Bu aralar aklımda hep bi gitmek var. Birkaç kere daha olmuştu. Geçen gün de Zü bahsetmiş şu yazısında. Evet, biz o trenlere atlayamıyoruz hiç.
Oysa salı sabahı uyanır uyanmaz tam da bunu yapmak istemiştim. İstasyona gideyim, bilet alayım. Önce Rotterdam, oradan Belçika. Çakma bir hostel bulunur nasıl olsa. Yanımda sadece yedek bir t-shirt, bi de don. Fotoğraf makinası, diş fırçası...O kadar. Telefon kapalı. Orada birkaç gün kalıp iyice bi dağıtmalı. Çokça sarhoş olunmalı, dışarıdan tekinsiz görünen insanlarla tanışmalı, hikayeleri dinlenmeli...
“Daha çok ışık lütfen” demişti birisi. Önemli bir şahsiyet. Kimdi o?
Başka biri de şöyle demişti: “Bizim tuzumuz kuru değil ki, memur çocuğuyuz, hep bir temkinlilik, götü sağlama alma hali”. Kimdi o? Evet hatırladım, eski dost. Doğru demişti. “Doğru diyosun” demiştim o zaman da. Babamı düşünmüştüm. Onlar hayatı sorguladılar mı acaba? Oldukları yeri? Yaptıkları işi? Ben niye şimdi? Bilmiyorum. Babam bi gitmek istemiş miydi hiç? Bir sabah uyanıp “bu ev, bu çocuklar, bu iş, bu evlilik” diye düşünmüş müydü? Bilmem. Ama sanmam da. Babamın tuzu da kuru değildi, benimki gibi. O zaman, o zaman ben niye şimdi?
“Biraz daha şarap lütfen” demişti birisi. Önemli bir şahsiyet. Kimdi o? Aaa pardon hatırladım, artık ölü o.
Başka biri de şöyle demişti: “Senin yanlış yerde olduğunu düşünüyorum. Seni, yıllardır tanıyorum ve 15 sene önce sorsalar o ileride şunu şunu yapacak derdim. Şimdi ama çok farklı bişi yapıyosun”. “On beş sene önce 15 sene önceydi” demiştim. Sonra 32 yaşımıza yazdığımız mektupları hatırladım. İçinde ne var merak ettim. Ama daha vardı onları okumaya. 13 sene önce yazmıştık dört arkadaş. Herkesin mektubu başka birinde. Acaba ne yazmıştım ona? Acaba ne yazmıştık?
“Ben Berfu. Bu mektubu 32 yaşımda okumak üzere kendime yazıyorum.
Şu an hayatım şöyle böyle vır vır zır zır. Bu mektubu okurken umarım şöyle bir yerde olurum...................................”
O mektubu okumak lazım belki de şimdi. 32’yi beklemeye ne gerek var? Ama yok, olmaz, anlaşmamız öyle. Bozmamalıyız. Şimdi ne yapmalı peki?
Biraz daha şarap lütfen! Ve daha az ışık.
Fotoğraf: Station Noord - Brussels
9 yorum:
Çok beğendim..
Ben her bahar asik olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hiç.
Ama olsun... istemek de güzel.
demişti birisi de.. Avunmak gibi biraz, önce huzursuzlanıp sonra "amaan" demek gibi.. Ama doğru, istemek bitmemeli.. bitti mi fena...
İstemek güzel de, gitmek nasıldır kimbilir...
Sevgili Adsız, beğendiğine sevindim.
Onu diyen de güzel demiş valla. İstemeye ve gitmeye içelim o zaman...
berfu hadi atla gel buraya... umarsızca ama sana pek birşey vadedemem derme çatma bir pansiyon :P bir de 10 gündür sadece sevgilisinin sesini ve yüzünü duymuş yarı çatlak bir deli :) hadi atla gel şimdi... dağıtasımız var bizim de :) birlikte dağıtalım...
Bir de aaahh o istasyon değil mi benim bu ayağıma sebep :P brüksel sevdasına düştük yollara..ama şimdi iyiyim hem de süper iyiyim..bir tek yalnızlıktır şikayetim... Bir de ne olacağım hissi. Bir arkadaşımın fotoğraflarına baktım. Seçmiş yolunu bu uğurda pek çok şeyden vazgeçmiş bir düzen kurmuş... Ben hala belirsizlikteyim sanki neyse...
hadi atla gel.. aklımın hep köşesinde sana gelmek varken bu ayak yan çizdi bize, sen bir süpriz yap GEL :)
Beni de efkarlandirdin be kuzum. Eski mektuplara resimlere baktim biraz. Acaba 15 yil once beni taniyan, beni iyi taniyan biri, bugun bir yabanci mi bulurdu karsisinda diye dusundum. 15 yil onceki kendimi hayalkirikligina ugratir miydim diye dusundum.
Cevaplari bir raki aksamina birakalim derim.
Bir de derim ki Berfum benim icin Bruge'e gitsin. Gerci benim verdigim gazla tekinsiz insanlarla tanisip kestaneyi cizdirmeni hic istemem dostum, ona gore haaa!Ama azicik gitmek iyi gelir hakkaten. Biraz ozgurluk hissi, biraz tekduze akip gidene disardan bakma hali. Lazim bizim gibi arada kalmis ruhlara.
Of ya, su anda yanyana olup bi sise sarabi devirmek vardi.
Özge, senin blogdaki yazı da tam kapak oldu valla bana. Yani o hatunu acaip kıskandım. Aferin ona ya.
Size gelmeyi ben de çok istiyorum ama 23'üne proposal ziki çıktı başıma, ona kasmam lazım. Görüyosun işte, bu kadar nefret ettiğim doktoranın bilmemne proposal'ını yine de yazmaya çalışıyorum abicim. Bırak gitsin oysa di mi? Yok! Ama çok sağolasın:) Ayağı düzelt, en kısa zamanda sen mi gelirsin ben mi gelirim, görüşelim.
Burcusu, yazıdaki o lafı eden eski dost da sensin, hatırlıyosun di mi? Üstelik biz bu mevzuyu konuşalı yıllar oluyor. Gördüğün gibi mantaliteyi değiştirme anlamında arpa boyu yol alamamışız.
Off, ben de çok isterdim o şarabı birlikte devirmeyi:/ Ama aramızda okyanuslar var, fırkkk.
Bruge'e gitcem isallah. Merak etme, tekinsiz adamlarla degil tekinsiz gorunen ama aslinda tekin olan insanlara sorucam "what's your story?" die. Kestane onemli bisi tabi.
Ah Berfum, bu "gitmeler" bana da bir ara oldukça yoğun bir şekilde gelmişti hatırlarsan
(Bkz: http://evahalipisi.blogspot.com/2008/06/gitsem.html)
Senin yorumda da dediğin gibi "aslında çok da kötü değildir" belki, bir gidip gelsen, bir bakınsan şu propozıl zikinden sonra? :)
Berfucuğum, o gitmelere bir alıştı mı bünye bu seferde her yer dar geliyor... Ben kendime hep "giderim alışığım gitmelere" diye sözleri olan şarkıyı söylüyor. Ama o gitmeler yüzünden artık kendimden korkar oldum. Mesela nerde yaşarsam yaşayayım, yaşadığım yeri sevmek için bazen bir yerlere kaçıyorum. Sana da tavsiye ederim. Hatta gel kaç yanıma ;)
Billurcum sağolasın, gelmem mi gelirim bir ara. Sen zaten dünyanın en güzel yerinde yaşıyosun. Ama demek ki ordakyen bile bir yerlere kaçmak istiyor insan, hayret. Ben de seni kuzeye beklerim:)
Yorum Gönder