Herşeyi unutuyorum sevgili okur. Nasıl da kayıp gidiyor? Hem sonra hiç farketmiyorum bile unuttuğumu. Sanki uzay bosluğuna düsüyor, kendi kendine takılmaya başlıyor orda, yerçekimsiz, ağır ağır…Belki de en iyisi böyle olması. Ama sadece kötü şeyleri unutmuyorum artık. Güzel anılar, sevdiğim şeyler de yavaş yavaş soluyor sanki.
Bunu fark edeli çok oluyor da bu yaz birşey oldu, iyice bi tırstım. Kalabalık bir yerde bi hikaye anlattım “kızın başına böyle böyle bişi gelmiş ya, yani olcak bişi diil” falan die. Kuzenlerin gözü faltaşı gibi açıldı “olm o senin başına geldi gerizekalı, sendin o kız” diye. Evet olay sekiz on sene önce benim başımdan geçen birşeydi. Düşününce hatırladım. Fakat arkadaş, insan kendi anısını başkasına nasıl mal edebilir? O kadar mı öldürdük biz bu caaanım beyin hücrelerini? Yani şu durumda ben geçmişimi ağır ağır silmekteyim bir taraftan, acaba öyle mi?
Neden anlatıyorum bunları gev gev söyliim hemen. Bu sabah uykuyla uyanıklık arasında bir ses duydum ve akabinde uyanınca çok şaşırdım. Zira ben Safranbolu’da, babanne evinde, Beyza’yla paylaştığımız arka odada duvar kenarındaki eski divanda uyanmayı bekliyordum. Çünkü o ses bizden önce kalkan babamın merdivenlerden inme sesiydi. Bence. Ama değilmiş. Ev arkadaşımın sesiymis meğer. Hayalkırıklığının böylesi. Neyse, sonra yüksek tavanı ve başucumdaki sehpanın arkasına tül gibi ince bir ağ örmüş olan küçük örümceği gördüm. Groningen’de olduğumu anladım. Yine de Safranbolu’da olduğumu hissettigim o beş-on saniye cok güzeldi. O merdivenden inme sesiyle, çok kısa bir zaman için de olsa zihnime az sonra babamın elinde gazetelerle, taze ekmekle geri döndüğü, annemin kahvaltı hazır diye odamıza daldığı, aşağıdan mis gibi kokuların yukseldiği, gözümü açtığımda odanın balkonuna ve pencerelerine uzanan ağaç dallarını göreceğim güzel bir sabahın halleri doldu.
Ankara’daki ev bu haftasonu itibariyle kapanıyor ve bizim öğrenci evinin eşyaları babannenin anısı bol evine gidecek. Bir yaz sonra Safranbolu’ya gittiğimde de bizim eski divanların yerinde Ankara’dan gelen yataklar olacak:/ Diyorum ki ben hiç unutmayayım o divanları, kenarlarına sıralı yeşil yastıkları… "Çocukluktan kalmadır, kıymetlimizdir” diyorum ama biliyorum, unutacağım. O yüzden yazayım dedim buraya. Tuttum seni divan, karadeliklerde kaybolmak yok sana.
Fotoğraf: Google
8 yorum:
Ben her ne kadar "divan mı kaldı bu zamanda, gene divanda yatacağız" diye hayıflansam da dün eşyalar giderken bizim odayı düşündüm. Divanlarla güzeldi orası diyip bi üzüldüm. Annemin kahvaltı hazır diyişi ve babamın gazete almaya gitmesi... Safranbolu kadar huzur dolduğumuz bi yer olmayacak sanırım.
Evet canım, olmayacak galiba:/ Neyse ama yine de en azından ev yerinde duruyor şimdilik.
Bu arada Ankara'da Ayten Sokak'ta bir evimiz yok mu bizim şimdi??? Buna da inanamıyorum bak. Bir devir böyle kapanır...
ya kizlar buna ben de inanamıyorum:/ herkesin gidişi ev kapatışı aklıma yatıyor da, sizinki bir türlü yatmıyor. olmuyorrrr, olmuyor! :(
Yaaa ben de anneannemin evindeki divanı gördüm yazıyı okurken. Halı seriliydi üzerinde. Yeşil saten örtünün üzerindeki halı durmadan kayardı. Ben kıvrılır, uyurdum orda. Yün halının tüyleri sırtıma batardı. Oooof evin kokusu geldi burnuma. Gözlerim doldu. İş yerinde zır zır ağlamak da olmaz şimdi. Gidip bir kahve içeyim. Kalemi güzel insanlar için olsun her bir yudumu!
Berfucum,
Bir devir kapanır bir devir açılır. Bilirsin biz beraber ne evler kapattık, ne eşyalar tıktık kara kara poşetlerin içine... Sonra ne oldu? Ağladık, tepindik. Ama yeni bir şeylere başladık. Ayten Sokak'taki ev kapanır, daha çok, daha güzel, daha dolu evler açılır. Hatta açılacak...
Sen bir gel, ne evlere götürücem seni ne ortamlara sokucam :) Hem artık, resmen, daha kalabalığız. Gidecek çok kapımız olacak :):):)
Berfucum, Safranbolu'daki ev, tüm ayrıntılarıyla bir bir gözümün önünde canlandı yazını okuyunca:
Minderleri attığımız balkonda ilk içtiğim ve kustuğum bira; gecenin köründe Çağatay'ın yaptığı sahanda yumurta; o divanlı odada hepimizin bir köşeye çekilip sizin Doors veya Shine albümleriniz eşliğinde defterlerimizi açıp yazı yazdığımız muhteşem anlar... Ne güzeldi yahu, unutmayalım hiç. Bu unutma mevzuu hepimizin başında sanırım. Oturup tek tek anılarımızı birleştirmeliyiz bir an önce, Voltran hesaaabı :)
Evet Deniz'im, bir bir yazmak lazim bunlari.
Bizim odada yer yataklarinda uyudugumuz gunleri, ustumuzu o odada onu perdeyle kapali yukluk gibi seyin arkasinda degistirdigimizi, pazaryerinde zipladigimizi da hatirliyor musun?
Daha Yalvac'ta birikenler var. Gercekten, liste mi yapsak len?
Valla kuşum, ben ciddiyim. Safranblou ve Yalvaç adı altında iki tane anı listesi yapalım hepimiz. Azıcık biriktikçe paylaşalım. Bence çok güzel bir proje oldu bu! Ne de güzel oldu, pek de güzel oldu. Bundan kelli unutmak yok, ben hemen ilk maili gönderiyorum.
Sonra İzmir, Karabük, azıcık Isparta, Gümüldür, Ürkmez filan da katarız. başarılı olursak Ankara'ya bile girişiriz. nasıl gaza geldim yav, ehe.
Yorum Gönder