1 Temmuz 2008 Salı

İtiraf Ediyorum


Farkettim ki burda içimden sıklıkla geçirdiğim cümlelerden biri "what the fuck are you talking about kardeşim??" Yaaa, daha bir ay oldu ama ben çoktan içimden dışımdan ingilizce küfretmeye başladım. Neyse. Neden bu cümleyi sürekli tekrar eder olduğumu anlatmak için başa sarayım, vızıbızıvızııbıtttttt.
Yaşadığım evde giriş katta ben ve iki alman, üst katta bir Endonezyalı, bir Hintli, bir Çek, bir Alman bi de nereli olduğunu anlayamadığım biri daha kalıyoruz. Fıkra gibi adeta. Ama öyle bir ortam ki, herkes social interaction denen mereti minumumda tutmaya çalışıyor. Ben ilk geldiğimde kastım biraz, malum komşu komşunun külüne muhtaç düsturu içimde hala taze, fekat anladım ki gerek yok.
O yüzden artık, mesela ben mutfakta yemek yaparken eve biri mi geldi, "Hey" / "Sana da Hey" gibi temel karşılama cümlelerini kurup devam ediyoruz. Genelde.
Bazen ama bi duraksama sonrası biraz daha konuşmak icap ediyor. Hani asansöre binersiniz, başınızla selam verirsiniz, sonra "eki ekii" diye gülersiniz. Sonra katları saymaya başlarsınız, ama 8. kata çıkıyorsunuzdur ve say say bitmiyordur katlar. İşte o anda, 5. katla 6. kat arasında "siz de mi burda oturuyorsunuz?" ya da "hava da pek sıcak" gibi bir cümle dökülür birinizin ağzından. Bizim evde de "sana da hey" sonrası bu tip saçmalamalar yaşanıyor.
İşte tam o anda, tutamıyorum kendimi, karşımdaki bıdı bıdı konuşurken, ben içimden"what the fuck are you talking about?".

Ya da misal, bölüm. Buraya geldiğim ilk gün sekreterimizin "Berfu, bizim burda şahane bir adetimiz var. Sabah 9.30'ta ve öğleden sonra 3.30'ta hepbirlikte aşağı iniyoruz, kahve içiyoruz. Bu var yaaaaaa bi bizde var. Muazzam bi olay. Vandırfılll" diyerek anlattığı coffee break'leri ilk duyduğumda "ehee ne şanslısın kızım bak, ne süper ortam, birlik beraberlik. Aynı ODTÜ gibi. Aynı Meteksan'ın bahçesine sigalaya inmek gibi. Pörfektttt" diye düşünmüştüm. Fakat daha ikinci gün anladım ki olay çok farklıymış. Zira insanlar birbirleriyle sadece bu yarım saat diliminde konuşuyorlar, onun dışında herkes put gibi. Koridorda rastlıyorsun mesela, "hey / sana da hey bilader" durumu. Aman bişi söyleme, kofii breyke bir saat kaldı, orda geyiğimizi çeviririz durumu. Ve hatta asansör durumu. Hadi tamam, iş zamanı işimizi yapalım, bunu anlarıııııım. Buna bişi demeeeeem. Ama abicim bari kahve aralarında biraz samimi olalım, içten olalım di mi? Yoooook. O zamanlarda da mütemadiyen mümkün olduğunca genel konular tartışılıyor. Metro gelirse Groningen'in trafiği düzelir mi? Hollanda'nın Avrupa kupasındaki hezimeti. İspanyollar kupayı haketti mi? Çorbanın içinde ne var? Türk mutfağı ne kadar zengin? Bunları mesela, bi yarım saat tartışabiliyoruz. İşte tam o anda, "what the fuck are you talking about?".

Bunu bloga küttttedenek haykırdım şimdi, zira bugün asistanlardan biriyle tuvaletin önünde yaptığımız muhabbet ve sonrasında ev arkadaşlarımdan biriyle mutfak tezgahının önünde elimde marulla yaptığım şahane sohbetten sonra, daha fazla tutamadım kendimi. Uzatmadan, sadece birincisini anlatıp gidicem, uyicam artık.

Deniz'in nazar değdirmesinden mütevellit Bay Uyku Bozukluğu iki üç gündür yine peşimde ve dün gece de sabaha karşı 4 sularında "üffffff uyumasam mı len, yok yok uyumak lazım, saati 7'ye kurayım da banyo yapayım, sonra da erkenden bölüme giderim" gibi olağanüstü bir "optimism bias" sergileyerek yattım. Beni tanıyan herkesin çoktan anladığı gibi, tabii ki de uyandığımda saat 11'e geliyordu:) Velhasıl acele tarafından bir duş ve hızlı kahvaltı sonrası koşar adım bölüme gittim. Bu arada telaştan tuvalete gitmeyi unutmuş olduğumdan, odaya çantayı atar atmaz koridorda depar ataraktan tuvalete koşturdum. O sırada da asistanlardan biriyle burun buruna geldik. Geleneksel kısa selamlaşma sonrası kız bana "nereye gidiyorsun, öğle yemeğine mi?" dedi. Saat 1.30'a geliyor ve bu memlektte bu kız dahil herkes yemeğini 12.00- 13.30 arası yiyor. O nedenle bu sorunun "ben de yemedim, haydi yemeğe gidiyorsan birlikte gidelim" iması taşımadığını, sadece 5. kat ile 6. kat arasındaki o boşlukta küt diye ağızdan çıkıveren cümlelerden biri olduğunu hemen anladım. "Yok, ben daha yeni geldim aga, bugün geç uyandım, kahvaltımı yeni yaptım, o derece yani, tu diss digreeee oh yeah" dedim. Kız da tuttu "ne yidin kahvaltıda" dedi bu sefer. Olm ne yiycem, zeytin peynir yedim. Yujıııl Törkiş breykfıst. Bunu tabii usturuplu bi şekilde kendisine anlattım, böyle len men demedim ayıp olmasın diye. Ki zaten ingilizcede "len" ne demek bilmiyorum daha:) Bence muhabbeti uzatmanın manası yoktu, o yüzden sıkısıkıya yapıştığım tuvaletin kapısını her cümlemden sonra hafif hafif aralamaktaydım. Ama kızcağız bu sefer "yani öğle yemeği yemiycen haaa, sadece kahvaltıyla mı durcan, okeyy, I seee" dedi. Ben de "Yes" dedim ne diyim. İşte tam o anda, içimden....Biliyorsunuz işte, yine aynı cümle:)

Burda insanlar birbirlerinin özel alanlarına girmekten o kadar çekiniyorlar ki, ne zaman grup halinde birşeyler yapılacak olsa ya da gruba bile gerek yok, tuvaletin önünde karşılaştığınızda bile ne konuşacaklarını şaşırıp abuk sabuk bir muhabbete dalıyorlar. Cevabı zeytin ve peynir olan sorular yöneltiyorlar ki karşılığında sen ona "eee, harbiden bak nasılsın, hiç iyi görünmüyorsun? Sevgilinle falan bi durum mu var? " gibi acaipppppp özel bi soru sormayasın. Bu alışılmayacak birşey değil ama bazen kendimi gerizekalı gibi hissediyorum. Olm kaç yaşına geldim, dönen muhabbete bak. Ben böyle muhabbete turp sıkarım demek istiyorum. Konuşmicam ben bunlar hakkında demek istiyorum. Asansör değil burası, günün yarısını birlikte geçiriyoruz demek istiyorum da onun yerineeee "what the fuck are you talking about?".

Şimdi en büyük hayalim bunu birgün birine dışımdan da diyebilmek. Düşünsenize, bahçede oturulmuş, Dutch mutfağının ne kadar salak olduğundan bahsediliyor, patetesin öneminden bahsediliyor, havuçla patatesin haşlanıp püre yapılmasından bahsediliyor. Ve herkes neşe içinde birşeyler söylüyor. Ben birden bu cümleyi savuruyorum ortaya... Ha haaa. Şahane olmaz mı:)

İyi geceler yedi cüceler:)

Resim: Hallice / The Cell

6 yorum:

Deniz Ural dedi ki...

Kuzim, küfrü basmak yerine "yav senin kızı geçen gece barda bir oğlanla yiyişirken gördüm, ayrılmış mıydınız siz?" filan desen daha hoş olmaz mı? Bence cuk olur. Gıcık oldum len.

Bu arada, sensin Deniz'in nazar değdirmesi ibiş. :) Bende de yatılı kalıyor Bay Uyku Bozukluğu ve Bayan Kaygı bir haftadır. Bu sabah işe yine geç gelip, yine azar işittim. Öffen grossen. Beter Böcek gibi.

(Son olarak, Cambaz Düşüren'e iki öykü birden eklediğini görüyorum. Acımasız mısın nesin? :))

primavera dedi ki...

bence sahane olur. bomba olur. tadindan yenmez. hatta tarihe gecer. ancak ve ancak alacagin tepki "kuzum sizin oralarda adab-i muaseret diye bir sey yok mu? politically correct olmayi hic mi ogretmediler sana? cok yazik... hic olgun bir davranis degil" derler. bir de "you don't know how to behave, do you?" diye de acimasizca sorarlar. ama sonra sen deniz'in dedigi dersen ki "olm senin hatunu bi bizim sokagin delisi yimemis." donup de "it iz nan of yor bizinis.wi giv ic aadir our porsinil speys" derler.. aman diyeyim berfum...

KuzeyGüney dedi ki...

Ühüüü, böyle pörsınıl zpeys olmaz olsun:/
Grönland kadar nerdeyse:)
Ama doğru diyosun Ebrucum, Deniz'in dediği gibi bişi yaparsam alacağım tepki direk bu olur hakkaten:)

Araz Zeyniyev dedi ki...

onlarin bi muhabbet olmadigini kendileri de biliyolar ya. adini bile koymuslar "coffee talk" yada "small talk". e doguyla batinin farki, yada kuzeyle guneyin. bak hic ispanyollar oyle mi ;)

muhabbet demisken ... azericede muhabbet (məhəbbət) aşk demek. e sohbete verilenın önemın farkı, biri aska beraber digeri kahve arasi tadimlik.

sevgiler...

Canan Gücüyener dedi ki...

çok mu içtensin sen?

bir ay sonra daha iyi anlayacağım sanırım seni; şimdilik çooook korkuttuğunu söyleyebilirim beni.

bir dost.

(ya bana da öve öve bitiremedilerdi bu coffee break olaylarını, vay anasını hüzünlendim heee. ben bi yerde yanlış yapıyorum amaaaaa...)

KuzeyGüney dedi ki...

Buraya mi geliyosun yoksa?
Yok yok korkma, o kadar da kotu diil aslinda. Zaten herseye alisiliyo.
Gelince gorusmek uzere diyeyim:)