
O zamanlar hepimiz az cok deli gibiydik. Bunu aciklarken herkes kendine gore anlamli bir cumle kuruyor ya da kurdugunu dusunuyordu.
Birisi cok fazla uyuyamadigi icin kendinde olmadigini soyluyordu.
Bir digeri ustu uste almak zorunda oldugu ilaclarin onu uyusturdugundan dem vuruyor, bu delimsek halin ilaclar bittikten sonra gececegini umuyordu.
Disaridan en akilli gorunen ise istemedigi bir hayati yasadigi icin aklini yavas yavas yitirmekte oldugunu dusunuyor, bunu disindan soylemeye korktugu icin sadece 'bu aralar yaptigim sey beni tatmin etmiyor' diyordu.
Uzun süredir yemek yemeyen adamın aklında siyah saçlı bir kadın vardı ve ona kavuşunca ruhunun bir yarısının tamamlanacağı, böylece zihninin ona oynadığı oyunların da ortadan kalkacağı konusunda ısrar ediyordu.
Artik tamamen delirmis olansa hic olmadigi kadar mutlu ve hafifti. Gunlerini ve gecelerini sokakta, buz gibi taslarin ustunde uzanarak geciriyor ve karincalarin davranislarini gozlemliyordu. Bu yaptigi ona o kadar anlamli gelmisti ki zamaninda psikolog yerine zoolog olup insan degil hayvan davranislarini cozumlemeyi secmis olsaydi belki de delirmeyebilirdi. Ama artik onun icin cok gecti.
Ben farkli bir yol secmis surekli bir seyler yaziyordum. Bazen yazdiklarimin birakin baskalarina, bana bile pek bir sey ifade etmedigini goruyor ve o sayfayi yirtip hemen yeni bir sayfadan anlatmaya basliyordum. Boyle boyle o kadar cok sey yazmis ve yok etmistim ki, aylardan sonra hala birinci sayfada oldugumu gordugum o gün sadece gulumsedim. Zira gec de olsa fark etmistim. Yaptiklarimin, yasadiklarimin ve yazdiklarimin bir sey ifade etmesini beklemekten vazgecmeliydim. Fark etmek delilikten kurtulmaya isaret sayilabilir miydi?
Hepsini cagirdim. Uykusuzluktan muzdarip olana 'uykuyu', hasta olana 'iyilesmeyi', istemedigi bir hayati yasayana 'tatmin olmayi' ve aşık olana 'siyah bukleli kadını' beklememeleri gerektiğini soyledim. Coktan delirene ise yapabilecegim pek fazla bir sey yoku. Bu nedenle ona karincalarin dikkatini cekebilmesi icin bir kesekagidi cekirdek hediye ettim.
O aksam hepimiz her seyi, hepsini oldugu gibi kabul ederek huzurlu bir uykuya daldik. Ertesi sabah uyandigimizda herhangi bir seyin degismemis oldugunu gormek ilk defa hicbirimize aci vermedi.
Birisi cok fazla uyuyamadigi icin kendinde olmadigini soyluyordu.
Bir digeri ustu uste almak zorunda oldugu ilaclarin onu uyusturdugundan dem vuruyor, bu delimsek halin ilaclar bittikten sonra gececegini umuyordu.
Disaridan en akilli gorunen ise istemedigi bir hayati yasadigi icin aklini yavas yavas yitirmekte oldugunu dusunuyor, bunu disindan soylemeye korktugu icin sadece 'bu aralar yaptigim sey beni tatmin etmiyor' diyordu.
Uzun süredir yemek yemeyen adamın aklında siyah saçlı bir kadın vardı ve ona kavuşunca ruhunun bir yarısının tamamlanacağı, böylece zihninin ona oynadığı oyunların da ortadan kalkacağı konusunda ısrar ediyordu.
Artik tamamen delirmis olansa hic olmadigi kadar mutlu ve hafifti. Gunlerini ve gecelerini sokakta, buz gibi taslarin ustunde uzanarak geciriyor ve karincalarin davranislarini gozlemliyordu. Bu yaptigi ona o kadar anlamli gelmisti ki zamaninda psikolog yerine zoolog olup insan degil hayvan davranislarini cozumlemeyi secmis olsaydi belki de delirmeyebilirdi. Ama artik onun icin cok gecti.
Ben farkli bir yol secmis surekli bir seyler yaziyordum. Bazen yazdiklarimin birakin baskalarina, bana bile pek bir sey ifade etmedigini goruyor ve o sayfayi yirtip hemen yeni bir sayfadan anlatmaya basliyordum. Boyle boyle o kadar cok sey yazmis ve yok etmistim ki, aylardan sonra hala birinci sayfada oldugumu gordugum o gün sadece gulumsedim. Zira gec de olsa fark etmistim. Yaptiklarimin, yasadiklarimin ve yazdiklarimin bir sey ifade etmesini beklemekten vazgecmeliydim. Fark etmek delilikten kurtulmaya isaret sayilabilir miydi?
Hepsini cagirdim. Uykusuzluktan muzdarip olana 'uykuyu', hasta olana 'iyilesmeyi', istemedigi bir hayati yasayana 'tatmin olmayi' ve aşık olana 'siyah bukleli kadını' beklememeleri gerektiğini soyledim. Coktan delirene ise yapabilecegim pek fazla bir sey yoku. Bu nedenle ona karincalarin dikkatini cekebilmesi icin bir kesekagidi cekirdek hediye ettim.
O aksam hepimiz her seyi, hepsini oldugu gibi kabul ederek huzurlu bir uykuya daldik. Ertesi sabah uyandigimizda herhangi bir seyin degismemis oldugunu gormek ilk defa hicbirimize aci vermedi.
Ve sonsuza kadar ne mutlu ne mutsuz....sadece yaşadık.
Resim: Max Moran
Muzik: Radiohead / Fitter Happier
4 yorum:
Yazarın hastasıyım, delisiyim de denebilir. Bu bir fark yaratır mı? bilmem!!! Ama sevdim bunu işte. Öyleyse, devam edelim yaşamaya...
Ben de okurun hastasiyim, delisiyim canim. Sagolasin:)
Cok guzel yazi Berfu'cum. Okumak cok keyifli seni:) opuyorum
Sevinc
Sağol Sevinçcim:)
Yorum Gönder