13 Mart 2010 Cumartesi

Sakin



Bu akşam dinlenme akşamı.
Önce kendime çok şahane bir yemek hazırladım. Akabinde, aylardan sonra çaydanlığı çıkardım, çay demledim. Jim Jarmush'un The Limits of Control'unu başlattıım ve bir yandan da Juliette'in istediği mor atkıyı öremeye devam ettim. Annem gibi şişlere neredeyse hiç bakmadan örmeyi hala beceremediğime hayıflandım.

İspanya'da geçen filmimizin bir yerinde flamenko gösterileri için prova yapan şarkıcı, gitarist ve dansçının olduğu üç dakikalık kısım ve başka bir yerinde baş karakterimizin filmleri çok seven sarışın bir kadının monologunu dinlediği kısım hariç, örgüyü elimden hiç bırakmadım denebilir.

Sarışın kadının monologu biraz da Jim Jarmush'un film anlayışına gönderme gibiydi. Dedi ki kadın:

Are you interested in movies by any chance? I like really old films. You can see what the world looks like thirty, fifty, a hundred years ago. You know the clothes, the telephones, the trains, the way people smoke cigarettes, the little details of life. The best films are like dreams, you are never sure you really had. I have this image in my head of a room full of sand and the birds fly towards me and deeps its wing in to the sand. And I honestly have no idea whether this image came from a dream or a film. Sometimes I like it in films when people just sit there, not saying anything.
Flamenkonun bütün o coşkusuna rağmen oldukça hüzünlü lirikler içerdiğini öğrendiğim günden beri, bu müziği dinlerken ayrı bir kederleniyorum. Bir gece tesadüf ettiğimiz Trinidad Tobago Cumhuriyeti'nden gelen abinin bize "Bir gün dilinizi öğrenirsem bu Nazım'ın şiirlerini kendi dilinde okuyabilmek için olacak" dediği gibi, ben de "bir gün ispanyolca öğrenirsem bu flamenko şarkı sözlerini anlamak için olacak" demek istiyorum. Ama beni şu haliyle bile hüzünlendiren bu müzik, o vakit artık ne yapar bilemiyorum.

Misal:



Şu en tepedeki şarkıyı ayrı bir severim ama. Meğersem Lorca'nın bir şiiridenmiş sözleri: Karanlık Güvercinlerin Kasidesi. Söyleyen, yani Camarón de la Isla çok kısa yaşamış. Lorca da öyle. Şiir de zati ölümle ilgili. Ama için kararmasın hemen ballı lokumum okurum. Telafi amacıylan sana aşağıdaki şiiri gönderiyorum. Hatıra defterine yazmış say. Şimdilik si yuvvv.

Seviyorum ama kimi
En tatlı birisini
Nasıl anlatsam sana
İlk harflere baksana

4 yorum:

Billur dedi ki...

Flamenkoyu anlamak için İspanyolca öğrenmek yetmez kuzum. Üzerine bir de Endülüs'e gidip onların aksanında staj yapmak icap eder, nitekim flamenkocular illa ki son heceleri yutar, kelimeleri yuvarlarlar. Ayrıca sözler acıklı evet ama bence pek derin değil. Onun yerine bizim arebesk şarkıların sözlerini dinle daha doyurucu olur. Hatta ne güzel olur, flamenko müziğin üzerine bizim arabesk sözler. Gerçi Öykü&Berk de böyle ün kazanmadı mı zaten :) Ayrıca yazının sonundaki şiirine bittim.

KuzeyGüney dedi ki...

Şekerim biliyo musun ben de flamenkonun aynı bizim arabesk gibi olduğuna hükmetmiştim bir ara, demek haklıymışım. Fekat gavurlar söyleyince daha iyi oluyor:) Bir de sözler derin değil demişsin ya, anlamadan dinlemek daha güzel o zaman. Ben bu formatta devam edicem. Öperim:)

primavera dedi ki...

sen yine, elinde sarap bardagi, cd'yi taktin ben bulasiklari makineye dizip kahveyi koyarken. ama neyse ki o uc sarap bardagini yikamak icin acele etmeye gerek yok. pencerenin onunde 3-4 sise sarap daha vardir nasilsa.

KuzeyGüney dedi ki...

Aynen oyle:)