17 Mart 2008 Pazartesi

Rainy Bloody UK vs. The Others

İskoçya’yı gittiğimde şıp diye anladım: ben sürekli yağmur yağan, insanların dudaklarını büze büze harika bir aksanla konuştukları Birleşik Krallık sınırları içinde yaşamak istiyorum. İstiyorum da istiyorum. Her ne kadar ilk birkaç gün “olm ne dedin len, anlamadım, bi daha söyle” diye kulağı bu aksana ayarlamakla geçse de... istiyorum.

Evet, iskoçya muzzamdı. Parasız pulsuz olduğumdan mütevellit Highlands’i göremesem de güzeldi. Peki bu kadar sevdiğim bir yer için neden “bloody” diyorum ki ben acaba? Yahuu araştırdım ettim kaç senedir kendime göre bir doktora programı bulamadım oralarda. Ya da bulduklarım burs vermiyodu, böyle yüksek yüksek pound’lar ödeyip gelirseniz memnuniyetle bekleriz, çok severiz biz parayı, ne demiş atalarımız “ucuz mal alacak kadar zengin değilim” diyorlardı. Dünya bir yana Rainy Bloody UK bir yana fekat bu nedenlerden dolayı ben de bir süredir bırakmıştım İngiltere işlerini.

Şimdi, aniden, küt diye, beklenmedik biçimde çabuk... başka bir memlekete gidiyorum. Benim için şu ana kadar The Others kategorisinde olan bu yeri araştırdıkça aslında kendisine haksızlık etmiş olduğumu gördüm. Tıpkı Lost’taki The Others’lara 3. Sezonda biraz biraz sempati duymam gibi:)

Hollanda

Cemal Süreya’yı anarak söylenebileceği gibi:

Hollanda Hollanda
Ey iyi kalpli üvey ana”

olacak mı ki bana?

Ozan’ın hediyesi, Metis Yayınları’nın 2008 için çıkardığı Yaratıcı Direniş konseptli muazzam ajandaya not düştüm: Ağustos ayında buraya tekrar yazıcam bu küçük şiiri ve Hollanda’nın iyi kalpli mi, müşfik mi, kötücül mü olduğundan bahsedicem. Sanırım orada birkaç ay yaşamak bunu anlamama yetecek. Zira Ankara’ya ilk geldiğimde, daha ODTÜ’nün kapısından girip Rektörlüğün önünde iner inmez anlamıştım burayı seveceğimi. O zaman da defterime yazmışım “Ankara Ankara /Ey iyi kalpli üvey ana”.

Hakkını vermek lazım, 10 senedir ara ara “İzmir’e geri dönmek lazım, bir ben kaldım bozkırın ortasında” diye soldan soldan gelseler de, Ankara benim için güzel anılar demek. Sağlam dostluklar, Beziş, Deniz ve Yiğitle küçüklük hayellerini gerçekleştirmek, büyük kuzen Pınar’ın izinde 5. Yurt kantininde sigara tüttürürken ders çalışmak yerine öykü yazmak, 3’lü fizik anfisinde 2 milyona film izlemek, Limon ve Gölge’nin en iyi zamanlarında Metropolis ve John Doe ile çoşmak, özgür olmak ve kendini bulmak demek.

Şimdi az daha, biraz daha kuzeye gidiyorum. Bu sefer 18 değil 28 yaşındayım. Eskisi kadar heyecanlı değilim biliyorum. Ama nedense 10 sene öncesine göre daha çok korkuyorum. Düşününce bunun kötü bişi olmadığını anladım. Zira demek ki beni buraya bağlayan kişiler var...Demek ki diyorum, boşu boşuna geçmemiş bu zaman.

Belki de herşey bok gibi gider. Sevgilimi özleye özleye eriyip giderim, doktora konusu patlar, sonuçlar “.05 significance level” ın altında çıkar, hava hep kapalı olduğundan “seasonal adjustment disorder” ın allahını yaşarım, ve sonraaaa döner gelirim. Ama böyle olsun istemiyorum. Güzel olsun, iyi olsun istiyorum. Ozan bişi bulsun gelsin, kanala sıfır evimiz olsun, kedi alalım, bisiklete binelim, deniz kenarına gidip kabuklu böcük toplayalım, süper araştırmalar/yayınlar yapalım istiyorum:/

Şu anda söylenecek birşey yok.

Ağustos’u bekleyiniz. Bana şans dileyiniz. Cemal Süreya ruha iyi geliyor, bunaldıkça okuyunuz, beni hatırlayınız.


Not: Resim Bengal'den. Adı da "Floating". Bu aralar mütemadiyen böyle hissettiğim için...

6 yorum:

Deniz Ural dedi ki...

Bizde hasretlik, sende gurbetlik olacak. Kaçınılmaz. Böyle dolu dolu olacak gözlerimiz bazen.

Ama dediğin gibi, bu aslında güzel be kuzicim. Özleyebilmek, özlenebilmek, bağlanmak, kopamamak, sana çok bağlı oldukları halde 'köstek' olmayanların varlığı... Bunlar herkeste bulunmuyor; senin göz nurun gönül emeğin hep.

r dedi ki...

ay berfucum çoook çok sevindim yaa..:) güle güle git güle güle gel diim, darısı başıma diim..:))

KuzeyGüney dedi ki...

Sağol Zülüşcümmm:) İş ciddiye binince ben de hafiften şekil şemal kayması oldu ya, hadi hayırlısı.

Deniz Ural dedi ki...

Kuzicim yav, ben çok hüzünsel oldum bu ara. Şu üç adlı adama (Yaşar Nuri Öztürk veya Ferda Anıl Yarkın diyesim geliyor ama değil) benzedim sanki. Bir çıkıp coşmak geerk bize sanırsam. Ne böyle yazılar filan, hadi bakayım.

KuzeyGüney dedi ki...

Evet Denizcim ya, gecen haftasonu super gelmişti bana mesela. Hatta Beyza'yla da konuştuk, bundan sonra haftaarasi derse işe güce kapanıp haftasonu coşalımi kimse tutamasın bizi dedik:)
Bu arada kim o üç isimli adam, merek ettim:)

Deniz Ural dedi ki...

Olm var ya hani, Türkiye'yi gezen bir programı vardı. Heh heh diye şiir okur. Şahan taklidini yapardı hatta "sekkiz" diyen çocuğun olduğu bölümde... Yalebbim, hatırlayamazsam çıldıracağım sanırım. Bir Jethro Tull bir de bu adam eziyet ediyor hep hafızama :)