20 Mart 2010 Cumartesi

Affınıza Sığınarak Diyorum ki...


On sene önceydi. Burcu, Onur, Aykut ve ben Rumelihisarüstü'ne giden otobüslerden birindeydik. Liseden sonra ben Ankara'ya onlar İstanbul'a, çil yavrusu gibi dağılmamızın akabinde ilk kavuşmamızdı. 12-13 yaşından beri dip dibe takılmışsanız ve adeta birlikte büyümüşseniz, kendinize has ayrı bir diliniz oluyor o dostlarla. Anlatılacak şeyler, anılar, komiklikler, şakalar hiç bitmiyor, birinin başladığı cümleyi diğeri devam ettiriyor, leb demeden leblebi anlaşılıyor. Nasıl tatlı bir huzur, nasıl güzel bir bildiklik. Dolayısıyla bulduğumuz her ortamda vuruyorduk geyiğin dibine. Otobüste de durmamıştık, devam etmiştik.

Eskiden okumuş olduğumuz karikatürleri hatırlatmaya başladık birbirimize. Bir zamanın Limon'u, Leman'ı, HBR Maymun'undan dilimize pelesenk ettiğimiz şeyler. Sonra içimizden biri - sanıyorum Selçuk Erdem'indi - Hitler'in Yahudileri katlatmesine ilişkin karikatürü hatırlattı. Kafanızda şöyle resmedebilirsiniz: Hitler bir odada yeğeniyle. Yeğeni bulmaca çözüyor ve soruyor "Dayı, beş harfli, temizlik için kullanılır, bu ne?". O anda odanın kapısından başını uzatmış bir nazi subayı da yeğenle aynı anda şu soruyu yöneltiyor "Efendim, yahudileri topladık, kampa götürdük, onlarla ne yapalım?" Hitler "sabun" diyor. Karikatür bundan ibaret. Komik bir karikatür değil ve eğer örtük anlamlara inmezseniz acımasız bir karikatür gibi de gelebilir kulağa. Ama aslında tam tersi, mizah yoluyla eleştiri yapmayı amaçlıyor Alt anlamı bizce: "Yuh be adam, o insanları öldürdüğün yetmemiş, bir de cesetlerini türlü işleme tabi tutmuşsun". Toprakları bol olsun, soykırım mağdurlarından sabun yapmak, kemiklerinden düğme yapmak, dişlerinden bilmem ne falan gibi canice hareketleri hafsalamızın alamayacağını, bunun ancak Hitler'in yeğenine verdiği cevabı kendine verilmiş sayan nazi subayı konteksinde -o da belki-anlaşılabileceğini söylüyor. Yani, insan olanın yapacağı bir hareket değil diyor.

Şindi efendim bu karikatür bitti, başka bir tanesine geçmiştik ki bizi dinlemekte olduğunu fark etmediğimiz bir teyze, adeta on kaplan gücünde saldırdı bize. Model olarak "aydın bir türk kadınıyım" çizgisinde seyrettiğini şöyle ilk bakışta şıppp diye anlayabileceğiniz bu teyze konuşmasına "ayıp değil mi, dalga geçiyorsunuz Yahudilerin katledilmesiyle?" diye başladı, "siz Boğaziçi'nde öğrencisinizdir muhtemelen, yazık, memleketi size emanet ediyoruz, duyarsız bir gençlik. Atatürk'ün yaratmaya çalıştığı gençlikten ne uzak" minvalinde beyaz türk söylemleriyle bitirdi. Biz o sırada sadece "gak guk, hayır, hiç dalga geçer miyiz o konuda, bakın aslında bu karikatür..." falan gibi ezik cümleler kurup kadına "bilakis çok duyarlı gençleriz" mesajı vermeye, kalabalık otobüste çizilen karizmayı kurtarmaya çalışıyorduk. Ama ne gaflet! 18 yaşında böyle gafletlere düşüyor insan. Şimdi olsa muhtemelen şunu derdik: "Hanfendi, siz de sadece başka ülkelerin dramlarına duyarlı, kendi ülkesinde yaşanan dramlara kulağı kapalı biri gibi duruyorsunuz. Mizah, toplumsal ve bireysel trajedileri akıllıca eleştirmeye yarayan önemli silahlardan biridir. Biz de bu karikatürde bunu takdir ettik".

Asıl konuya girmeden böyle uzun bir girizgah yapmamın nedeni, aşağıdaki haber yüzünden bana sinirlenmeyin, "bu kadar hassas bir konuyla dalga geçen birşeyi niye gönderiyorsun" demeyin diyeydi. Başbakınımızın Türkiye'deki Ermeniler'i göndeririz temalı açıklamasından sonra mizahi gazete Zaytung bir haber yapmış. Bu "göndeririz" açıklamasını ilk okuduğumda, önümde bir ekran değil de gerçekten gazete olsaydı muhtemelen sinirden parçalamıştım onu. Ataları bizden mütevellit ciddi travma yaşamış bir azınlığa nasıl denir böyle birşey? Hafsalam almıyor. Hafsalam almadığı için de az sonra linkini göreceğiniz haberi okuyunca mizahın kendine has eleştiri gücünü bir kere daha takdir ettim. Ve sizinle paylaşmak istedim.

İşte burda.

Bu arada son dönemde AKP'nın bazı konular hakkındaki tutum ve tavırlarına hayran kalırken, yukarıdaki gibi başka mevzulardaki hal ve hareketleri de beni bir o kadar delirtti. Ahmet Altan da iki gündür tam olarak bunu yazıyor. Bu samimiyetsiz duruş hoşuma gitmiyor. En başından dediğim gibi, bu adamların yaptığı ve takdir edilmesi gereken şeyleri her zaman takdir edeceğim, Sezar'ın hakkını Sezar'a vereceğim ama korkarım sırf şu dengesiz yaklaşımlarından ve yaptıkları güzel işlerle çelişen tutarsız hareketlerinden dolayı, bu partiye asla güvenemeyecek ve hiç oy vermeyeceğim sevgili okur. Büyük laf etmiş gibi oldum ama öyle valla.

Hiç yorum yok: