
Benim bir dizi psikopat çocukluk arkadaşım oldu. Öyle ki şu anda olduğum kişiysem ve siz de beni seviyorsanız bunu biraz da o psikopat arkadaşlara borçluyum. Nasıl mı?
İlkokula giderken oturmakta olduğumuz Antepliler Apt. 3. Kat Daire XXL’ın karşısında ikamet eden iki kız kardeşten büyüğüne birinciliği vermek istiyorum. Benden birkaç yaş büyük olan ve ortaokula giden bu kızın, evin önündeki boş oyun alanında bize katılmaya gelen civar apartman çocuklarına bir gıcıklığı vardı ve mütemadiyen mahalle karısı gibi bağırmak suretiylen bu cocukceğizleri kovardı. Hayır, kendi ortaokul yıllarımı düşünüyorum da, tamam çok olgu bir tip değilmişimdir muhakkak ama bu kadar ebleh hareketler içine giren biri hiç değildim.
Kaderin bir cilvesi midir, şans mıdır, benim de en yakın arkadaşım iki ev yanda oturan Serap’tı. Annelerimizin adı aynıydı, ikimiz de sakin tiplerdik, öyle popüler olmak gibi bir iddiamız yoktu, seksek oynardık, ip atlardık, yolda bulduğumuz şeker kağıtlarının içine taş koyup uçlarını kıvırtarak ve kibrit kutularını bebek yaparak evcilik oynardık. Bildiğin çocuktuk işte. Fekat Serap ne zaman bizim bahçeye gelse, bu kız 5. katta oturan ezik arkadaşını da arkasına alarak “biz burada yabancıları sevmeyiz” nutkuna başlardı (Hay yediğimin çocuk çetesi. Sizden büyük “Sineklerin Tanrısı” var len). Biz de bir iki karşılık verdikten sonra “amaaan zaten onbeş dakka sonra akşam olcak, ip atlayamiycez” diyerekten Seraplar’ın evinin önündeki tehlikeli alana yönelirdik. Uğraşmak istemezdik. Hem de hiç. (Beni ben yapanlar 1= Delüylen manyaklan laf dalaşına girmemek). Evet ben hala böyle insanlarla uğraşmak istemem. Son zamanlarda biraz değiştiğim söylenebilir, artık haddini fazla aşanlara ben de aynı aşırılıkla cevap verebiliyorum. Ama kimseye de “len bizim iş yerinin önünde oynama, git şu iş yerinin önünde oyna die” bağırmıyorum.
Devam edelim. Sonra bir gün bu kızın annesi bir sebepten ötürü asansörde bize çemkirdi. Yok efendim dışarıdan gelen ve evlerinde asansör olmayan çocuklar bunu oyun aracı sanıyormuş, inip çıkıp duruyorlarmış. Tabe, zaten biz de süper lüks bir yerde oturuyoruz, bütün çocukların derdi de sürekli bozulan asansöre binmek. Halbuse biz o sırada Serapla isimleri aynı annelerimizin yaptığı kısırı yemek üzere heveslen yukarı çıkıyorduk ve bir süre aşağıya inmek gibi bir planımız yoktu. O anki zeka yaşımla idrak edememiştim ama sonradan düşününce, annesi bu kadar manyak olan ve o aralar ergenlik dönemine geçiş yapmakta olan bir kızın, sınıftaki yakışıklı çocuklarla uğraşmak yerine bizimle uğraşması çok da şaşılacak şey değil.
İkinci psikopat arkadaşım apartmanın giriş katında oturmaktaydı. Kendisi bana küçücük yaşımda “hmmm, kızların erkek dostları da olabilirmiş” i öğreten insandır. Her gün okula birlikte yürüdüğüm, aynı sınıfta okuduğum bu çocuk da o kızdan nefret ederdi. Yani ortak bir nefret nesnemiz vardı (Beni ben yapanlar 2 = ortak nefret nesnesi bulunca sevinme hali). Her şey iyiydi güzeldi de, bir gün nedense bu arkadaşım yeni doğmuş bir kedi yavrusunu poşete koyup ağaca vura vura öldürünce, evet işte o gün, oturdum bu arkadaşlığı sorguladım (Beni ben yapanlar 3= Mazluma eziyet etmeyelim, merhametli olalım, efendi gibi duralım, sınırlarımızı bilelim). Evet, çok bilinçliydim ben, 9 yaşında bile acaip sorgulardım her şeyi. Maalesef o zamanlarda ülkemiz “psikolog” die bir şey bilmiyordu sevgili okurlar. Ben de kendisini anneme şikayet ederek, annemin de annesi ile konuşmasını umarak yoluma devam ettim. Yıllar sonra bu arkadaşımla görüştüğümde gördüm ki gayet aklı başında ve normal bir birey olarak yetişmiş, tipine baksan kedi öldürmeyi sever demezsin. Fekat Amerika’daki seri katillerle ilgili bir araştırma bu kişilerin küçükken hayvanlara eziyet ederek mesleğe başladıklarını, beyaz tenli ve normal görünümlü olduklarını söylemekteydi. Zım zım zım zım. O an durdum, bi daha sorguladım. Sonra da “amaaan zaten kırk yılda bir görüşüyoruz” diyerek mevzuyu unuttum (Beni ben yapanlar 4: Enerjini senin için önemli kişilere harca).
Diyeceğim o ki, Sineklerin Tanrısı fantastik bir kurgu değil aslında ve sosyal psikoloji literatürüne göre bu gibi patalojik hareketlerin altında çocuğun “vicdan” denen kavramı geliştirmesi, olgunlaştırması yatıyor. Mutlaka başka durumların etkisi de vardır ama bilin bakalım bu gelişimi sekteye uğratan en önemli şeylerden biri neymiş? Çocuğa cezalar verme, böyle karanlıklarda bekletmek, odasına kilitlemek gibi hareketlermiş. Allllammm nasıl bilinçli bi insanım ben böyle. Üstelik bir de blogum aracılığıyla sizi de bilinçlendiriyorum artık. Psikopat arkadaşlar diye başlayıp akademik bulgularla yazımı bitirebiliyorum. Üstelik sarı ve normal görünümlüyüm:)
Kaderin bir cilvesi midir, şans mıdır, benim de en yakın arkadaşım iki ev yanda oturan Serap’tı. Annelerimizin adı aynıydı, ikimiz de sakin tiplerdik, öyle popüler olmak gibi bir iddiamız yoktu, seksek oynardık, ip atlardık, yolda bulduğumuz şeker kağıtlarının içine taş koyup uçlarını kıvırtarak ve kibrit kutularını bebek yaparak evcilik oynardık. Bildiğin çocuktuk işte. Fekat Serap ne zaman bizim bahçeye gelse, bu kız 5. katta oturan ezik arkadaşını da arkasına alarak “biz burada yabancıları sevmeyiz” nutkuna başlardı (Hay yediğimin çocuk çetesi. Sizden büyük “Sineklerin Tanrısı” var len). Biz de bir iki karşılık verdikten sonra “amaaan zaten onbeş dakka sonra akşam olcak, ip atlayamiycez” diyerekten Seraplar’ın evinin önündeki tehlikeli alana yönelirdik. Uğraşmak istemezdik. Hem de hiç. (Beni ben yapanlar 1= Delüylen manyaklan laf dalaşına girmemek). Evet ben hala böyle insanlarla uğraşmak istemem. Son zamanlarda biraz değiştiğim söylenebilir, artık haddini fazla aşanlara ben de aynı aşırılıkla cevap verebiliyorum. Ama kimseye de “len bizim iş yerinin önünde oynama, git şu iş yerinin önünde oyna die” bağırmıyorum.
Devam edelim. Sonra bir gün bu kızın annesi bir sebepten ötürü asansörde bize çemkirdi. Yok efendim dışarıdan gelen ve evlerinde asansör olmayan çocuklar bunu oyun aracı sanıyormuş, inip çıkıp duruyorlarmış. Tabe, zaten biz de süper lüks bir yerde oturuyoruz, bütün çocukların derdi de sürekli bozulan asansöre binmek. Halbuse biz o sırada Serapla isimleri aynı annelerimizin yaptığı kısırı yemek üzere heveslen yukarı çıkıyorduk ve bir süre aşağıya inmek gibi bir planımız yoktu. O anki zeka yaşımla idrak edememiştim ama sonradan düşününce, annesi bu kadar manyak olan ve o aralar ergenlik dönemine geçiş yapmakta olan bir kızın, sınıftaki yakışıklı çocuklarla uğraşmak yerine bizimle uğraşması çok da şaşılacak şey değil.
İkinci psikopat arkadaşım apartmanın giriş katında oturmaktaydı. Kendisi bana küçücük yaşımda “hmmm, kızların erkek dostları da olabilirmiş” i öğreten insandır. Her gün okula birlikte yürüdüğüm, aynı sınıfta okuduğum bu çocuk da o kızdan nefret ederdi. Yani ortak bir nefret nesnemiz vardı (Beni ben yapanlar 2 = ortak nefret nesnesi bulunca sevinme hali). Her şey iyiydi güzeldi de, bir gün nedense bu arkadaşım yeni doğmuş bir kedi yavrusunu poşete koyup ağaca vura vura öldürünce, evet işte o gün, oturdum bu arkadaşlığı sorguladım (Beni ben yapanlar 3= Mazluma eziyet etmeyelim, merhametli olalım, efendi gibi duralım, sınırlarımızı bilelim). Evet, çok bilinçliydim ben, 9 yaşında bile acaip sorgulardım her şeyi. Maalesef o zamanlarda ülkemiz “psikolog” die bir şey bilmiyordu sevgili okurlar. Ben de kendisini anneme şikayet ederek, annemin de annesi ile konuşmasını umarak yoluma devam ettim. Yıllar sonra bu arkadaşımla görüştüğümde gördüm ki gayet aklı başında ve normal bir birey olarak yetişmiş, tipine baksan kedi öldürmeyi sever demezsin. Fekat Amerika’daki seri katillerle ilgili bir araştırma bu kişilerin küçükken hayvanlara eziyet ederek mesleğe başladıklarını, beyaz tenli ve normal görünümlü olduklarını söylemekteydi. Zım zım zım zım. O an durdum, bi daha sorguladım. Sonra da “amaaan zaten kırk yılda bir görüşüyoruz” diyerek mevzuyu unuttum (Beni ben yapanlar 4: Enerjini senin için önemli kişilere harca).
Diyeceğim o ki, Sineklerin Tanrısı fantastik bir kurgu değil aslında ve sosyal psikoloji literatürüne göre bu gibi patalojik hareketlerin altında çocuğun “vicdan” denen kavramı geliştirmesi, olgunlaştırması yatıyor. Mutlaka başka durumların etkisi de vardır ama bilin bakalım bu gelişimi sekteye uğratan en önemli şeylerden biri neymiş? Çocuğa cezalar verme, böyle karanlıklarda bekletmek, odasına kilitlemek gibi hareketlermiş. Allllammm nasıl bilinçli bi insanım ben böyle. Üstelik bir de blogum aracılığıyla sizi de bilinçlendiriyorum artık. Psikopat arkadaşlar diye başlayıp akademik bulgularla yazımı bitirebiliyorum. Üstelik sarı ve normal görünümlüyüm:)
4 yorum:
"Severken öldürmek" gibi eylemler çocuk psikolojisinin neresine giriyor merak ettim :)
Zira, nice minik civciv tavuklaşamadan evimizin arka balkonunda telef oldu bilemiyorum. (Sayı vermek istemiyorum.)
Ha, tavuk olanların sevilmeye devam ettiği gibi bir yanılgı oluşmasın, zira büyüdükçe çirkinleşen bu hayvanceğız, kümesi olan bir komşuya göndertilirdi. Valla ne Yiğit'in ne de benim bu durumlarda gözümüzü kırptığımızı hatırlamıyorum.
Len bizde de bir psikopatlık mı varmış acaba? Berfu, teşhis ve ardından tedavi istiyorum :)
Denizcim alakası yok. Ağaca vura vura kedi öldürmek ayrı, sapsarı civciler tavuklaşınca - çirkinleşince - komşunun kümesinde onlara daha iyi bakılacağını düşünerek vermek ayrı. sen çocuk aklınla komşu amcanın o tavuk serpilir serpilmez kesip yiyeceğini nerden bilesin. Ayrıca bilsen bile, tavuk len bu, yenen bişi zaten.
Fekat benim civcivlerle yüksek düzeyde attachment kurarak sonradan balkondaki tavukların pisliği nedeniylen annelerinden azar işiten birkaç tane arkadaşım da var. Sonuçta o tavıklarda kümesi boylamış. Hiçbirinde de bi araz yok. Bu sayede bağlandığın nesnelerin/kişilerin bir anda hayatından çıkıp gitmesine de bir ön hazırlık yapmış olmuyor musun? Civci önemli bişi. Evet.
ah berfu ah, cocukluk anilarini desince ne gecicek kardesim eline :)
benim de annelerimizin isimleri ayni olan yesim diye bi arkadasim vardi. yazini okurken aklima geldi :)
ortaokul hazirlikta millet kantinden yemek yerken ben para harcamayayim diye (beni ben yapanlar 1: para buldugun zaman harca :D) sinifta evden getirdiklerimi yerdim. yesim'de oyle. ben tost most getirirdim. ama hatunda her oglen sefer tasina koyulmus kizartma, kofte, sulu yemekler falan olurdu. (beni ben yapanlar 2: guzel yemek bulunca ye) iste boyle basladi arkadasligimiz, ben onun yemeklerine sulanirken :) o da garibim paylasirdi hep. (beni ben yapanlar 3: asini her daim paylas ki baskalarinin da boyle guzel hatiralari olsun)
yahu neyse, nerden ciktim ben nereye gittim; ama benim hic psikopat arkidaslarim olmadi be :(
Gülsenim senin hikayen de çok güzelmiş:) Bizim sınıfta da evden sürekli kuru köfte ya da konserve ton balığı getiren bi çocuk vardi. Ama alakamız yoktu, o nedenlen ben sadece kendisine " kuru köfte tamam da öğlen ton balığı yinir mi" şeklinde tip tip bakardım. Bu sırada EtiFormumu yoğurda batıra batıra, kendimce sağlıklı bir yemek yediğimi düşünmekteydim. Pehhh, saman gibiydi EtiFormlar, yoğurtsuz yemek ne mümkün. Konuyu dağıttım, hey gidinin ilkokulu ortaokulu.
Yorum Gönder