20 Haziran 2011 Pazartesi

Dun







Amsterdam'daydim kizlarla. J.'nin uc aylik kizi Kato'yu gormeye gittik. Ne tatli isim. J. ve sevgilisi C. Amsterdam'da bir gocmen mahallesinde oturuyorlar. Mahalleyi girer girmez bizi yesil erik ve kiraz dolu tezgahlar, Lale Kasabi, Istanbul Tesettur Moda gibisinden isimleri olan dukkanlar, legenciler, paspas ve kilim satan abiler karsiladi. Sanirsin memleketteyiz. Cok tuhafima gitti, tuhafiyeciye girmis gibi bir hisle doldum. Ama o hissi pek sevmedim. El memlekette o memleketin yerlisini gormek lazim her daim. Burada bizim J. ve C. gibi olan yerlileri maalesef disliyormus gocmen azinlik. Yoksa cogunluk mu demeli? Kafam karisti. Bu gocmen mevzusunu baska bir yazida tartisiriz cancagazim, agir mevzular, raki falan icmek lazim. Kismetse sonra. Simdi devam edelim.


Yuce rappim herkese Kato gibi munis cocuk versin, ebet, o denlicesine sevdim, kucagimdan dusurmedim (her anlamda, zira uc aylik bebek dedigin porselen vazo gibi narin bir hadise). En cok da arkadasimin halleri hosuma gitti. Cocugu esine birakip bizimle merkeze indi, iki bira yuvarladi, inanilmaz rahatti. Bizim asiri titiz, hastalikli, paranoyali, endiseli annelik hallerimizden eser yoktu J.'de. Ben de boyle olmaliyim dedim icimden. Sanirim herkes dedi bunu sessizce.


Amsterdam dopdoluydu yine. Bir suru turist. Biraz bunaltici ama yine de koyden indim sehre modeli ''uvv beybi, kaotik bir ortama dustum, bir nevvvvyork esintisi yakaladim sanki ucundan'' diye diye gezindim. E.'nin bir meselesini halletmek uzere gittik Cafe Hoppe'ye oturduk, ayni bira bize orda daha da bir leziz geldi. Citir citir bir hatun muhabbeti, off nasil guzeldi. Aksama bindik trene donduk Groningen'e. Benim niyetim evde oturmak, televizyon seyretmek, cogafedersin mal gibi yatmakti kanepede, fekat ipini koparmis arkadasim Carlos'tan gelen ''senin eve yakin bir yerde bira iciyoruz, kop da gel'' mesaji uzerine ''derdi veren allah dermani da verir, evin yolu bulunur neticede'' diyerek firladim ciktim. Bir de gittim ki Carlos Bey ve yaninda biri espanyol, biri amerikali, biri de avustralyali uc arkadasi, Carlos ve Dadaslar seklinde demleniyorlar. Carlos ve uc sap da denebilir. Latin Amerika insanini zaten bagrima basarim. Amerikali da hic Amerikali gibi olmadigi icin (giydigi Simpsons t-shirt'u haric), ee Avustralyali da etliye sutluye karismaz ve oraya hasbel kader dusmus bir okeye dorduncu veyahut bir etkisiz eleman oldugu icin ortami direk olarak benimsedim. Ilk basta maruz kaldigim ''la sari sacli turk mu olur la'' geyiklerinden sonra, biralar selale oldu, mekanlar siraya girdi. Ben ve Dadaslar o bar senin, bu bar benim dolandik. Carlos bizim adamlarin yapacagi gibi bana butun gece goz kulak oldu. Onlarin dilinde bacimsin ne demek bilmiyorum ama bence ben Carlos'un bacisiyim len. Del Bacitto gibi bir sey olabilirim ben Guatemalali dostum icin. Zaten fark ettim, ben de kendisini bir Ugur bir Onur gibi gormeye baslamisim. Ne hos. Saat 3'e yaklasirken bende de artik takat kalmadi, Dadaslari yeni bir mekanda birakip evimin yolunu tuttum. Sonrasini biliyorsunuz, golgemi gordum felan, her zamanki haller.


Iste boye bir gundu dun. Gidicem gidicem diyorum ama tatli bir kalabalik da birikmis burda. Her zaman degil ama arada birbirimize siginip avunuyoruz.

Bu da bir sey be okur.

Del Okurto.


Fotograf: Cafe Hoppe'nin bardaklari

4 yorum:

primavera dedi ki...

"Gidicem gidicem diyorum ama tatli bir kalabalik da birikmis burda. Her zaman degil ama arada birbirimize siginip avunuyoruz." demissin ya, burnumun diregi sizladi. bak gozlerim bile yasardi su an.

KuzeyGüney dedi ki...

Ya dostum hay allah, bak ben hic dusunmedim bunu yazarken senin gidecegini yav :( Surekli aklimdan cikiyor, sanki yine gitmeyecekmissin gibi geliyor.
Fakat soyle dusun. Buradaki tatli kalabaliktan birkaci coktan Paris'e gitti. Yani orada da bir azinlik olusturmaya baslamissiniz:) Yakinda kendi mahallenizi kurup Pintelier diye bar bile acabilirsiniz bence.

Billur dedi ki...

Sanırım İspanyolca'da bacım'ın tam karşılığı yok. Zira buralarda da acaba bana bacı muhabbeti mi yapıyor sorunsalı yaşadığım bir ülkedaş arkadaş var. O bana bacım dedikce ben ona emmi diyorum. Sonra tercümanlık yapan arkadaşa sorduk Bacım'a en yakın çevirinin hermanita (kız kardeşçik) olduğuna karar verdik... Kıssadan hisse, bacı muhabbeti iyidir, latinler de candır!

KuzeyGüney dedi ki...

Hermanita mi:0 Supermis. Uvv beybi, cok sevdim, hemen Carlos'a deyivereyim. Sagol Billurcum. Su durumda manita Ispanyolca mi bebeyim?