25 Aralık 2008 Perşembe

Sviiit Ciisıs olsun bu yazının başlığı da


Sevgili okur, cancaazım, zaten iki elin parmağını geçmiyor sayın, yerim seni:)
Biliyorum bu blogda arada daha ufuk genişleten şeyler okumak, ne bileyim en azından bir kitap eleştirisi falan görmek istiyorsun ama nafile. Bu aralar böyle...Yapacak birşey yok. Şindi artık resmi olarak vii vişş yu e meri kırismıs sularında olduğumuzdan mütevellit ve dahi ben yine gecenin ikisi olduğu halde uyuyamadığımdan, en iyisi bugünü anlatayım sana.

Kaç günlerdir nasıl bir telaş var şehirde anlatamam. Tükkanlar tıklım tıklım, herkes hediye paketlettiriyo, sokaklar deli bir soğuğa rağmen dolu ve bunun da tek nedeni tabii ki ohhh sweet jesus christ'ın doğumu. Bizim bayram alışverişleri de böyle olur gerçi. Bugün Ebru hatırlattı. Doğru. O yüzden kınamıyoruz yavru dutchları. Üstüne üstlük bu yavrucakların individuated self'ten bir an geri durarak related-self'e geçtikleri yegane zaman da işte 24-26 Aralık arasındaki birkaç güncüğe tekabül ettiğinden, yüzlerdeki gülümsemeyi, telaşı, çiçekçilerin önündeki kalabalığı falan görmek, bir yandan sevindiriyor beni. "Sana ne oluyosa lennn" diyen gudik okuyucu, seviyorum seni. Ben de bilmiyorum bana ne oluyor? Evet bana giren çıkan ne? Şöyle ki şimdi herkes X-mas'ı ailesiyle bacısıyla falan geçiriyo ya hani...Hani bizdeki bayramlar hesabı...Bizim aileler eşler dostlar da memlekette be caaanım okuyucu. Öyle olunca da tabii...

Neyse işte, öyle olunca da tabii işte, biz de Ebru'ylan birbirimize "yavrum you are the family here" diyerek bu iki geceyi yemekli memekli içkili türkülü geçirelim dedik. Tükkanlar cumartesiye kadar kapalı olacağından önce pazar, sonra Ankara Market, sonra Albert Heijn (Migros), sonra kasap ve sonra da peynirciye giderek alışveriş yaptık. Akşam bir şişe şarabı, yanında mezelerle hızlıca yuvarlayıp, akşam yemeği olarak da üstüne ıspanak yedikten sonra (halimize kimse acımasın, ıspanak çok güzeldi) bu sefer soluğu evin hemen ilerisindeki Katolik Kilisesi'nde aldık. Neden? Meraktan sefkili okuyucu, meraktan. X-mas öncesi yapılan şu ayinleri bir görelim, olay neymiş, ne değilmiş merakından. Üstelik daha bi havalı olur diye duaların Latince okunacağı ayini seçtik.

Kiliseye gittiğimizde içerisinin tepeleme dolu olduğunu gördük ve ilk başta "eee zaten biz de arkadan sessiz sessiz izleyeceğidik" diyerek duvara sırtımızı vererek dikildik. Sonra beyazlar içinde ve yeminlen de nur yüzlü bir rahip amca yanımıza gelerek bize hollandaca önde sağ tarafta yer olduğunu söyledi. Ben tabii bunu sadece adamın el kol hareketlerinden anladım. Ebruyla "ulenn şindi öne gidersek kalkamayız da bak, ama gitmezsek de rahibe ayıp olacak" diye bi onbeş saniyelik kararsızlıktan sonra, arkadan da gelenlerin baskısıyla öne ilerledik tabi kikir kikir. İyi de yapmışız. Ayin bir buçuk saat sürdü ve ben bu sırada dolap gibi birşeyin içine girip, delikli bir pencerenin önünde günah çıkarmanın, bir psikoloğa gidip de dert anlatmaktan çok daha rahatlatıcı olacağından tutun da, Tanrı'nın var mı yok mu oluşuna şu yaşıma kadar neden hala karar veremediğime dek birçok şey düşündüm. İkincisinin cevabını - yani neden hala karar veremediğimi - biliyorum ama bunu tabii ki burda anlatmaya gerek yok.
Ayin sonrası Ebru'yla eve döndük ve bugün kiraladığımız, benim de uzun süredir izlemek istediğim The Fountain'ı izledik (Cıkkk, heveslenme kuzum okuyucu, film eleştirisi de yapmayacağım uzun uzun). Güzeldi film...yani birkaç yeri hariç bence oldukça iyiydi ve bu yüzden de Venedik Film Festivali jürüciklerinin Darren Abi'ye neden "sen bi daha film milm çekme" dediklerini anlamadım.

Şimdi bu saatte bile hala uzaktan arada gümbürtüler geliyor. Neden? Bu memlekette havai fişek olayına birtek X-mas tatili zamanı izin varmış. Bu adamlar da "bütün sene patlatamıyoruz, geçen baldız evlendi, orda bile patlatamadık inan olsun" diyerek verediyorlar fişeğe abicim. "Etsinler elleme" dediğini duyar gibiyim cicim okuyucu ama süpersonik danışmanımdan öğrendiğim kadarıyla her sene en az yirmi kişi ya gözünü ya elini kaybediyormuş, telef oluyormuş bir kısım organ:/ Bunu söyleyince Talib ve ben geçenlerde beş adım ötemizde patlayan bir fişengin kulakları sağır eden etkisini ve bünyede yarattığı anlık mallığı da hatırlayınca, tırstım abicim. Şimdi güzel kardeşim de gelecek cuma günü ve yılbaşı gecesi iyice çığrından çıkan bu fişek atma olayları sırasında "sweet jesus" diye diye tırıs tırıs dolancaz ortalıkta muhtemelen.

Bu yazıyı, Dutch'ların nedense bize ısrarla sorduğu bir soruya, bir de buradan cevap vererek kapatmak istiyorum balım okuyucu. Sorunun ne olduğunu zaten cevaptan şıppp diye anlayacaksın. Ben de bunu saflıklarından mı laf olsun diye mi sorduklarını hala anlamamakla birlikte, yine de kendileriyle hiç dalga geçmeden aynen şöyle yanıtlıyorum her seferinde : "Nooo canparem, we don't celebrate X-mas in Turkey" :)

6 yorum:

elegimsagma dedi ki...

sana yazamadım, haberleşemiyoruz hiç. ama cok özledim seni, çok.

KuzeyGüney dedi ki...

Ben de Rabişcim...:/

yakınuzak dedi ki...

Öyle yazamıyorum, çizemiyorum demeklen olmaz. Herkes kullansın diye yaptığımız bir liste var heralde. Ben hemen bugün hayatımın son 2 ayını döküyorum yazıya, herkes sırayla yazacak, vala piriketi kafanızda un iderim...
Ben ikinizi de özledim, en çok ben özledim!!!

KuzeyGüney dedi ki...

Yavrıııııım, en çok senin özlemiş olman namümkün. Gurbetteyim bak, ben özledim en çok:/

Anıl Eraslan dedi ki...

efenim sizi de gunlugunuzu de tanimak cok memnun etti beni. Daha sik gorusmek uzere diyelim.

KuzeyGüney dedi ki...

Anılcım çok sağol:) Aynen diyelim. Ben de senin blogu takipte olucam. Sık sık bekliyoruz buralara da:)