3 Mart 2010 Çarşamba

Dadından Yinmeyen Deneyler


Klinik fisikolong olmak için girdiğim psikoloji bölümünden nasıl oldu da sosyal psikolog olarak çıktım diye düşündüğüm zaman, aklıma ikinci sınıfta aldığım Sosyal Psikoloji I ve II dersleri gelir. O deneyler yok mu o deneyler...aklımı almıştı bir çoğu. Deli olmuştum. Vay canına demiştim.

Psikolojinin araştırma methodları içinde en yaygın kullanılanı şüphesiz anketler. "Self-report" - Özbildirim. Ve en az güvenilir olanı da yine onlar. İnsanın kendine bile itiraf edemediği şeyleri anket kağıdına tıkır tıkır işaretlemesini beklemek tam bir saçmalık aslında. Bunu zamanında bir ders için hocanın verdiği anketleri evli çiftlere doldurturken fark etmiştim. Haftada kaç kere halvet oluyorsunuz? Arada masturbasyon yapıyor musunuz? Fantazileriniz ne alemde? gibi bir kısım sorunun olduğu bu onbeş sayfalık anketi, bir zarfla veriyorduk. Eşler doldurduktan sonra zarfı kapatıp bize anketleri geri veriyorlardı. Maksat "valla kimlik bilgilerinizi almayacağız" a ikna olsunlar, doğru beyanda bulunsunlar. Fakat külterlerarası yürütülen bu çalışmanın Türkiye ayağı, kapalı zarf içinde boş verilen anketler yüzünden patlamış. Ben İzmir'de alt komşumuza vermiştim, hiç unutmam Z. Teyze bana zarfı uzatırken "Kızım çok fena sorular var burda, çok zorlandık" demiş, N. Amca ise benle yüzyüze gelmemek için kapıya bile çıkmamıştı.

Uzun lafın kısası, ben anketten hoşlanmam. Sosyal psikoloji dersinde anlatılan deneyleri de bu nedenle sevmiştim. Zira deneysel yöntemlerin kullanıldığı bu araştırmalarda, çoğunlukla amaç "implicit" (gizil) ölçüm yapmaktı ve katılımcıların araştırmanın amacını hiç bir surette anlamadan deneye iştirak etmeleri sağlanıyor, adeta sağ gösterip sol vuruluyordu.

En meşhur ve tüylerimi ürperttiği halde yine de çok sevdiğim deney Milgram'ın İtaat deneyidir. Kısaca özetlemek gerekirse, Milgram 1960'larda kafayı insanların otoriteye nereye kadar boyun eğebileceklerine ve ne kadar ileri gidebileceklerine takmış. Bu fikrin kafasında oluşması ise, Hitler'den emir alarak Yahudileri katleden onca subayın bunu otoriteye karşı gelemedikleri için mi yoksa adamın felsefesine inandıkları için mi yapmış olduklarını anlamak. Milgram'ın deney deseni çok basit ve çok temiz. Katılımcıyı lab'a alıyor ve bir öğrenme deneyine katılacaklarını söylüyor (yalannnn!!!). Ya öğretmen ya öğrenci olacaksınız, bu da kura ile belirlenecek diyip, kura çektiriyor. İki kağıtta da öğretmen yazdığını bilmeyen katılımcı ile diğer katılımcı görünümündeki confederate (aktör denebilir ama katılımcının onun da kendisi gibi olduğuna inanması lazım) kuraları çekiyorlar. Confedarate kendisine "öğrenci" çıkmış gibi rol kesiyor. Sonra öğrenci ayrı bir odaya alınıyor. Katılımcıdan öğrenciye bazı kelimeler öğretmesi ve öğrencinin bilemediği her kelime için de ona önündeki düğmeye basarak cozurttt diye elektrik vermesi isteniyor. Öğrencinin şoku yedikten sonra nasıl hissedeceğine dair bir fikir vermesi için de katılımcıya deneye başlamadan "ahan da misal 45 volt böyle bişi" denerek elektrik veriliyor. Katılımcıdan istenen diğer birşey de, öğrencinin bilemediği her soru için şoku arttırması. Ve şokun 45'ten başlayarak 450'ye uzanan bir skalası var. Ama aslında o düğmeye basınca öğrenci şok falan yemiyor gerçekte. Fakat katılımcı bunu bilmiyor tabi.

Öğrenci rolündeki confederate'ın sadece sesi duyuluyor. Katılımcı onu görmüyor. Ve başlıyorlar deneye. Sonuçlar o kadar enteresan ki! Deneye katılanların % 65'i falan, öğrencinin çığlıklarına, imdatlarına rağmen, deneyi yürüten araştırmacı "sorumluluk bende, siz devam edin, bilemedi, verin şoku, yükseltin" dedikçe denileni yapıyor. Deney maksimum şok olan 450 voltun üç kere üst üste verildiği noktada bitiyor. İlginç olan, katılımcıların "artık devam etmeyelim, valla adam ölecek" falan diye söylenmelerine istinaden, araştırmacının "hayır, devam edeceksin, yarıda kesemezsin" demesi üzerine "peki, siz bilirsiniz" diyip devam etmeleri. Yani sorumluluk başkasındaysa şoku veretmeleri. Allah yarattı diye düşünmemeleri. Bir diğer ilginç bulgu ise, insanların otoriteye boyun eymeye, otorite sahibi kişi şayet önlük giyiyorsa (statü gösteren birşey. Uniforma gibi düşünülebilir) daha yatkın olmaları.

Bu deney psikolojide "araştırma etiği" çerçevesinde halen tartışılan bir deney ve "aman ha, sakın bu kadar ileri gitmeyin" diye anlatılır ama ne olursa olsun Milgram'ın elini öpmek lazım. Zira bu deneyle, başta asker, polis ve türlü güç sahipleri olmak üzere, otorite odaklı mercilerin istediklerini yaptırmada ne kadar da başarılı olabileceklerini, insanların ise buna karşı koymada ne kadar aciz kalabileceklerini göstermiş. Bizde bir söz var ya hani "Emir büyük yerden". Emir büyük yerden olunca bir insana fili öldürecek denli güçlü, 450 voltluk şoku verebiliyoruz.

"Yazık bize, ne pismişiz" diyeceksin ama öyle değil. Doğamız böyle sanırım. Tabi şu %35'lik kısım var bir de. Araştırmacıya boyun eymeyen, "vermiyorum lan şok falan, sana da deneyine de sittir git" diyip labı terkeden. Onlarla ilgili pek veri yok. Ben olsam, onların kişilik özelliklerini de incelerdim. Helal olsun onlara.

Bir de Zimbardo abimiz var ki, ismi duy hizaya gel. O da Milgram gibi eli öpülesi ama bir o kadar şeytani. Stanford Hapishane Deneyi diye geçiyor çalışması. Hatta sonradan "Deney" diye bir filme de konu oldu. İzlemişsinizdir muhtemelen, tekrar bahsetmeyeyim.

Ve sonra daha tatlı, böyle ürkünç olmayan deneyler var. "Atfetme" (attribution) deneyleri. Vücuttaki fizyolojik değişikliklerin (kalp çarpması, terleme, yutkunma) o değişikliği yaratan nesneye bağlanmayarak başka bir nesneye atfedildiği durumlar. Tabi bilinçsizce. Mesela bir tanesinde tehlikesiz bir köprüden geçen katılımcının aynı zamanda kalp atışları da kaydediliyor. Köprünün sonunda katılımcıyı 90-60-90 afet bir hatun ya da normal bir kadınceğiz karşılıyor. Afet-i devranın karşıladığı katılımcıların kalp atışı öyle bir hızlanıyor ki, tavan yapıyor, tavan! Ne yapsın adam. Ve o sırada afet-i devran soruyor: korktunuz mu? Katılımcı kalp atışlarının hızlanması nedeniyle "korktum" diyor. Yani kalp atışındaki hızı korkuya bağlıyor, kadına değil. Normal kadınceğizin yanaştığı katılımcılar ise "yoo hiç korkmadım valla" diyorlar ve uzuyorlar. Sana da olmuştur muhakkak erkek okur. Bazen böyle bir anda terlersin falan. İşte o, az önce en alasından bir kıça istemsizce baktığından olabilir. Kaloriferleri kapatma boşuna:)

Bu yazıyı yazma sebebim size katılımcıların yine herşeyden habersiz olduğu ve hatta bir deneye bile katıldıklarını bilmedikleri süper bir saha araştırmasında bugün "confederate" olarak yer aldığımı, rol kestiğimi anlatmaktı aslında. Ama onu da en iyisi bir sonraki yazıda anlatayım.
İpucu vereyim: Portakallarla ilgili. Ve kimseye şok falan verilmiyor:)

Not: Sosyal psikolojiye böyle şeyler yapmak üzere girip nasıl bu hale geldiğimi (anket doldurtan, simulatörde araba kullandıran) inanın ben de tam idrak edemedim:/ Allam yaleppim ne ara oldu? Nasıl oldu?

8 yorum:

zü dedi ki...

kıçı kırık bir sosyolonk olarak ben de en çok etnografik yöntemi beenmekteyim. muhtemeldir ki doktora çalışmamı bu yönde yapmak isteyip bölüm kafaları tarafından ev terlikleriyle kovalanacağım.

bir de en saçması bence likert ölçeği. ne kadar seviyosun, ne kadar memnunsuna çok az, az, kararsız, çok, çok çok gibi derecelendirme yapıp gün aşırı önüme sürmekte kurumsal kimlik çalışması yapan arkadaşlar. ama belki ben bigün memnunum bi gün bok gibün ortam, o zaman neyi işaretliycem, hep kararsız mı kalayım? kurumdan memnun musun diyolar. kurum dediğin nedir ki, sen ben. benden memnunum da senden değilim diyemedim bitürlü bu ölçekle..

Serendipity dedi ki...

Ardı ardına gelen blog yazılarını okurken "Acaba denek mi oluyorum? Kapatayım şu tarayıcı penceresini!" duygusu yarattın bende berfu. Portakallar? Kadın memesizne verilen bir kod ad mı bu? Merak ittim yiğenim. Merak kidiyi öldürür. Sosyal pisiklongu güldürür :)

KuzeyGüney dedi ki...

Yok Didemcim valla billa bildiğin faşington portakalı, meme falan diil:) İlahi seni:)
(Kapatma tarayıcı penceresini. Yeminlen sırf yazasım var, ondan ard arda geldi yazılar).

KuzeyGüney dedi ki...

Zü'cüm aynen, Likert tipi ölçeğin tipini ziteyim demek istiyorum.
Kurum içi anketlerden ben de meteksan sistem'de beş sene boyunca doldurmuştum. Dorduncu senede doldurdugumuz ankette yöneticimizi dğerlendirdiğimiz kısımdan sonra, yöneticimizin bizi odaya çağırıp "çok düşük puan aldım sizden, allah belanızı vere" diye ağzımıza sıçması ve bize iki hafta küs kalması sonucu o anketlerin hiç bir işe yaramadığını bir fiil deneyimlemiştim. En iyisi "Kararsızım" la devam etmek. 3 iyidir.

Etnografi araştırmaları konusunda destekçinim. Terliklen kovalanman pahasına. Yaşasın qualitative research demek istiyorum.

Billur dedi ki...

Zimbardo'yu Berlin'deki Kongre'de APA'nın verdiği kokteylde görmüştüm uzaktan. Tabii ben sosyal psikolojiyle çok alakasız olduğum için tanımıyorum adamı ama yanımda Azimli bir sosyal psikolog vardı ve aa bak bu zimbardo hani şu hapishane deneyini yapan falan diyince dönüp bakmıştım kimmiş kim değilmiş diye. Daha sonra adamın aynı konuda ve kongre merkezinin en büyük salonlarının birinde yaptığı 2 oturum da kapalı gişe oynadı. hele 2.sinde yarım saat kuyrukta bekleyip girememişliğim vardır. Bu da böyle bir uktedir içimde. Yazını okuyunca aklıma geldi...

KuzeyGüney dedi ki...

Vay canina, demek Zimbardo'yu uzaktan da olsa gordun ha:) Helal valla.
Ben de ICAP'de Triandis'i dinlemistim. Cross-cultural calismalari baslatan amca. Bastonla yuruyordu ve sunumunu tepegozle yapmisti:) tepegozdeki yazilar da el yazisiyla yazilimisti. o derece eskilerden bir amcaydi yani. Nasil mutlu olmustum:)

yakınuzak dedi ki...

Yavrum,
O bahsettiğin fantezili mantezili anket benimkisiydi bu arada. :)

KuzeyGüney dedi ki...

Yavrum seninki miydi o? Onu Izmir'de uygulamis miydik len? Ben de Nebi Bey'in verdigi bir anket vardi, cross cultural onla karistirdim. Ya da belki ikisini de Izmir'de zavalli komsularda uyguladik:)