Hihhhh, ne acaip tipler var çevremde.
Seviyorum onları. Senin benim gibi olmayanları. Oğuz Atay'ın deyişiyle "Tutunamayanlar" ı.
Siero ne güzel adam. Aylar önce Paard'da (kürkçü dükkanı orası, oturma odası, tipikıl duç pub) tanıştım. Son albümünü Peter'a (tüm zamanların en sağlam bartender'ı) getirmişti. Adamın eski karısı için bestelediği şarkıyı üç kere üst üste çalmıştı Peter.
Beş gün önce pili biten saatimi "valla pil bu, bir haftaya belki değişir" diyen kunil saatçiden bugün nihayet aldıktan sonra bölüme dönerken kürkçü dükkanına uzaktan göz atmamla onu gördüm. Havanın 17 derece olmasından feyz alan Peter masalardan birini dışarı çıkarmıştı. Siero ve Axel masada dumanlanıyorlardı. Siero beni görür görmez uzaktan bağırdı. De tukse lady. Evet o benim. Türk hatun.
Yanlarına çöktüm, hemen hollandacadan ingilizceye döndü muhabbet. Allah razı olsun, Axel'le Siero'ya cennet mekan yaleppim.
- Nası gidiyo müzik işleri? dedim.
Cebinden bir Cd çıkardı. "Bu ara kesat, ama bu senin olsun" dedi. "Eyvallah, biran benden" dedim.
Anlatmaya başladı. 20 yıllık karısının onu bir anda bırakma hikayesi, tıpkı Talib gibi hem akciğer hem kemik kanserinden ölen en yakın dostunun hikayesi...Axel'le gözlerimizi aça aça ve sürekli "shit, what the fuck, no way" diyerek dinledik.
"1987" dedi, "Berlin'de Nick Cave ile tanıştım. Eroinden dolayı kafayı yemişti. Ona Hollanda'dan gönderdiğim ilacın, uyuşturucunun haddi hesabı yok".
- Yok artık dedik Axel'le.
- Valla billa dedi.
Nick Cave'i anlattı. O kadar uyuşturucuya rağmen nasıl çekingen olduğunu, nasıl tatlı olduğunu. Sonra dedi ki:
- Wim Wenders Wings of Desire'ı çektiğinde Berlin'deydim. Filmde Nick Cave'in şarkı söylediği sahnede beni görebilirsin. Ama gözlüklüyüm. O sahnenin çekimi 12 saat sürdü.
Sevgili okur, kaç kere yazdım buraya, sen bilirsin, Wim Wenders benim en sevdiğim yönetmen, Wings of Desire da adamin en sevdiğim ikinci filmi.
- Siero, valla mı, yeminlen mi, hakkat mi? dedim.
Türkceye cevirirsek "sana yalan borcum mu var yaprağammm, evet 1987'de Berlin'de Wings of Desire'da figurandım" dedi.
Siero!
Hoş adam. Eski eşi Hollandalı. Kendisi İtalyan-Hollanda kırması. Belki ondan bu kadar hoş. Ben yedi yaşındayken, ben daha Wim Mim bilmezken adamın filminde takılmış.
Siero. Eşinden ayda 2000 oyra nafaka alacak kadar şanslı. "Hiç birşey yapmıyorum artık" diyen ve sürekli dumanlanan Siero'nun bir de Nikon kamerası var. Fotoğrafçıymış eskiden. Şimdi sadece içiyor. Şimdi sadece anılarını anlatıyor. Şimdi ona bir bira ısmarlayana minnettar.
İcabında seni bağrıma basarım. Ama senin gibi olmak istemiyorum. Ve senin gibi olmak ne kolay Siero. İşten bile değil. Korkuyorum.
O zaman Nick Cave'den bir şarkı. Wim Wenders'in en sevdiğim filmi Until the End of the World'un soundtrack'inden hem. Şiir okuyor sanki Nick. En çok da şunu demesini seviyorum:
Seviyorum onları. Senin benim gibi olmayanları. Oğuz Atay'ın deyişiyle "Tutunamayanlar" ı.
Siero ne güzel adam. Aylar önce Paard'da (kürkçü dükkanı orası, oturma odası, tipikıl duç pub) tanıştım. Son albümünü Peter'a (tüm zamanların en sağlam bartender'ı) getirmişti. Adamın eski karısı için bestelediği şarkıyı üç kere üst üste çalmıştı Peter.
Beş gün önce pili biten saatimi "valla pil bu, bir haftaya belki değişir" diyen kunil saatçiden bugün nihayet aldıktan sonra bölüme dönerken kürkçü dükkanına uzaktan göz atmamla onu gördüm. Havanın 17 derece olmasından feyz alan Peter masalardan birini dışarı çıkarmıştı. Siero ve Axel masada dumanlanıyorlardı. Siero beni görür görmez uzaktan bağırdı. De tukse lady. Evet o benim. Türk hatun.
Yanlarına çöktüm, hemen hollandacadan ingilizceye döndü muhabbet. Allah razı olsun, Axel'le Siero'ya cennet mekan yaleppim.
- Nası gidiyo müzik işleri? dedim.
Cebinden bir Cd çıkardı. "Bu ara kesat, ama bu senin olsun" dedi. "Eyvallah, biran benden" dedim.
Anlatmaya başladı. 20 yıllık karısının onu bir anda bırakma hikayesi, tıpkı Talib gibi hem akciğer hem kemik kanserinden ölen en yakın dostunun hikayesi...Axel'le gözlerimizi aça aça ve sürekli "shit, what the fuck, no way" diyerek dinledik.
"1987" dedi, "Berlin'de Nick Cave ile tanıştım. Eroinden dolayı kafayı yemişti. Ona Hollanda'dan gönderdiğim ilacın, uyuşturucunun haddi hesabı yok".
- Yok artık dedik Axel'le.
- Valla billa dedi.
Nick Cave'i anlattı. O kadar uyuşturucuya rağmen nasıl çekingen olduğunu, nasıl tatlı olduğunu. Sonra dedi ki:
- Wim Wenders Wings of Desire'ı çektiğinde Berlin'deydim. Filmde Nick Cave'in şarkı söylediği sahnede beni görebilirsin. Ama gözlüklüyüm. O sahnenin çekimi 12 saat sürdü.
Sevgili okur, kaç kere yazdım buraya, sen bilirsin, Wim Wenders benim en sevdiğim yönetmen, Wings of Desire da adamin en sevdiğim ikinci filmi.
- Siero, valla mı, yeminlen mi, hakkat mi? dedim.
Türkceye cevirirsek "sana yalan borcum mu var yaprağammm, evet 1987'de Berlin'de Wings of Desire'da figurandım" dedi.
Siero!
Hoş adam. Eski eşi Hollandalı. Kendisi İtalyan-Hollanda kırması. Belki ondan bu kadar hoş. Ben yedi yaşındayken, ben daha Wim Mim bilmezken adamın filminde takılmış.
Siero. Eşinden ayda 2000 oyra nafaka alacak kadar şanslı. "Hiç birşey yapmıyorum artık" diyen ve sürekli dumanlanan Siero'nun bir de Nikon kamerası var. Fotoğrafçıymış eskiden. Şimdi sadece içiyor. Şimdi sadece anılarını anlatıyor. Şimdi ona bir bira ısmarlayana minnettar.
İcabında seni bağrıma basarım. Ama senin gibi olmak istemiyorum. Ve senin gibi olmak ne kolay Siero. İşten bile değil. Korkuyorum.
O zaman Nick Cave'den bir şarkı. Wim Wenders'in en sevdiğim filmi Until the End of the World'un soundtrack'inden hem. Şiir okuyor sanki Nick. En çok da şunu demesini seviyorum:
Some things we plan, we sit and we invent and we plot and cook up,
Others are works of inspiration, of poetry,
4 yorum:
cok guzel anlatmissin tatlim. hikayecim. (orta dunya olsa, kurgusal gibi olsa senin rolun hikayeci olsun)
Edwoodcum cok guzel dedin. Anlastik, hikayeci olsun benim adim:)
Var ya, senin bu insan hikayelerini toplayıp bir bütün haline getirme isteğiyle yanıp tutuşuyorum! Böyle parça parça gibi ama, birleşince müthiş bir resim oluşacak kesin. O anda "aaa hayatın anlamı bu muymuş len" dediğimiz yalınlıkta bir şey çıkacak gibi ortaya. Çok samimiyim, bak valla diyorum.
Ya vallaha mi diyosun? Du bakalim:) Ben teneke kutuda biriktiriyorum sekerim. Birgun birlikte bakariz:)
Yorum Gönder