Hani bize çok tanıdık gelen ruh hallerini yansıtan ya da belleğimizin türlü yerlerinde birçok ucubik şeye bağlı olan, hafazanallah biri serbest çağrışım kelimesi olarak sunsa milleti hayrete düşürecek kadar çok zihin noktasını aydınlatabilecek kelimelerimiz vardır ya…Bende işte, o kelimelerden çok var. Liseden beri tuttuğum defterlerdeki kelimeleri bir bir çıkarsam, sonra frekansını alsam belki güzel bir liste çıkarabilirim.Mesela biri zeytin yaprağıdır. Ama bu, o kalıplaşmış “zeytin dalı” na atıfta bulunan bir kelime değil benim için, çok daha öznel… daha çok bireysel özgürlük, güçlülük, ayakta durabilme, direnme, çorak yerleri güzelleştirme ile ilgilidir. Şimdi gözlerimi kapatıp sizin için bu kelimeyi düşündüğümde, aklıma İzmir Fransiz Kültür’ün bahçesi, Kaş, Sakız Adası, Datça, deniz kenarındaki acı zeytin ağaçlarının altında güneşlenen insanlar, Stealing Beauty’den bir sahne, zeytin ağacı altında kurulmuş tahta bir masa üzerinde uçuşan beyaz örtüyü zorlukla tutan seramik ve içi boncuk dolu kırmızı bir kase ve yanık ten kokusu geliyor.
Uykusuzluk, cambazlar, gelecekgörenler, kahvehaneler diğer kelimelerimden birkaçı.
Ve blogun başında gördüğünüz o iki kelime var. Kuzey Güney.
Kuzey ve Güney’i neden bu kadar sevdiğimi anlatmak için, belki yine zihnin türlü yerlerinde hızlıca bi gezinmek lazım:
TRT 1’de yayınlanan “Kuzeyde Bir Yer” dizisi:
Alaska’da geçen bu dizinin başında, bir geyik görünürdü. Karlar, tek tip evler, o kasabaya yayın yapan yerel bir radyonun dj’yi, aşık olduğu tüm adamlar öldüğü için lanetli olduğuna inanan kadın dizimizde göze çarpanlardan sadece bazıları.
Bu diziyi 14-15 yaşların yaz tatillerinden birinde Safranbolu’da sıkıntıdan patlamak üzereyken keşfetmiştim. Sonradan, Bengi’nin de o diziyi çok sevdiğini öğrenecektim, pazartesileri ilk iş birbirimize “dün izledin mi, herkesin rüyası birbirine karışıyordu” gibi cümleler kurmaya başlayacaktık ve bu durum Bengi’yi kendime daha bi yakın hissetmeme neden olacaktı.
Stealing Beauty:
Çağrışımlardan çağrışımlara koşan beynim, “Güney” anahtar kelimesi için “Çalınmış Güzellik” olarak dilimize çevrilen o muhteşem filmi gururla sunar. Ta taaaaammm.
Çalınmış Güzellik’te başroldeki kızımız Liv Tylor annesini kaybettikten sonra onun günlüğünü okur ve yazılarda babasının kim olduğuna diar bir kısım ipuçlarına rastlar (“Beni çalıların oraya götürdü ve bir zeytin yaprağı yedirdi” bu ipuçlarından biridir mesela). Böylece annesinin ona hamileyken ve free
sprit şeklinde takıldığı Italya’ya atar kendini. Nedense aklımda Toscana olarak kalmış bu bölgede, sanatı, üretmeyi seven ve bir nevi komün hayatı yaşayan annesinin arkadaşlarının yanına gider, orada annesinin yazılarında bahsettiği erkeklere türlü sorular sorarak babasının kim olduğunu anlamaya çalışır. Ama bu baba arayışı filmin sadece bir kesitidir ve izleyici tipik Amerikan filmlerinde olduğu gibi “acaba babası kim” demeyi aklından bile geçirmez, özgürce yaşayan, elleri üreten ama yine de kendilerine has arazları olan bu insanları seyre dalar. Filmin bir yerinde Liv Taylor’un defterinin bir köşesine yazdıktan sonra koparıp rüzgara bıraktığı kağıt parçasında şu yazmaktadır: “I feel like shit / You look like gold”. Tahtadan heykeller yapan adam, bulanık bir havuzun etrafında anadan üryan güneşlenen insanlar, sıcaktan kavrulmuş otlar, şarap ve sürekli şarap güneyin telaşsız insanlarını olduğu gibi göstermektedir bize.İzlanda:
Izlanda buzlarla kaplı, ama sıcak su gölleri olan, Björk gibi bu dünyadan olamayacak
muhteşem bir insanın çıktığı, soğuğa rağmen deneysel müzik gruplarının durmadan bir şeyler ürettiği bildiğimiz Iceland işte. Buzkara, buzdankara. Ankara’da perçinlenmiş kar kış fobime rağmen, Reykjavik dünya gözüyle görmek istediğim yerlerin başında geliyor. Belki de iyi öğütülmüş bir fincan kahvenin tadının, şu an hiç hayal edemeyeceğim bir “eksi bilmemkaç derecede” nasıl olacağını merek ettiğim içindir. İşte size Björk’ten birkaç dize:
“If you ever get close to a human
And human behaviour
Be ready be ready to get confused
There's definitely definitely definitely no logic
To human behaviour
But yet so yet so irresistable”
Tuz:
Güney denizleri tuzlu, kuzey denizleri daha az tuzludur. Sonuçta ikisi de tuzludur evet. Ancak yüzyıllar öncesinden itibaren kuzeyle güney arasındaki ticaretin temel öğelerinden biri tuz olmuştur. Güney kuzeye tuz satar, kuzey güneye yün ve kömür.
Tuz, denizin başka kokmasını ve dolayısıyla denizden çıkanların da bir başka kokmasını sağlar. Tuzu sevmeyenler, kumsalın bir yerine alalece dikilivermiş duş zımbırtısının altında hızlıca bi sudan geçip çıkarlar. Sevenlerse havlularının üstüne oturup bir sigara yakar ve günlük gazetelerini okurlar, güneyde. Her nedense, tuzu seven de sevmeyen de akşam 5’te yemekten önce bir bira içmek ister, güneyde.
Sokak lambası:

Tuz:
Güney denizleri tuzlu, kuzey denizleri daha az tuzludur. Sonuçta ikisi de tuzludur evet. Ancak yüzyıllar öncesinden itibaren kuzeyle güney arasındaki ticaretin temel öğelerinden biri tuz olmuştur. Güney kuzeye tuz satar, kuzey güneye yün ve kömür.
Tuz, denizin başka kokmasını ve dolayısıyla denizden çıkanların da bir başka kokmasını sağlar. Tuzu sevmeyenler, kumsalın bir yerine alalece dikilivermiş duş zımbırtısının altında hızlıca bi sudan geçip çıkarlar. Sevenlerse havlularının üstüne oturup bir sigara yakar ve günlük gazetelerini okurlar, güneyde. Her nedense, tuzu seven de sevmeyen de akşam 5’te yemekten önce bir bira içmek ister, güneyde.
Sokak lambası:

Bence bir kuzey şehrinde görüp görebileceğimiz en güzel manzaralardan biri, akşam vakti boş bir sokak ve yol boyu uzanan sokak lambaları olabilir. Şakır şakır yağan yağmurun altında, sokak lambaları her zamankinden daha dostane görünebilir göze, sanki. Herkes evindedir, çünkü kuzeyde kış demek güneşsizlik demektir. Oysa ev aydınlıktır.
Balkon:
Bir güney şehrinde eviniz varsa, mutlaka balkonludur ya da kocaman bir terası vardır. Şayet bahçeliyse eviniz, birkaç mandalina ağacı şarttır.
Kutup Çizgisi Aşıkları (Los Amantes del Circulo Polar):
Bir güney şehrinde eviniz varsa, mutlaka balkonludur ya da kocaman bir terası vardır. Şayet bahçeliyse eviniz, birkaç mandalina ağacı şarttır.
Kutup Çizgisi Aşıkları (Los Amantes del Circulo Polar):
İzlemeyenin çok şey kaçırmış olduğu bu filmde, birbirlerini yıllardır görmeyen ve aslında bu sürede birbirlerini hep de özleyen iki sevgili (ki bu aslında onların arasındaki ilişkiyi tanımlarken kullandığım sadeleştirilmiş bir ifadedir), Ana ile Otto, Finlandiya’da güneşin bir süre boyunca hiç batmayacağı bir yerde buluşmak üzere sözleşirler.Kekik:
Güneyde sabah kahvaltısında zeytinin ve domatesin üstüne ekilir. Çoğu zaman, ince uzun bir tabakta zeytinyağının üstünde görebileceğimiz kekiğe ekmeği bandırıp bandırıp yiyen yöre halkının ömrünün uzun olduğu söylenmektedir.
Gelgit:
Kuzey denizi günün belli saatlerinde çekildiğinde, ortaya denizin sakladığı yürüyüş yolları, tabelalar, tuhaf bir çamur ve çamura saplanmış deniz kabukları çıkar. Burada yürümekteyken denizin yavaş yavaş kendine doğru gelmeye başladığını gören kişi, arkasını dönüp gitmek yerine, suyun ayak parmaklarına kadar değmesini beklemelidir bence.
Deniz feneri:

Kuzeyde de olsanız güneyde de olsanız, suyun orta yerinde size yol göstermesi için bir deniz feneri ararsınız. Balıkçı değilseniz ve sadece oradan geçmekte olan biriyseniz, fenerin tepesine çıkmak ve yapı elverişliyse de içeride döne döne uzanan merdivenlerin fotoğrafını çekmek, adeta kaçınılmazdır.
Evet, işte ilk aklıma gelenler. Her birinden başka kapılara geçiliyor. Örneğin balkon, bana çocukluğun çiçekli balkonunu, yeni evimin atkestanesi manzaralı balkonunu, filmlerdeki meşhur “siz de mi partiden sıkıldınız?” repliğini, balayında Hilton’un balkonunda sevişmemek için kendilerini zor tutan ve sonra da sevişen bir çifti ve büyük Fruko güneşliklerini anımsatıyor. Ben hala insan beyninin bu kadar çok şeyi nasıl bir arada tutabildiğine ve neden bazı şeyleri unutmayı tercih ettiğine şaşırıyorum.
Hem unutmamak, hem hatırlamak için bir süre buraya yazacağım, beklerim.
Hem unutmamak, hem hatırlamak için bir süre buraya yazacağım, beklerim.
5 yorum:
ben burda olacağım
:)
hemen rss'i ekledim. yazilarini taze taze sicak sicak okuyabileyim diye.
simdiden eline saglik diyorum..
oley!
Coşmaca ve coşturmaca günleri yeniden başlıyor! (Tam burada sana da bir ta taaam!)
Yahoo adresine attığın maili, bloğun açılışından 5 gün sonra görme gibi şanssızlık yaşadım malesef.
Benden de kocaman bir 'oley!'Ve hatta "oleyyo dello toro pörfekto yazınetto" şeklinde abartmak istedim.
"oleyyo dello toro pörfekto yazınetto"
Deniz'im nerden buldun bunu ya, nası acaip bi nida imiş böyle. Oleykooo diyorum o zaman ben de:)
Yorum Gönder