıf birincisi bir insandım. Demek ki bu Trinidad ve Tobago Cumhuriyeti’nde dağlar denize paralel uzanmıyo, es geçmiş bizim hoca hep oraları.

İşte geçtiğimiz cuma biz oranın yerlisiyle, hasıyla tanıştık. Hem de çok enteresan bir şekilde. Gecenin bir vakti “artık dağılalım yav, tostumuzu da yedik, haydin gençler allah rahatlık versin” diyip yengeç gibi yan yan evlere gitmek üzereyken, sevgilisinin buraya geldiği haftasonları adeta kurt adama dönen bir arkadaşımız “durun len, daha yeni başlıyoruz, sizi şahane bir yere götürcem” diyip bizi Warhol’a çekti. Warhol denen mekan da – daha girmek nasip olmadı, girer miyim de bilmem ama – artık gidilecek başkaca bir yer olmadığında ve muhtemelen sadece kafa bi milyonken çekilebilecek bir yer. Velhasıl, biz kapının önünde dikilmeye başladık, girsek mi girmesek mi die bi kararsız kalmaca, iki saat bunun üstüne konuşmaca falan. En sonunda tabi bodyguard dayanamadı “tükkanın önünü kapatmayalım beyler, ayıb oluyo yav” didi bize. Biz özür mözür dileyip az öteye seğirtecek olduk, bu sefer “nerelisiniz koçum?” diye sordu. Törkiş ciğerim dedik. Adam bunu duyunca “Nazım Hikmet’i bilir misiniz?” dedi. Bizim tabi ağızlar bir karış açık. Yahu biz biliriz de sen nerden biliyorsun be adam. Meğer okumayı çok severmiş bu arkadaş. En son da Nazım’ın hayat hikayesini anlatan bir kitap okumuş. Bize kitaptan bir sürü şey anlattı ve en sonunda da “bir gün dilinizi öğrenirsem bu Nazım’ı kendi dilinde okumak için olacak” dedi.

Altı sene önce Trinidad’tan buraya taşınan, Dutch öğrenen, şimdi de Warhol’da bodyguard’lık yapan bu adamı gözlerinden öpmek istedik o an, hastası olduk adeta.
Diyeceğim o ki, çok güzel insanlar var, bazen hiç bilmeden yanlarından geçip gidiyoruz...

2 yorum:

Serendipity dedi ki...

Way anasını diyorum. Ancak buraya gelip ana dilinde Nazım okursa onu afaroz etmek için bimbir yol düşünecek bir sürü adam da var. Ve üstümüzden gçiyorlar desek yalan olmaz şu sıra. Teşbihte hata olmaz. Akrep gibisin kadeşim! deseeeen. Boş!

Deniz Ural dedi ki...

Bu Trinidad memleketi ile ilk karşılaşmam benim için de sürprizsel olmuştu:

İş yerinde, dış ticaret bölümünde çalışan arkadaşım Duygu bir gün yemekte Trinidad derler bir yerden müşteri bulduğunu, baya baya işi kurduğunu söyleyince günlerce dalga geçtik. "Olm, ya seni ziyarete çağırırlarsa ne yapacaksın, hangi yoldan gidilir onu bile bilmiyorsun, pühahaphehe" diye iğrenç esprileri en çok ben yaptım.

Bu komiklik şakaların en yoğun olduğu bir günün akşamında ablamla sıkayptan konuşurken, kendisinin bir kongre için "Trinidad and Tobaccos mudur nedir" adlı bir yere gideceğini öğrendim! "Çok güzel, minik bir yermiş, duydun mu hiç?" dedi ablam. "Duydum duydum, duymaz olaydım" dedim cavep olarak.

İyi ki diyorum bazen, allahın sopası yok. Pata küte dalabilirdi de.:)

Velhasıl, ablam gitti geldi. Çok güzel bir yermiş, yaz tatili için gidilirmiş zaten genelde. O zaman ablamın anlattıklarından sevmeye başlamıştım zaten. Senin bu yazın üzerine kendisini kardeş memleket ilan ediyorum kendime. Ne güzel badigardmış, ne güzel insanmış o öyle!