30 Temmuz 2008 Çarşamba

Yağarsa Yağsın, Ben de Şipidiklen Gezcem Aga


Dedim ya hani haftasonu Hollanda sanki teeeeee Afrika'lardan kopmuş da gelmiş cehennem sıcaklarının etkisindeydi diye, işte bu durum halen devam ediyor. Bölümdeki Dutch arkadaşlar havanın ne kadar sıcak olduğundan dert yana dursun, bana adeta gün doğdu. Zira mayıs sonu buraya geldiğim için 33 kiloluk valizin dörtte üçünü yazlık kıyafetlerle, cicili bicili eteklerle falan doldurup sonra da hiç giyememiştim.
Dün bir heves, çocuklar gibi şen eteği/ askılıyı ve parmak arası terliği geçirip üstüme dışarı attım kendimi. "Lay lay lay tralay layyy" diye seke seke bölüme gittim. Baktım millet "püffffff, çok sıcak, olcak bişi değil, yanıyoruz olm" diye söylenip duruyo. "N'oluyo bilader" dedim, "Yaz dediğin acık böyle olur. Bak ağustosa giriyoruz, şunun şurasında sonbahara ne kaldı. Zati ondan sonra nisana kadar falan yağmur yağar herhal. Tadını çıkar beybii" dedim. Onlar da sıcağın sadece deniz kenarındaysan güzel bişi olduğunu, çalışmak zorundayken çekilmediğini ifade ettiler tane tane. Ben de "hadi beeaaaa, gelirken gördüm parkta bahçede, kilisenin arkasındaki çimlerde falan herkes güneşleniyodu, deniz yok ama güneşleniyo herkes, ayçiçeğeee gibi milletsiniz yeminlen, iş-güç yoksa direk havluyu kapıp güneşe dönüyosunuz" dedim. İçlerinden biri de en sonunda "ya biz sürekli hava durumundan şikayet ederiz. Yağmur yağsın ondan şikayet ederiz, güneş çıksın ona ayrı söyleniriz. Böyleyiz biz" dedi. Aaaaa, paralelliğin böylesi, biz de böyleyiz vallahi. Bak bi ortak noktamız çıktı görüyo musun.

Neyse efendim, bu otuz derecelik muazzamto hava saat 4'e kadar devam etti ve ne zamanki bendeniz bölümden çıkıp evine dönmeye karar verdi, işte o anda bir gökgürültüsü ardından adeta parmak aralarıma boşalırcasına yağan şiddetli bir yağmurun pençesine düştüm. Burada sabah güneş-sonra yağmır-iki saat sonra tekrar güneş alışılmadık bişi değil de ben şimdiye kadar temkini elden bırakmayarak hep yağmurluğumu yanımda taşıyodum, açık ayakkabılarımı falan giymeyerekten güneşli birkaç saatten sonra bastıran yağmur sonrası şipidik terliklerle oradan oraya koşturan Dutch'larla "pehhh, olm kaç senedir burda yaşıyosunuz, hala havasını öğrenememişsiniz, şipidiklen çıkmışsınız dışarı" deyyüü deyyüü dalga geçiyodum içimden. Ama fark ettim ki dün resmen "yağarsa yağsın abicim, fenalık geldi len bana, yaz çocuğu gibi dolaşmak istiyorum artık" diye feryat ederek çıkmıştım evden. Velhasıl yağmur tepeme yağdıııı yağdııııı, şipidik terliklerimle ıslak yollarda fıçınkt fıçınkt diye yürüdüüüüm, yürüdüüüüm. Gayet de iyi oldu. Şimdi anlıyorum sizi yavru Dutch'lar. Şimdi neden yağmur yağacağını bile bile parmak arası terlüğü giydiğinizi, yağmırlığı almadığınızı yanınıza anlıyorum. Zira yaz moduna girmek için havanın bütün gün güneşli olduğu/değişmediği bir günü bekleyecek olursak daha çok bekleriz di mi? Hem sonra ıslanıyosun kuruyosun di mi? Ahan da yoksa günden güne Dutch mı oluyorum? Yok abicim, hayatta olmam ben Dutch mutch. Ama şunu belirtiiiim, böyle böyle alışılıyo herşeye galiba...böyle böyle seviliyo.
İşte bundandır ki bugün de akşamüstü sıçan gibi ıslanacağımı bile bile dünkü format çıkıyorum abicim dışarı.
-Aslansın koçum sen. Küflü peynirden de yidin. Helal sana.
-Evet Osman Abi, yidim, bizim tulum peynire benziyo zaar. Fekat hala bazı sosyal ipuçlarını okuyamıyorum, ona yanarım Osman Abi.
- Sus len, sosyal ipucu falan, abuk sabuk konuşma sabah sabah. Ben peynir diyom sen ipucu diyon.
-Peki abim. Onu da sonra anlatırım artık:)

1 yorum:

Deniz Ural dedi ki...

Mutch Berfu, sen Eylül'de gel buralara, sıcağı bir güzel depolar gidersin yağmurlu memleketine :)