Perşembe günü Ebru, Ben ve ben (ortadakinin adı Ben, sonuncusu gerçek ben), İngilizlere göre cats and dogs diye bize göre ise bardaktan boşanırcasına şeklinde tabir edilen bir yağmur sonrası, second-hand shop'lardan birine gidip bakınmak üzere bölümden çıktık. Lal lal laaa, tralalllaaa diye yürürken bahçede, bir baktım yerde bir sürü simikliböcük. Böyle büyük büyük bi de, pek sevimliler. Meğersem yağmur sonrası bunların kendini bi yola atası olurmuş. Sonra Ebru "ahan da bakın, burda ne var" diye yerde fiti fiti ilerlemeye çalışan başka bir hayvenceğize dikkat çekti. Ben bilmiş bilmiş "bu kabuğunu terk etmiş ve intahara sürüklenen bir sümüklüböcük herhal" dedim, fekat değilmiş. Sülükmüş o fiti fiti giden şey. Böylece dünyagözüyle sürüngen bir fanfir de görmüş oldum.
Buraya kadar iyi hoş. Gittik second-hand shop'a ama kitaplıklar çok dandikti, ben de her zamanki gibi "kutu" aldım kendime (Kutu kutu pense insanı Berfu'nun bundan sonraki hobisi second-hand'leri dolaşıp kutu toplamak:) Ben ayrıldıktan sonra, nedense sadece ve sadece perşembe akşamları 6'dan sonra da açık olan dükkkanlara gire çıka, oyalana moyalana evimize geldik. Herşey herzamanki sıradanlığındaydı yani. Evet iki saat önce bir sülük görmüştüm ama bunu o anda unutmuştum. Bana ne len sülükten, seni bana sayıyla mı verdiler sülük, ben seni bilmem etmem, çıkmışsın karşıma, niye hatırliyim ben seni. Fakat acımasız bilinçaltım böyle dememiş. Adeta bir koloni kurarak bu hayvanceğizlerden, şu kızın rüyasında onlara bi de fink attırayım demiş.
O gece rüyamda bir kısım kendini bilmez sürüngen fanfir bacaklarıma yapışmış "gınamm gunummm" diye iliğimi kemiğimi kurutuyordu. Ve bazıları evrimleşmişti bunların, bacağımı delip geçmişler, ben de kuyruklarından tutup tutup dışarı çıkartıyorum, birinden kurtuluyorum diğeri geliyor. Püfffffffffffff:/
Neyse, böyle kabuslu bir uykudan sonra zar zor uyanarak Hollandaca kursuna gitmek için hızlı çekim yataktan fırladım. O gün kursun son günü olduğu için benim için anlam ve ehemmiyeti büyüktü. Üç haftadır devam eden kabus sona eriyordu. "Neden kabustu?" sorusuna cevabım aşağıdaki karikatürde gizli, Yiğit Özgür'ü ellerinden öpüyorum, hislerime tercüman olmuş.

Ders bittikten sonra bölümde daha fazla takılmak istemeyerek odama geldim yine. Saat çok erkendi, bi film izliyim bari dedim. Normalde ne yaparsın güzel kardeşim, böyle ucubik rüyalar görüyorsan, halet-i ruhiyen bi denge tutturamamışsa ne izlersin, salak bi Holiiiivud filmi olur, Tosun Paşa olur, Şekerpare olur, yani gülünesi eğlenilesi birşey olur di mi. Bense ne zamandır izlemek istiyorum bunu, işte an o an diyerek "Barda" adlı filmimizin başına oturdum. İlk yirmi dakkası fasafisoyla geçen ve oyunculuk adına çok az şeye sahip bu filmden tam sıkılmaya başlamıştım ki Nejat İşler ana avrat dümdüz küfretmeye başladı ve sonra benim gittikçe büyüyen gözlerimin önünde bir sürü kan, şiddet...kısacası aslında bu dünyaya ait olan ve bizim görmekten hoşlanmadığımız, aklımıza getirmek istemediğimiz bir sürü şey oldu. İyice dağıldım.
Sonra cumartesi günü "bugün dağılmak yok, neş-eli ol-ki genç kalasınnn bu dün-ya-dan-daa zevk alasın" mottosuna sarıldığım için, "Stealing Beauty" i yetmiş beşinci kez izlemeye karar verdim. Evet, ben böyleyim. Sevdiğim filmleri tekrar tekrar izlerim, hastası olduğum kitapları bi daha okumaktan kıvanç duyarım len adeta. Stealing Beauty, çoğu yerinde yönetmenin açıkça göstermek istemediği bir burukluk olsa da, bana hep huzur verir - di. Yine verdi, yine müziklere doyamadım, İtalya'sına hasta oldum da bu sefer nedense şu açıkça gözümüze sokulmayan hüzünlü yerlerde pıtır pıtır ağladım. Ya olm ağlancak bi film değil ki bu. Hayatta değil, bak kalıbımı basarım, gerekirse büyük yemin ederim.
Soruyorum, kim ağlar Stealing Beauty'de?
a) Ancak bir manyak ağlar.
b)Ya da gudik biri ağlayabilir.
c) Eğer kunil biriyse o da kesin ağlar.
d) Premenstruel sendrom durumunda olan ve ne yapacağı kestirilemeyen kadın.
Cevap veriyorum, D. Evet bildiniz.
Neyse ki pazar günü itibariyle premenstruel sendrom falan kalmadı, aydınlık güzel günlere yelken açtım. Bi de utanmadan bunu bloga yazdım. Zira batının ilmini bilmini değil ahlaksızlığını almış bir kişiyim:)
Resim: Kutumun üstünden bir kare.
Buraya kadar iyi hoş. Gittik second-hand shop'a ama kitaplıklar çok dandikti, ben de her zamanki gibi "kutu" aldım kendime (Kutu kutu pense insanı Berfu'nun bundan sonraki hobisi second-hand'leri dolaşıp kutu toplamak:) Ben ayrıldıktan sonra, nedense sadece ve sadece perşembe akşamları 6'dan sonra da açık olan dükkkanlara gire çıka, oyalana moyalana evimize geldik. Herşey herzamanki sıradanlığındaydı yani. Evet iki saat önce bir sülük görmüştüm ama bunu o anda unutmuştum. Bana ne len sülükten, seni bana sayıyla mı verdiler sülük, ben seni bilmem etmem, çıkmışsın karşıma, niye hatırliyim ben seni. Fakat acımasız bilinçaltım böyle dememiş. Adeta bir koloni kurarak bu hayvanceğizlerden, şu kızın rüyasında onlara bi de fink attırayım demiş.
O gece rüyamda bir kısım kendini bilmez sürüngen fanfir bacaklarıma yapışmış "gınamm gunummm" diye iliğimi kemiğimi kurutuyordu. Ve bazıları evrimleşmişti bunların, bacağımı delip geçmişler, ben de kuyruklarından tutup tutup dışarı çıkartıyorum, birinden kurtuluyorum diğeri geliyor. Püfffffffffffff:/
Neyse, böyle kabuslu bir uykudan sonra zar zor uyanarak Hollandaca kursuna gitmek için hızlı çekim yataktan fırladım. O gün kursun son günü olduğu için benim için anlam ve ehemmiyeti büyüktü. Üç haftadır devam eden kabus sona eriyordu. "Neden kabustu?" sorusuna cevabım aşağıdaki karikatürde gizli, Yiğit Özgür'ü ellerinden öpüyorum, hislerime tercüman olmuş.

Ders bittikten sonra bölümde daha fazla takılmak istemeyerek odama geldim yine. Saat çok erkendi, bi film izliyim bari dedim. Normalde ne yaparsın güzel kardeşim, böyle ucubik rüyalar görüyorsan, halet-i ruhiyen bi denge tutturamamışsa ne izlersin, salak bi Holiiiivud filmi olur, Tosun Paşa olur, Şekerpare olur, yani gülünesi eğlenilesi birşey olur di mi. Bense ne zamandır izlemek istiyorum bunu, işte an o an diyerek "Barda" adlı filmimizin başına oturdum. İlk yirmi dakkası fasafisoyla geçen ve oyunculuk adına çok az şeye sahip bu filmden tam sıkılmaya başlamıştım ki Nejat İşler ana avrat dümdüz küfretmeye başladı ve sonra benim gittikçe büyüyen gözlerimin önünde bir sürü kan, şiddet...kısacası aslında bu dünyaya ait olan ve bizim görmekten hoşlanmadığımız, aklımıza getirmek istemediğimiz bir sürü şey oldu. İyice dağıldım.
Sonra cumartesi günü "bugün dağılmak yok, neş-eli ol-ki genç kalasınnn bu dün-ya-dan-daa zevk alasın" mottosuna sarıldığım için, "Stealing Beauty" i yetmiş beşinci kez izlemeye karar verdim. Evet, ben böyleyim. Sevdiğim filmleri tekrar tekrar izlerim, hastası olduğum kitapları bi daha okumaktan kıvanç duyarım len adeta. Stealing Beauty, çoğu yerinde yönetmenin açıkça göstermek istemediği bir burukluk olsa da, bana hep huzur verir - di. Yine verdi, yine müziklere doyamadım, İtalya'sına hasta oldum da bu sefer nedense şu açıkça gözümüze sokulmayan hüzünlü yerlerde pıtır pıtır ağladım. Ya olm ağlancak bi film değil ki bu. Hayatta değil, bak kalıbımı basarım, gerekirse büyük yemin ederim.
Soruyorum, kim ağlar Stealing Beauty'de?
a) Ancak bir manyak ağlar.
b)Ya da gudik biri ağlayabilir.
c) Eğer kunil biriyse o da kesin ağlar.
d) Premenstruel sendrom durumunda olan ve ne yapacağı kestirilemeyen kadın.
Cevap veriyorum, D. Evet bildiniz.
Neyse ki pazar günü itibariyle premenstruel sendrom falan kalmadı, aydınlık güzel günlere yelken açtım. Bi de utanmadan bunu bloga yazdım. Zira batının ilmini bilmini değil ahlaksızlığını almış bir kişiyim:)
Resim: Kutumun üstünden bir kare.
3 yorum:
utanmadan yazınca pms düzeyi düşüyo, kendimden biliyorum. herkes çekmiyosa herkes bilsin, iyyak desin, zihinsel meşguliyet yapsın, psikoza bağlayalım hayde hobba:)
Premenstruel sendrom (bunu kopyalayıp yapıştırmak için te orijinal yazıya gittim.) dediğin, bildiğin kadın duygularının gudikliği gibi geldi bana Berfucum. Neye sıkıldığını anlamadığım canımın bir gün, bir Küçük Emrah filminde gözümü ağlattığını bilirim. Hem de zap yaparken :)
Şu anda çok salak bir şeye gülüyor olmam da bunun göstergesi midir efem? Yazında, "neşeli ol ki" şarkısının ikinci mısrasında yaptığın önemsiz kalem sürçmesi. "Bu dünyada" yerine "bu dünyadan da" Başka hangi dünyadan zevk aldın bakayım?:) Senin söyleyişinle düşününce daha da hoşuma gidiyor. özledim lan ben seni galiba.
Ben bi keresinde Ghost Whisperer'da ağlamıştım, Arzu bilir :)
Rabişim sen de artistik mi yapıyosun yok psikoz yok bilmem ne deyü, annadık doktora yapıyosun :D
Olm, nie kimse ne olup bittiğin yazmıyo lennnnn, bak nasıl sinire kestim burda!
Yorum Gönder