Haydi bakalım, bugün de önce 10’da gözümü açıp, bir saniye içinde “üfff, kalkınca ne olcak ki len” diyip tekrar kapadım ve 1’e doğru kedi gibi gerine gerine uyandım. Sabah uykusu böylece öğle uykusu oldu. Rüya gördüysem de hatırlamıyorum. Bu ara yeni mottomuz: hayırlı rüya hatırlansın, hayırsız rüya sittirsin gitsin.
Gazeteler mazeteler. O sırada hızlı bir kahvaltı. Kahve, bolca kahve. Sonra yeni keşfettiğim bloglara daldım ve yaklaşık üç saat boyunca oradan oraya zıplayarak çeşit çeşit şey okudum. Blogların kimisi tamamen eğlenceli/geyik, kimisi öğretici, kimisindekiler kimliğini gizleyerek yazıyor ve sanırım ben en çok bu üçüncü kategoridekileri seviyorum, zira en samimi onlar oluyor.
Kimliğini gizeleyenlerden hangisinin “Second Life” gibi bir dürtüyle aslında hiç de gerçek olmayan şeyler yazdığını, hangisininse harbi olduğunu bunları ardarda okuyunca çözüyorsunuz zaten. Birinci kategoridekilere de kızamıyorum ama. Bunlar blogger işini zekice, ticaret gibi yürütenler, müşteri ne ister bilip ona göre davrananlar.
Bi de hiç dayanamadığım, adeta “aman aman hafazanallah” diye kaçtığım bir kitle var. Şindi eyvallah, tanımadığımız insanlar ne yapıyor, ne ediyor okumak hoşumuza gidiyor. Üstelik bi de komiklik/şakalar felan varsa yazılarında dadından yinmiyor. Ama, bazısı var, sanki Türkçe dersinde kompozisyon yazıyor. Pek edebi bir dil.... Misal “bugün canım sıkkındı, bi bok yapmadım” demek yerine, bunu şöyle ifade ediyor: “Bu sabah yitip giden ve sürekli eksilen zamanı bir ucundan tutmak yerine, kıyısında oturduğum bir deniz gibi uzaktan seyrettim” . Allah kabul etsin bacım, ne diyim. Zor iş. Ben de bi bok yapmadım ama hani bir fıkra var ya , küfür sevmeyen okurun affına sığınarak yazmak gerekirse, “benim kızım da orospu ama senin kadar güzel anlatamıyorum” diye, tam o amca gibi hissediyorum böyle şeyler okuyunca.
İçim niye sıkılıyor böyle yazılara diye düşündüm. Samimi gelmiyor, valla ondan. Yani daha doğrusu hep ama hep böyle yazıların olduğu bloglar samimi gelmiyor. Yoksa insan arada "kendi mekanım lan, yemişim, ben bi döktüreyim şurda, iki edebiyat parçalayayım" diyebilir. Onda sıkıntı yok.
Ahmet Hamdi’nin günlükleri yayınlandığında “Eyvahlar olsun, bu günlükler gerçek olamaz. Ahmet Hamdi bu kadar basit yazamaz, düşünemez. Nerede o edebi metinler, ha sorarım nerede?” diye haykıran ve hayalkırıklığına uğrayan gudikötesi insanlar vardı ya hani...O zaman Arzu’yla çok gülmüştük bu hallere. Ne ki olm, Ahmet Hamdi de bir insan sonuçta. Gayet de samimi samimi günlük tutmuş adam sırf kendi için. Hiç de düşünmemiş “len bi gün ünlü olursam, sonra ölüresem, bunlar da bu metinleri yayınlarsa...du sen ben bi dikkat edeyim” diye. O nedenle günlük şeylerden edebi edebi bahsetmek falan bana bi komik geliyor. Yine de saygılıyız her türlü müesseseye. İsteyen istediği gibi yazsın, döksün içini. Maksat...eee, nedir bizim maksadımız? Amaaan ne biliiim, benimki eşle dostla şu bloglar aracılığıyla şenlenmek herhal. Bilemedim.
Neyse hocam, dallandık budaklandık yine.
Ben bisssürü blog arasında gezinince bugün, proce doldu kafam. “Şöyle bi blog açsak, böyle de bişi olsa, hmmmm, şunu yapsam bi de” diye. Ezelden böyle bi maymun iştahlılık vardır bende, sonra hemen sıkılırım. Basiret? Yoooo, o benim sözlüğümde sıkça kullandığım bir kelime değil beybi. Malesef. Basiret ve İrade. Yok bende. Yaradılış gereği böyle bu. Dayılara çekmişiz, sıkıntı olmuş sanırsam. İşte bu yüzden, yani şu maymunluğuma arada uyuz olduğum için, “dur be kızım, sen önce halihazırda mevcut procelerine odaklan” dedim.
Şindi ben güya iki yerde daha yazıyorum ya hani. Biri Evahalipisi. Şahane mekan, herkese tavsiye ederim. Kuzeygüney’le halvet olduğumdan beri oraya hiçbişi yazmadım utanmaz gibi. Oysa az önce kendileriyle skype aracılığıyla karşılıklı içtiğim, bu arada bol bol güldüğüm kuzen ekibimle gözümüzün nurudur o blog. İkincisi CambazDüşüren. Orayı da öykü yazmacılığım gelişsin, kendi kendime pratik yapayım diye başladım ama yazı çizi işlerim gelişeceğine köreldi abicim. Nasıl bir sıkıntı oldu bana anlatamam. Malum, maymun iştahlı olunca aynı anda dört öyküye birden başlayıp hepsini de aynı anda idare edeyim, azar azar devam ettireyim dedim, olmadı. Karar aldım, onu da başka formata çeviricem, sadece bitmiş öykülerin olduğu, kunil gibi devam eden şeylerin olmadığı, kısacası adam gibi bir yer olacak.
Diğer procelerimi (ki kendilerini çok ortaklı düşünüyorum, borsada hisseli, ciddi bişiler var aklımda) şimdilik gizli tutuyorum. Hele bi şunları adam edeyim. İki ucu bir ortası kaldı:)
Bugün de işte böyle kıyısında oturduğum hödöböt gibi...amaan neyse işte, geçti gitti.
Resim: Morkoyun (Konuyla hiç alakası yok. Hoşuma gitti).
4 yorum:
hehee valla bana da afakanlar basıyor ağdalı cümlelerden.. blog surfer denebilir mi yafru bize.. kafayı yidik azizim ..yok şöyle yok böyle derkene... dün blogumu düzenlerken öyle böyle takıldığım blogları da yazayım dedim sonra baktı işin sonu yok..he bir de ilk okuduğumda çok beğenip bir daha nasıl daldan dala atladıysam bulamadığım bloglar var... Allaam sen bana akıl sabır ihsan eyle yarebiimm.
Diyordum ki neymiş o cook gisli proce valla ben de burada otura otura fikir maymunu olup çıkıcam.. Durduğum yerde bişi üretsem de ETSY den satsam mı... abooww... ne bilem koca ayak koca günler dinler...
Denebilir sekerim valla. Alenen daldan dala kondum haftasonu. Ama cok super yerler var hakkaten. Benimki onlarin yaninda haftalik mahalli gazete gibi kaliyor:)
Ben de senin gibi yeni sekil/semal mi yapsam acaba? Du bakalim.
Proceleri oturtayim, ilgililere haber edicem, hic meraklanmayasin.
Ben bu niye blogluyom konusunu bi yandan kendim için düşünürken bir yandan da akademik olarak ne ifade ediyor diye okuyorum. Net bi cevap yok. Aynen yazdıklarmız gibi dağınık bir konu. Neyse şu blog olayını boşvereyim de ben geleyim psikolocik çıkarım kımısına. Pisikolok olan sensin çıkarımı ben yapıcam:
1- kendimi de dahil ederek söylüycem bacım. Kimi kez yanlış kararlar, kimi kez elde olmayan sebepler (listeye başka sebepler de eklenebilir) nedeniyle, istemediğimiz bir şeyler olunca, ya da istediğimiz bir şey olmayınca kendini yiyen kurtçuk milleti gibi bişeyiz biz. Kendini yime ey sarışın kurtçuk! İradedir yok metanettir bazen adamın götünden aksa olmayabiliyor.
2-Öykülere gelince... Hastasıyım. Tamamlanmış, tamamlanmammış çok da derdim değil. Okurken "ulen bu sarı gacı nası bir araya getiriyo bu cümleleri" diye düşünüyorum. Böyle kahve kokusu gibi güzel bir his uyandırıyor bende. Yok bu beni kesmez Orhan Pambuk gibin yazmalıyım leeeyn diyosan bilmem (yetmediiiiii)
Didemcim, super gaz verdin bana sabah sabah. Yemin ediyorum muazzam bir hatunsun:)
Oykuler ile ilgili soylediklerin icin de ayrica tesekkur ederim. O konuda kendimi hakkaten kotu hissediyorum ama. Kuzenim boyle takip edilmesinin zor oldugunu soyledi gecen gun. O yuzden yeni bir format bulmaya calisiyorum. Yine de bu yarim yamalak halleriyle bile begendiysen, ne mutlu bana:)
Yorum Gönder